Türkiye

İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI MASUMİYETLERİ KANITLANANA KADAR SUÇLU

Son on yılda gerçekleşen reform ve ilerlemelere rağmen bugünün Türkiye’sinde, « hassas » konularda insan hakları ihlallerini ihbar edenler ciddi bir suçlama politikasının hedefi olmaktadırlar. Bu « hassas » konular, farklılık hakkının savunulması (dini ya da etnik azınlıkların hakları, özellikle de Kürt sorunu, cinsel azınlıklarının hakları) ve Devlet’in ve kurumlarının eleştirilmesi (kurumlarının işleyişi, özellikle de yargının bağımsızlığı ya da Devlet’in ve ordunun insan hakları ihlalleri açısından dokunulmazlığı) hususlarını kapsamaktadır. Sivil toplumun insan hakları savunuculuğu alanındaki kilit unsurları bu politikadan etkilenmektedir : Sivil toplum örgütlerinin üyelerinin yanında avukatlar, sendikacılar, gazeteciler, entelektüeller ve akademisyenler, yazarlar, vicdani ret hakkının savunucuları ya da ihlallerin kurbanlarının aileleri, vb.

Reform paketleri kapsamında ortadan kaldırılmamış olan, özellikle de Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Yasası’ndaki baskıcı cezai hükümler ve idari uygulamalar bu tür faaliyetlerin suç addedilmesini mümkün kılmaktadır. Ayrıca, yasaların uygulanmasından yükümlü otoriteler, hakimler ve savcılar, nicedir hak ve özgürlükleri kısıtlamaya alışkın olarak, kanunları baskıcı bir biçimde uygulamayı sürdürmektedirler. Son yıllarda, savunma haklarıyla ilgili daha az korumacı kurallar uygulanmasını öngören ATL insan hakları savunucularına karşı sıklıkla kullanılmaktadır. Terörün muğlak tanımı ve mahkemeler tarafından yorumlanması, savcılara ve hakimlere, otoriteye ve faaliyetlerine karşı yapılan en basit eleştiriyi dahi terör örgütüne destek veya bu örgütlere üyelik olarak değerlendirme imkanını vermiştir. Uzun süreli önleyici tutukluluk sıklıkla kullanılmakta ve davanın sonucundan bağımsız olarak başlı başına bir cezalandırma yöntemi olarak görülmektedir.

5 Haziran 2012’de Ankara’da yapılan basın toplantısından görüntüler :

FIDH’ın başkanı Souhayr Belhassen « İnsan hakları savunucularının faaliyet ortamlarının iyileştirilmesi için bugün Türkiye’de adli sistemin derinlemesine gözden geçirilmesi bir gereklilikten de öte hale gelmiştir. Adil yargılanma hakkını bariz bir biçimde ihlal eden cezai kovuşturmalar yoluyla yargı, insan hakları savunucularını bastırmak, korkutmak ve cezalandırmak için bir silah olarak kullanılmaktadır. Bugün artık bu tür otoriter uygulamalara son verilmelidir » şeklinde ifade etmiştir.

2012 yılının başında, 105 gazeteci, 44 avukat, insan hakları örgütlerine üye en az 16 kişi ve 41 sendikacı özellikle terörizm suçlamalarıyla hala hapisteydi. En açıklayıcı örneklerden 1998’den beri yargılanan sosyolog Pınar Selek, 2009 Aralık ayından beri tutuklu avukat Muharrem Erbey ve 5 ayı aşkın süredir tutuklu bulunan yayıncı Ragıp Zarakolu vakaları, Türkiye’de yaşanan bu içler acısı durumun sadece görünen kısmıdır.

OMCT Genel Sekreteri Gerald Staberock « Bu süregelen adli kovuşturmaların, tam da kanunların koruması altında faaliyet gösteren, güçlü ve dinamik insan hakları savunucularına ihtiyaç duyulan bir zamanda sivil toplumda belli bir otosansür oluşumuna neden olmasından korkuyoruz » şeklinde eklemiştir.

Gözlem, Türk yetkililere, tavsiyelerine azami dikkat gösterilmesi, ülkede insan hakları savunucularının özgürce ve etkin bir şekilde faaliyet göstermesi için güvenli ve elverişli bir ortamın oluşturulması ve korunması için gerekli adımların atılması, özellikle de insan hakları savunucusu örgütler tarafından oynanan meşru rolün tam olarak tanınması, insan hakları alanındaki faaliyetleri nedeniyle tutuklu bulunan tüm insan hakları savunucularının serbest bırakılması, adli tacize son verilmesi ve insan hakları savunucularına karşı istismarlar üzerinde etkili soruşturmaların yürütülmesi yönünde çağrıda bulunmaktadır.

Film bulgu görev bakın:


TURKEY: Human rights defenders, guilty until... par Observatory_HRD

Rapor aşağıdaki bağlantıdan erişilebilir : http://fidh.org/IMG/pdf/i_nsan_haklari_savunuculari_masum_olduklari_kanitlanincaya_kadar_suc_lu_obs_turkey_eng_tur.pdf

Pınar Selek’in müebbet hapis cezası sonrası öfke

Istanbul 12 no’lu Ağır Ceza Mahkemesi 24 Ocak 2013 tarihinde toplumun güçsüz kesimlerinin haklarını aktif bir şekilde savunan yazar ve sosyolog Sayın Pınar Selek’i, 9 Temmuz 1998 tarihinde Istanbul Mısır Çarşısı bombalı saldırısına sözde karışmış ve terör örgütü üyesi olmaktan dolayı suçlu bulmuş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.

Gözlemevi, Sayın Pınar Selek’in 1998 yılında önce kanıt olmaksızın Kürdistan İşçi Partisi (PKK) destekçisi olmakla, daha sonra aynı yıl içinde 9 Temmuz günü Istanbul Mısır Çarşısı’nda bomba patlatılmasını sağlamakla suçlandığını hatırlatır. Bu suçlamalar doğrultusunda Selek iki yıl boyunca tutuklu ve 2000 yılındaki şartlı tahliyesine kadar işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Istanbul 12 no’lu Ağır Ceza Mahkemesi üç kere beraat kararı vermiştir: 2006, 2008 ve 2011. Ancak savcının beraat kararına karşı devamlı Yargıtay’da temyize gitmesi beraat kararlarını iptal ettirmiştir.

Gözlemevi, ceza davasının Sayın Pınar Selek’in bir terörist faaliyette bulunduğunu kanıtlayamadığını hatırlatır. Hatta mahkemece yürütülen soruşturmalar, patlamanın gaz kaçağına bağlı olarak gerçekleştiği ve olay mahalinde herhangi bir bombaya rastlanmadığını da büyük ölçüde teyid etmiştir. Buna ek olarak, soruşturma esnasında Selek’i suçlayan davanın diğer sanığı da mahkeme esnasında beyanını geri çekmişti.

Davayı takip ettiği süre boyunca Gözlemevi hem iç hukuk, hem de uluslararası insan hakları standartlarına ilişkin bir dizi usulsüzlük tespit etti. Konuya ilişkin bir yargı gözlem notu yakında yayınlanacak.

FIDH Başkanı Souhayr Belhassen Bu karar beni derinden sarstı. Bu bir adalet parodisidir şeklinde konuşarak, olayı kınadığını belirtti.

OMCT Genel Sekreteri Gerald Staberock ise şu açıklamayı ekledi: Bu emsalsiz bir dava. Bu kararı şiddetle kınıyoruz ve Türkiye’deki yargı mercilerini bu kararı ivedilikle tekrar incelemeye davet ediyoruz.

Özet olarak Gözlemevi, Türk yargı mercilerine son kararın tekrar gözden geçirilmesi şeklindeki çağrısını yineliyor ve Sayın Pınar Selek’in 14 yılı aşkın bir süredir maruz kaldığı kesintisiz tacize bir son vermesini istiyor, zira öyle görünüyor ki, bu karar sadece kendisinin meşru düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanmasını engellemek için verilmiştir.

İstanbul 38. FIDH Kongresine Ev Sahipliği Yapıyor

23-24 Mayıs 2013 tarihlerinde İstanbul bir hafta boyunca dünyanın insan hakları başkenti olacak. 130 ülkeden 200’den fazla sivil toplum örgütü “Demokratik Geçiş Süreçleri ve İnsan Hakları: Deneyimler ve Tehditler” teması etrafında tartışacak ve görüş alışverişinde bulunacaklar.

2003 Yılı Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı Şirin Ebadi, 2004-2012 yılları arasında Birleşmiş Milletler din özgürlüğü Özel Raportörlüğünü yapmış olan Hindistanlı Asma Jahangir, Bağımsız Seçim Yüksek Kurumu Başkanı Tunuslu Kamel Jendoubi’nin de aralarında bulunduğu 400’e yakın insan hakları savunucusu bu etkinlikte bir araya gelecekler.

Uluslararası Ceza Mahkemesi başkanı Sang-Hyun Song ve UCM Baş Savcısı Fatou Bensouda da bu etkinliğe katılacaklar.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Başkanı Souhayr Belhassen, Türkiye’nin kararlı bir süreçten geçmekte olduğunu belirterek şunları söyledi: Konferansımız bu anlamda çok uygun bir zamanda yapılıyor ve umuyoruz ki, bu beş günlük süre boyunca gerçekleştireceğimiz paylaşımlar insan hakları savunucularının ifade özgürlüğü, azınlık hakları ve adalet konularında önümüzde bulunan tehditleri daha iyi anlamasına katkıda bulunacaktır

Belhassen ayrıca, Türkiye ve PKK arasında başlatılan barış müzakerelerinin çatışmanın yönetiminde önemli bir dönüm noktasını oluşturduğunu, diyalog yönteminin seçilmiş olmasının çok önemli olduğunu, sonuç alıcı bir değişim için devam edilmesi gerektiğini ve bütün bu süreçlerde bir bütün olarak insan haklarının güvence altına alınmasının da önemli olduğunu ifade etti.

Yakın zamanda 22 sendika üyesi ile beş insan hakları savunucusunun tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaları ülkede insan haklarının iyileştirilmesine ilişkin bir bağlılığı yansıtmaktadır. Bu girişimler şimdi, haksız yere özgürlüğünden yoksun bırakılan bütün avukatlar, gazeteciler ve savunuculara da uygulanmalıdır. Türkiye bir dönüm noktasındadır, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki pek çok ülke tarafından gözlemlenmektedir. Dolayısıyla bir örnek oluşturmalıdır.

Bu bağlamda Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu, Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı’na Sayın Başbakan Erdoğan’a iletilmek üzere 8 temel alanda atılması gerekli adımları içeren bir tavsiye mektubunu takdim etmiştir. Bu adımlar, Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri ile uyumlu olarak, ifade özgürlüğünün tam olarak güvence altına alınması, siyasal şiddetle mücadele ederken insan haklarına saygı gösterilmesi, keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılanların serbest bırakılması, insan hakları ihallerinin mağdurlarının adalete, gerçeğe ve giderim mekanizmalarına erişiminin sağlanması ve bu ihlallerin bir daha tekrarlanmamasının güvence altına alınmasını içermektedir.

Mektuba aşağıdaki bağlantıdan erişilebilir.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), 100’den fazla ülkeden 164 insan hakları örgütünün bir araya getiren uluslararası bir hükümet dışı kuruluştur. Fıdh her üç yılda bir kongre yapmakta ve üyeleri ile birlikte eylem stratejisini oluşturmakta ve FIDH’in Uluslararası Bürosunu seçmektedir.

FIDH Dünya Kongresi Programı:
• 23/24 Mayıs: “İnsan hakları Ve Demokratik Geçiş Süreçleri: Deneyimler ve Tehditler. Basına açıktır. Programa buradan erişilebilir (İngilizce).
• 25-27 Mayıs 2013: FIDH Kongresi.(kapalı toplantı)

Barışı İnşa etmek için 8 adım: FIDH Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Eyleme Davet Ediyor

FIDH 38. Dünya Kongresini – 8 temel önlem
Sayın Başbakan,

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Türkiye’deki üye organizasyonları – İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)-38. Dünya Kongresini 23-27 Mayıs 2013 tarihleri arasında İstanbul’da yapmaktan memnuniyet duymaktalar.

Üç senede bir yapılmakta olan bu önemli FIDH Dünya Kongresi etkinliği, bu yıl bilhassa « Siyasal geçişler ve insan hakları: zorluklar ve deneyimler » temasını işleyecek. Kongrenin teması bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu ortam için oldukça geçerli. FIDH 38. Dünya Kongresi katılımcı sayısı itibarı ile yüz otuz ülkeden gelecek yüz seksen üye organizasyonu ile fevkalade bir toplantı olacak. Ayrıca, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başkanı ve yine aynı mahkemeden Bayan Savcı’nın bu toplantının şeref misafirleri olması bizim için gurur kaynağıdır.

Bu önemli etkinliğin arifesinde, Türkiye’nin barış görüşmeleri bağlamında Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile ilgili attığı kararlı adım konusunda bilhassa hassasız. Organizasyonlarımız, ateşkes anlaşmasını yakından takip edip ve tarafların önemli girişimlerini büyük bir memnuniyetle izlemektedir.

Ayrıca, 11 Nisan 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yargı sistemine ilişkin bir dizi yasal düzenlemenin (bundan sonra Dördüncü Yargı Paketi denilecektir) kabul edilmesini de memnuniyetle karşılamaktayız. Bu değişikliklerin bazıları Türkiye’deki sivil toplum tarafından dile getirilen bazı taleplere yanıt verirken, beklentilerin tamamını karşılamadığının da farkındayız. Türkiye’deki insan hakları uygulamaları Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletlerin bazı tavsiyeleri cevapsız kaldığı için kimi zaman ülkenizin uluslararası yükümlükleri ile açık ihtilaf halinde olmaktadır.

10 Nisan tarihinde 22 sendika üyesinin ve 16 Nisan tarihinde İHD üyesi beş insan hakları savunucusunun koşullu tahliyesi yetkililerin bu ihtilafı somut önlemlere çözme konusundaki istekliliğinin bir başka kanıtıdır. Size diğer insan hakları savunucusu, avukat ve gazetecilerin tahliyesinden ve bu kişilere yönelik iddiaların düşürülmesinden başlayarak böylesi daha fazla önlem almayı tavsiye ederiz.

Esasen, Türkiye’deki insan hakları durumuyla ilgili değindiğimiz hususlarda kesin bir değişikliğe katkı sunacak başka önemli önlemler bulunmaktadır. Bu konuda, insan hakları savunuculuğu özgürlüğü ve yasal savunma hakkı uluslararası hukukun [1] özel koruması altında olmasına rağmen yakın geçmişte [2] ciddi bir şekilde engellenen bu iki aktiviteyi güvence altına alması konusunda bilhassa duyarlıyız.

Bu bağlamda, organizasyonlarımız Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri uyarınca ifade özgürlüğüne riayeti güvence altına almak, insan hakları saygı bağlamında siyasal şiddete karşı mücadeleyi sağlamak, keyfi olarak hapiste tutulan kişileri tahliye etmek ve mağdurların adalet, hakikat ve tazminat haklarının sağlanması ve bunların tekrar etmemesinin güvence altına alınması için size 8 temel önlem sunmaktadır.

Uluslararası hukuk çerçevesinde ifade özgürlüğüne riayet edilmesinin güvence altına alınması

Medya ve aynı zamanda mahkemelerde Kürtçe dilinin kullanılmasına izin verilerek Türkiye’de çok dilliliğin gelişmesi için önemli kararlar kabul edildi. Buna ilaveten, 4. Yargı Paketi’nin “terör propagandasını” sınırlayan hükümleri ifade özgürlüğünü uluslararası hukukta güvence altında olduğu gibi tam olarak korumamasına karşın pozitif bir adımdır.

Organizasyonlarımız, size özellikle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ndeki mahkumiyetine yanıt olmak için daha fazla atmayı tavsiye etmektedir.

1. Türk milletini, Türk etnisitesini ve hükümet kurumlarını aşağılama (TCK 301. Madde), karalama ve aşağılama (TCK 125. Madde) hükümlerini yürürlükten kaldırın;

2. Nefret ve kin üzerine gelişmiş olan ifade özgürlüğü ve savunuculuğuna getirilmiş olan kısıtlamaların kaldırılması (“halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” TCK 216. Madde) bilhassa şiddete yönelik kışkırtma; ve

3. Özellikle vicdani ret konusunda ki (TCK 318. Madde) bütün hükümlerin 4. Yargı Paketi’nin içeriğinin ötesinde yürürlükten kaldırılması.

Siyasal şiddete karşı mücadelede insan hakları standartları ile uyumlu ve iç hukuktaki “terörizm” suçu tanımının uluslararası hukuk ile uyumlu olmasının sağlanması

Organizasyonlarımız Dördüncü Yargı Paketinin “terörizm” propagandasının (TCK 220/6. Madde) sınırını şiddet unsuru ekleyerek sınırlaması konusunda duyarlıdır. Fakat bu pozitif adım tek başına “terörist” faaliyetlerin tanımının daha fazla değiştirilmesini gerektiren uluslararası hukuk ile uyumu sağlamamaktadır. Bu nedenle, size

4. Terörle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Özel Raportörü’nün [3] tavsiyeleri ile uyumlu hale getirmek için “terörizm” faaliyetlerinin (mevcut Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. Maddesi’nde yer alan) ve “silahlı örgüt üyeliğinin” (TCK 314. Madde) tanımının değiştirilmesini.

Şiddet içermeyen ifade veya üyelik nedeniyle cezaevlerinde keyfi tutulan herkesi tahliye edilmesi

Birçok insan hakları savunucusu, sendikacı, gazeteci, entelektüel, avukat, öğrenci lideri, politik aktivist ve diğer sivil toplumun diğer kesimlerinden kişiler Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun yukarıda değinilen maddelerine dayanılarak suçlanmış, yargılanmış ve bazı davalarda ceza almıştır. Yakın zamanda, piyanist ve besteci Fazıl Say ve sosyolog Pınar Selek bu durumun örnekleridir. Bu hükümlerin kullanılması Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nce mahkum edilmesine yol açmıştır.

Yukarıda değinilen ceza hükümleri değiştirildiği veya yürürlükten kaldırıldığı için tutuklu bulunan kişilerin tahliye edilmesi ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesi önemlidir.

Terörle mücadele ederken insan haklarının korunması Özel Raportörü ‘nün tavsiyelerine göre yalnızca fiziksel şiddet uygulayan veya bu yönlü çaba içerisinde olan kişiler uygun yasal zeminde ve adil yargılanma hakkına uyumlu bir şekilde yargılanır.

Bu nedenle, size
5. TCK’nın yukarıda değinilen maddeleri uyarınca tutuklanan herkesin tahliye edilmesini ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesini tavsiye ediyoruz. Dikkatinizi özellikle FIDH üyesi İHD’nin şu anda cezaevinde bulunan ve/veya yargılanan üç yöneticisinin durumuna çekmek isteriz:
Muharrem Erbey-Diyarbakır Şubesi Eski Başkanı, Reşit Teymur-Siirt Şube Yöneticisi, Mensur Işık-Muş Şubesi Eski Başkanı
Diğer 8 kişi tahliye edilmelerine rağmen yargılanmaya devam ediyor: Orhan Çiçek ve Mehmet Şerif Süren-Aydın Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri, Veysi Parıltı-Mardin Şubesi Yöneticisi, Şaziye Önder-Doğubeyazıt Temsilcisi, Bekir Gürbüz-Adıyaman Şubesi Eski Başkanı, Osman İşçi- Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, Ali Tanrıverdi-Mersin Şubesi Başkanı, Dilek Hoş-Adana Şubesi Yöneticisi
Türkiye’nin uluslararası hukuktaki yükümlülüklerine uyum sağlaması için bu insan hakları savunucularının tahliye edilmesi ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Cezasızlık politikasına karşı mücadele edilmesi ve adalet, hakikat, tazminat haklarını sağlanması ve tekrar etmemesini güvence altına alınması

Organizasyonlarımız Dördüncü Yargı Paketi’nin işkence suçlarına ilişkin (TCK 94. Madde) sınırlama statüsünü kaldıran hükümlerini memnuniyetle karşılamaktadır. Bu hüküm cezasızlık politikasına karşı mücadeleye katkı ve geçmişteki suçlara da uygulanması durumunda böylesi başka suçların işlenmesini önlemeye katkı sunabilir.

Ayrıca, diğer hükümler şiddet mağdurlarının tüm haklarına erişimine yardım edebilir, uluslararası suçların işlenmesinin tekrar etmemesini güvence altına alabilir ve barışın güçlenmesine yönelik çabalara destek olabilir. Bu bağlamda, size
6. Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsünü onaylamanızı ve iç hukuka dahil etmenizi;
7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yetersiz görüşen tüm suç soruşturmalarının- zaman aşımı olmaksızın-yeniden açılması yetkisini vermenizi ve
8. Yasal sınırlamanın iptalinin geçmişteki suçlara da uygulanacağını ve sivillere yönelik kamu görevlilerinin şüpheli olduğu diğer uluslararası suçlara da uygulanacağını sağlamanızı tavsiye ederiz.

Farklı bölge ve ülkelerdeki deneyimlerimize dayanarak, böylesi önlemlerin uygulanmasının barışçıl bir gelecek inşa etmeye, Türkiye’nin girdiği görülen daha önce yaşanmamış geçiş sürecini güçlendirmeye yararlı bir şekilde katkı sunacağı kanaatindeyiz.

Her durumda bu konu sizin Türkiye’nin yasal mevzuat ve pratiğini uluslararası yükümlülüklere uyumlu hale getirme konusundaki kararlılığınızı ifade edecektir.
FIDH ve yüz seksen insan hakları organizasyonunun İstanbul’daki Dünya Kongresi arifesinde, ümidimiz ve size çağrımız bu yöndedir.

En derin saygılarımızla,

İyi çalışmalar

Souhayr Belhassen
FIDH Başkanı

̈Oztürk Türkdoğan
IHD Genel Başkanı

Metin Bakkalcı
HRFT genel sekreteri

Şanghay İşbirliği Örgütü: bir insan hakları ihlalleri aracı

ŞİÖ 15 Haziran 2001 tarihinde Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan tarafından kuruldu. 11 Eylül olayları, ŞİÖ’nün ciddi insan hakları ihlallerine ve sivil toplumu hedef alan baskıcı önlemler almaya varan otoriter güvenlik politikalarını sıkılaştırması için bir gerekçe oldu. On yılı aşkın bir süre önce ŞİÖ üye devletlerinden gelen insan hakları savunucuları “şer üçlüsü” olarak bilinen terörizm, aşırıcılık ve bölücülük ile mücadele bağlamında uygulanan ŞİÖ’nün güvenlik ve siyaset çerçevesi altında varılan anlaşmaların ulusal düzeyde uygulanması ve devletlerarası işbirliği sonucu ortaya çıkan pek çok ciddi boyutta insan hakları ihlalini belgelemiştir. Mahremiyet hakkı, ifade özgürlüğü, barışçıl bir şekilde toplanma ve dernek kurma hakkı, işkence görmeme özgürlüğü ve geri gönderilmeme zorunluluğu gibi temel hakların artan bir şekilde ihlal edildiği görülmektedir. Bu esnada, mağdurların ulusal düzeyde etkin kanun yollarına uygun bir erişimleri bulunmamaktadır. Bu cezasızlık bağlamında mağdurların uluslararası ve bölgesel insan hakları mekanizmaları ve kanun yollarına erişimi ek bir önem kazanmaktadır.

ŞİÖ’nün güvenlik ve siyasi işbirliği çerçevesi altında gerçekleşen uluslararası insan hakları ve mülteci yasası ihlalleri Kazakistan’ın Haziran 2011 tarihinde 29 mülteci ve sığınmacıyı gerçek bir işkence ve kötü muamele riski ile karşı karşıya kalacakları Özbekistan’a zorunlu olarak iade etmesini içeriyor. Kazakistan böylelikle taraf olduğu İşkenceye Karşı Sözleşme ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin ikisinde de önemli bir yere sahip olan geri-göndermeme temel zorunluluğunu (kişilerin işkence riski bulunan yerlere iade edilmemesi) ihlal etmiş oldu. Kazakistan ayrıca BM İşkence Karşıtı Komitesi’nin komitenin durum incelemesini devam ettirdiği müddetçe hükümetin söz konusu kişileri iade etmemesine ilişkin almış olduğu geçici tedbir kararını da uygulamayı ihmal etti. Komite Haziran 2012 tarihinde Kazak yetkililerin İşkence Sözleşmesi’ni ihlal ettiği yönünde bir karar almıştı. Buna rağmen, Kazakistan ve Özbekistan uymamaya devam etmektedir. Bugün çıkan raporda dört adet belgelenmiş insan hakları ihlalinin daha detayları yeralmaktadır. Rapor ile birlikte terörizmle mücadele bağlamında çeşitli uluslararası insan hakları koruma mekanizmalarını içeren bir el kitapçığı da verilmektedir.

ŞİÖ üye devletleri ağırlıklı olarak otoriter rejimler olarak bilinir. Dini, siyasi ve insan hakları aktivistleriyle, siyasi muhalefet üyeleri ve bazı ulusal azınlık temsilcilerini ulusal güvenlik ve istikrar gerekçesiyle baskı altında tutmayı haklı çıkarma eğilimindedirler. ŞİÖ hükümetleri sıklıkla bu bireyleri veya grupları aşırıcılıkla suçlayıp, siyasi içerikli davalar açmaktadırlar. “Aşırıcılık” tam tanımlanmamış bir kavramdır ve uluslararası camiada kabül görmüş ceza gerektiren bir suç değildir. Hatta ŞİÖ güvenlik çerçevesi net bir terörizm tanımı olmaksızın ulusal mevzuata göre uygulanmaktadır. Bunun sonucu olarak devlet yetkililerinin istismarına açık ve fazla geniş tutulmuş yasa ve yönetmelikler ortaya çıkmaktadır.

ŞİÖ doktrinlerinin üye devletlerinin iç hukukuna dahil edilmesi, Çin ve Rusya’nın ŞİÖ’nün hakim üyeleri olma statüsünden ileri gelerek bu ülkelerin bölgesel terörizm ile mücadele politikalarının ve uygulamalarının kendi ulusal sınırlarını aşması anlamına gelmektedir. Bu durumun, Orta Asya’da insan haklarının korunması için vahim bir anlamı vardır. 6 ve 7 Haziran 2012 tarihinde Pekin’de gerçekleştirilen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde üye devletler topyekün “bölgesel barış, güvenlik ve istikrarı tehdit eden etkinliklere” karşı uygulanacak mekanizmalar konusunda bir değişiklik kararı aldı.

FIDH Başkanı Souhayr Belhassen konuya ilişkin şöyle konuştu: Pekin’de alınan son karar ŞİÖ hükümetlerinin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki gibi halk isyanları karşısında duydukları ortak korkuyu yansıtmaktadır. Belhassen şöyle devam etti: ŞİÖ’nün güvenlik doktrinleri hali hazırda zaten aynı fikirde olmayanlar ve insan hakları savunucularına karşı kullanılan ve istismar edilen geniş kapsamlı ve kontrolsüz devlet iktidarını daha da güçlendirecektir.

FIDH’in ŞİÖ ülkelerinden gelen üyeleri ile partner örgütleriyle birlikte ŞİÖ üye devletlerine yönelik aldığı bir dizi tavsiye kararını aşağıda bulabilirsiniz:

  • Uluslararası insan hakları yasaları ve uluslararası mülteci yasasından ileri gelen yükümlülükleri yerine getirmek ve uluslararası insan hakları mercilerinin kararlarına uymak.
  • Münhasıran insan haklarının korunmasına odaklanmış bir ŞİÖ mekanizmasını geliştirmek ve uygulamak.
  • Şeffaf insan hakları ilkelerini benimsemek ve ŞİÖ üye devletlerinin kararlaştırdığı ŞİÖ ilke ve anlaşmalarının uygulanmasından doğan insan hakları sonuçlarının düzenli şekilde değerlendirilmesi.
  • Ölüm cezasının kaldırılması.
  • ŞİÖ üye devlet işbirliği bağlamında hükümet dışı insan hakları örgütleri dahil olmak üzere sivil toplum temsilcilerinin tartışma ve görüş alışverişine dahil edilmesi.
  • Terörizmle Mücadele Kapsamında İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri İlerletme ve Koruma BM Özel Raportörü’nü ülkeyi ziyaret etmesi için davet etmek ve 2009 yılında yayınladığı raporundakiler dahil olmak üzere tavsiyelerini uygulamak için kendisiyle beraber çalışmak.

Forum / İnsan hakları Ve Demokratik Geçiş Süreçleri: Deneyimler ve Tehditler


Forumun amacı

Bu forum, İnsan Hakları için Uluslararası Federasyon (FIDH) Kongresi çerçevesinde düzenlenmektedir. FIDH Kongresi, dünya çapında 164 üye kuruluşun ve diğer ortakların temsilcilerinden oluşan insan hakları savunucularını bir araya getiren, üç yılda bir düzenlenen büyük bir etkinliktir.

Bu yıl, Kongrenin Türkiye’de yapılmasına karar verilmiş ve konu olarak insan hakları perspektifinden siyasal dönüşümler seçilmiştir. Türkiye bugün, yıllarca süren kanlı çatışmalardan sonra, Kürt halkının temsilcileriyle devam eden barış müzakerelerinin yapıldığı bir dönemde, bir yol ayrımında durmaktadır. Ayrıca, Türkiye Ortadoğu, Kuzey Afrika’da yeni iktidara gelen ve siyasi dönüşüm sürecinde olan hükümetler tarafından yakından izlenmektedir.

Forum, yüzü aşkın ülkeden katılan insan hakları savunucusuna ve örgütüne ev sahipliği yapacaktır. Cezasızlığın kaldırılması, adaletin güçlendirilmesi, kurumların ve STÖ’lerin desteklenmesi, dinin yeri, kadınların dönüşümün itici gücü olarak rolü, azınlık hakları, ekonomik ve sosyal hakların desteklenmesi, özel şirketlerin ve uluslararası finans kuruluşlarının dönüşümdeki rolü gibi konular tartışılacaktır. Katılımcılar birlikler kuracak ve tespit edilen anahtar sorunlarla ilgili harekete geçmek için stratejiler belirleyeceklerdir.


kişilikleri

Shirin Ebadi, avukat, profesör, yargıç ve İran’da çocuk haklarının korunması için İnsan ve Toplum Hakları Savunucuları Derneği Merkezi kurucularındandır.

Shirin Ebadi, özellikle İran’daki kadın, çocuk ve siyasi tutukluların hakları konusunda İnsan Haklarının geliştirilmesi için gösterdiği çabalardan dolayı, 2003 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür. 2006 yılında, bir kadın ödül sahibi olan Jody Williams’la birlikte, Nobel Ödüllü kadınlar insiyatifini kurmuştur.
Ebadi İran’ın ilk kadın yargıçlardan biri ve Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinde bulunan ilk İranlı kadındır. Diğer İranlı kadınlar gibi, o da Şubat 1979’da devrimden sonra yargıçlık mesleğinin kadınlara yasaklanmasıyla birlikte görevinden alındı. Daha önce Başkanı olduğu mahkemenin kalemine atandı. Erken emeklilik talebi kabul edilen Ebadi’ye,1992’de avukat olarak çalışma izni verilmidi. Mesleğinde siyasi muhaliflerin savunuculuğunu üstlenen Ebadi, faaliyetleri nedeniyle birçok kez tutuklanmıştır.
Kamel Jendoubi, Tunus’ta Bağımsız Yüksek Seçim Kurumu eski Başkanı

Kamel Jendoubi Tunus’ta uzun yıllar insan haklarını savunmuş ve bunun sonucunda hayatının on yedi yılını sürgünde geçirmiştir.
Kamel Jendoubi, 1996 yılında Paris’te kurulan Tunus’ta Özgürlüklere ve İnsan Haklarına Saygı Komitesi kurucu üyelerindendir ve bu komitenin başkanlığını da yapmıştır. Ayrıca Tunus İki Yaka Yurttaşlığı Federasyonu ’nun (FTCR)kurulmasına katkıda bulunmuştur. Kahire İnsan Hakları Araştırmaları Enstitüsü’ne olduğu gibi, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı’na da başkanlık etmiştir.
Bin Ali rejiminin yıkılmasından sonra, Tunus’a geri dönebilen Kamel Jendoubi , 2011 Ekim ayında, bir kurucu meclis için seçimlerin düzenlenmesinden sorumlu kurum olan Bağımsız Yüksek Seçim Kurumu başkanı olmuştur.
Sidiki Kaba, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) Onursal Başkanı

2001 yılında FIDH’in başkanlığına seçilen Senegalli avukat SİDİKİ KABA, bu görevi üstlenen ilk Afrikalıdır. Daha önce, 1992 yılında Afrika İnsan Hakları Komisyonu nezdinde daimi TFIDH temsilcisi olan Kaba, 1997 yılında FIDH başkan yardımcılığı görevine seçilmişti.
Kaba, hukuk, felsefe ve modern edebiyat alanlarında lisans ve iş hukuku alanında mastır diploması aldığı Abidjan ve Dakar üniversitelerinden mezunudur. 1980 yılında Dakar barosuna giren Baka, 1985 - 2000 yılları arasın Baro yönetim kurulu üyeliği yapmıştır.
Başkan yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra 1995 ile 2000 yılları arasında daha önce başkan yardımcısı olduğu İnsan Hakları Ulusal Örgütü’nün (NHRO) başkanlığına seçilmiştir. Afrika’da birçok sivil toplum kuruluşunun, Başta Avukatlar Birliği, İnsan Hakları Inter-Afrika Birliği (UIDH), Afrika İnsan Hakları ve Demokrasi Çalışmaları Merkezi (ACDHRS) ve Afrika Anlaşmazlıkları Önleme Merkezi CAPREC) olmak üzere birçok Afrika sivilil toplum kuruluşunun da kurucu üyesidir.
Kaba, aralarında Fildişi Sahili eski başbakanı ve şu an ki cumhurbaşkanı, Ouattara ve Senegal eski başbakanı Idrissa Seck, eski diktatör cumhurbaşkanı Hisséne Habre’nin Çadlı işkence kurbanları, katledilen gazeteci Norbert Zongo’nun davasında Burkino Fasolu insan hakları savunucuları ve muhalifler, Gine eski muhalefet lideri ve şu anki Gine cumhurbaşkanı Alpha Condé, Fildişi Sahili eski muhalifi ve eski cumhurbaşkanı Laurent Gbagbo’nun bulunduğu birçok Afrikalı şahsiyetin de savunmasını üstlenmiştir.
Navaz Kotwal, Polis Reformu Programı Koordinatörü, Commonwealth Human Rights Initiative – CHRI).

Navaz, Commonwealth ülkelerinde insan haklarını savunan ve Yeni Delhi merkezli bir sivil toplum örgütü olan Commonwealth Human Rights Initiative ’ne gönüllü olarak katılmıştır. Navaz, için, Gujarat’ta ayaklanma kurbanlarının hukuki yardımdan yararlanabilmeleri için saha da destek vermiş ve bunlardan en yoksul ve dışlanmışları lehine bazı ilerlemeler sağlanmasına katkıda bulunmuştur. Şu anda Hindistan, Güney Asya ve Doğu Afrika ülkelerini kapsayan bir polis reformu ve adalete erişim çalışması yöneten bir grubun koordinasyonunu yapmaktadır. Hindistan’da ceza adaleti ile ilgili çok sayıda makale ve yayına imza atmıştır.
Cai Chongguo, China Labour Bulletin Müdür Yardımcısı.

Çin’de doğan Chongguo , kültür devrimi sırasında çiftçilik ardından işçilik yaotıktan sonra, felsefe profesörü olmuştur. 1989 yılındaki öğrenci hareketine aktif bir şekilde katılan ve katliam günü 4 Haziran’da Pekin’de Tiananmen Meydanı’nda bulunan Chongguo, Hongkong’a kaçmayı başarmış, oradan da uzun yıllar sürgünde yaşadığı Fransa’ya gitmiştir.
20 yıl boyunca yaşadığı Paris’te, kötü şartlarda ve yoksulluk içinde bir taraftan Çin’deki işçi hakları için mücadelesini sürdürürken, bir taraftan da oğlunu büyütmüştür. Cai Chongguo, Çin’deki işçi sınıfının özerk temsili için verdiği mücadelelerle tüm dünyada tanınmaktadır. Uzun yıllar, Avrupa’daki işçi örgütleri ve sendikalarla bağlantısını sağladığı Hong Kong’daki China Labour Bulletin için çalışmıştır. 2009 yılında Fransa’dan ayrılan ve Hong Kong’a taşınan Cai Chongguo, halen China Labour Bulletin müdür yardımcısıdır. Chongguo’nun Çin Twitter’ında (Weibo) çok sayıda takipçisi vardır.
Jacob van Garderen, Güney Afrika İnsan Hakları Avukatları (LHR) Ulusal Direktörü.

LHR, 34 yıldır Güney Afrika toplumunun demokratikleşmesini güçlendirmek için değişim vektörü olarak yasaları kullanan bir sivil toplum örgütüdür. Bu bağlamda LHR, Güney Afrika vatandaşı olsun ya da olmasın savunmasız, dışlanmış ve yoksul kişilere, anayasal haklarının ihlali halinde ücretsiz yasal destek sağlamaktadır.
Jacob, kurumun ve altı bürosunun yönetimi ile stratejik ihtilaflar, mülteciler, göçmenler, tarım reformu, köylü hakları, barınma hakkı ve çevreye dair haklar programlarından sorumludur.
Pretoria Üniversitesi’nde BCom ve hukuk eğitimi alan Jacob, 2003 yılından bu yana avukattır ve Johannesburg barosu üyesidir. Jacob’un, mülteci hakları konusunda çok yazmış ve ders vermiştir.
Dimitris Christopoulos, Yunan İnsan Hakları Derneği Başkan Yardımcısı

2003 - 2011 yılları arasında Yunan İnsan Hakları Derneği yönetim kurulu başkanlığını yapan Dimitris Christopoulos, halen derneğin başkan yardımcısıdır. Döneminde dernek, medyaların, siyasi partilerin, STK’ların ve Yunanistan’da faaliyet gösteren uluslararası örgütlerin düzenli olarak danıştığı, saygın bir örgüt haline gelmiştir. Yunan ve uluslararası basında yaptığı söyleşiler ve Yunan basınındaki düzenli yazıları ile Christopoulos, ülkesindeki insan hakları kültürüne duyarlılığa, özellikle ülkenin halen içinde bulunduğu bu mali kriz döneminde, önemli katkıda bulunmaktadır.
Atina Panteon Üniversitesinde, kamu hukuku, özellikle göçmen ve azınlık hakları ile olmak üzere insan hakları ve yurttaşlık dersleri vermektedir. "Yunan yurttaşı kim " başlıklı son kitabında, modern devletin kuruluşundan bugüne Yunan yurttaşlık statüsünü ele almaktadır.
Olivier de Schutter, BM Gıda Hakkı Özel Raportörü

Olivier De Schutter, uzun yıllardır 1992 yılından bu yana aktif üyesi olduğu Belçika İnsan Hakları Derneğinde başladığı insan hakları savunuculuğu alanında çalışıyor. Vicdani reddi sırasında, FIDH ve üyeleri derneklerin Avrupa Birliği temsilciliğini yürüten Brüksel Bürosunu kuran De Schutter, 2004 - 2008 yılları arasında FIDH’in küreselleşme ve insan haklarından sorumlu olarak genel sekreterliğini yapmış olup, 2008 yılından bu yana, BM Gıda Hakkı özel raportörü olarak çalışmaktadır. Bu görevi esnasında hazırladığı raporlar, bu sorun (tarım ekolojisi, toprak hakkı, tarım endüstrilerinin rolü, ticaret anlaşmalarının gıda hakkına etkileri, vb.) etrafında seferber olan aktörler için vazgeçilmez birer referans oluşturmaktadır.
Belçika’daki Louvain Katolik Üniversitesi’nde profesör olan De Schutter, New York Üniversitesi ve Kolombiya Üniversitesi gibi çeşitli üniversitelerde ders vermektedir.
Alirio Uribe Muñoz

Alirio Uribe, uzun yıllar yerinden edilmiş toplulukların, yerli halkların, köylülerin ve ülkesindeki sendikacıların haklarını savunmaya yoğunlaşmış Kolombiyalı bir avukattır., Kolombiya’da kendini insan hakları davasına adamış avukatların bir araya geldiği Colectivo Jose Alvear Restrepo isimli örgütün başkanlığını yapmış ve burada yer almıştır. Örgüt 1980’lerde kurulmuştur
Alirio Uribe Muñoz, özellikle hükümet tarafından desteklenen yarı-askeri grupların siyasi suikastlara, kayıplara ve yüz binlerce Kolombiyalının zorla yer değiştirilmesi operasyonlarına katılımı konusunda seferber olmuştur. 1990’ların sonlarında bu yarı-askeri gruplar, sendikacılar, insan hakları savunucuları, köylüler ve muhaliflere karşı suikastları hızlandırmışlardır. Alirio, 2003 yılında Martin Ennals İnsan Hakları Savunucuları Ödülü’ne layık görülmüştür.
Asma Jahangir, FIDH Başkan Yardımcısı.

Kendini bildi bileli insan haklarını savunmuş, Pakistanlı bir avukat olan Asma Jahangir, hem Pakistan’da hem de uluslararası düzeyde tanınan bir sivil toplum kuruluşu olan Pakistan İnsan Hakları Komisyonu (HRCP) kurucu üyelerinden ve başkanlarındandır. Asma Jahangir aynı zamanda, bağımsızlığının ülkenin geleceği için son derece önemli olduğu bir dönemde Pakistan Yüksek Mahkemesi Barosu’na başkanlık eden ilk kadın olmuştur., her zaman ülkesindeki kadınların, dini azınlıkların ve çalışanların hakları için baş kaldıran Asma Jahangir. Bu faaliyetleri nedeniyle birçok kez ölüm tehdidi almıştır.
1998-2004 yılları arasında yargısız infazlar, 2004-2010 yılları arasında ise din ve inanç özgürlüğü konularında BM Özel Raportörülüğü yapan Jahangir, önemli bir uluslararası kariyere sahiptir. 2006 yılında, Sudan’da Darfur BM Uluslararası Soruşturma Komisyonu üyeliğine atanmıştır. Jahangir birçok saygın ödülün sahibidir (UNESCO, Unifem, Ramon Magsaysay Ödülü, vb.)
Sophie Bessis, FIDH genel sekreter yardımcısı (Tunus)

Tarih doçenti olan Sophie Bessis, uluslararası örgütlerde (Unicef, Unesco) danışman olmadan önce, birçok dergi ve uzmanlık yayınında (Ferida, Afrika tarım, Genç Afrika, Farklı Yaşamak, Unesco’dan mektup...) editör olarak görev yapmıştır.
INALCO’da ve Paris I Üniversitesinde siyaset bilgiler bölümünde Kuzey-Güney ilişkileri dersi vermiştir. Ayrıca 2000 ve 2001 yılları arasında Uluslararası İşbirliği Yüksek Konseyi üyeliği yapmıştır.
Mağrip, kalkınma ve kadınlar üzerine on kadar kitabı vardırr. Halen Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü’nde (IRIS) araştırmacıdır.

Nancy Yunez Fuenzalida, Şili, “Observadorio ciudadano” Eşdirektörü

Nancy Yunez Fuenzalida, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Notre Dame Üniversitesi uluslararası hukuk bölümünde yüksek lisans programını tamamlamış bir avukattır. Nancy, Şili Üniversitesi hukuk fakültesinde hukuki antropoloji profesörüdür ve İspanya’da Bilbao Deusto Üniversitesi Pedro Arrupe İnsan Hakları Enstitüsü’nün BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Bürosu ile birlikte oluşturduğu halklar için insan hakları eğitim programı kapsamında profesörlük yapmaktadır. Yerli halklar, toprak hakları, doğal kaynaklar ve su hakkı uzmanı olan Nancy, Şili’deki yerli halkların haklarına yönelik çeşitli yayınların ortak yazarlığını yapmıştır.
Alison Tate, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) dış ilişkiler direktörü.

156 ülke ve bölgede 175 milyon işçiyi temsil eden ITUC’un 315 ulusal üyesi bulunmaktadır.
Ekonomi ve siyaset bilimi eğitimi alan Alison, Avustralya, Güneydoğu Asya ve Pasifik bölgelerinde çalışmıştır ve sendikalar, insan hakları, uluslararası ticaret ve yatırım, göçler ile çalışma hukuku ve şirket sorumluluğu standartları konusunda deneyim sahibidir.
Alison, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve diğer hükümetlerarası kuruluşlarda Avustralya sendikalarını temsil etmiştir. Sendika kapasitelerinin güçlendirilmesi ve çalışma standartlarına uyulması konularında, birçok uluslararası sivil toplum kuruluşunun yanısıra, ILO Better Work programı ve Uluslararası Finans Kurumu’na da danışmanlık hizmeti vermiştir.
Adilur Rahman Khan, Odhikar sekreteri.

Adilur Rahman Khan, Bangladeş Yüksek Mahkemesi avukatıdır. Tanınan bir insan hakları savunucusudur ve insan haklarını savunan bir sivil toplum örgütü olan Odhikar kurucu üyesi ve sekreteridir. Bangladeş Başsavcı yardımcılığı ve Uluslararası Göçmen Organizasyonu (IOM) Bölgesel Koordinasyon Grubu üyeliği yapmıştır.
Avukat olarak Adilur Rahman Khan, birçok davada kolluk kuvvetlerinin faili olduğu insan hakları ihlallerinin kurbanlarını savunmuştur. Yerli halkların yaşadığı Chittagong Tepeleri bölgesi halkının temel haklarını koruma ulusal komitesi üyes olarak ise, üç diğer avukatla birlikte, bu topluluğun olağanüstü bir düzenleme ile tutuklanan üyelerinin serbest bırakılmasını sağlamıştır.
Adilur Rahman Khan ayrıca, Dünya İşkence Karşıtı Örgütü genel meclisi üyesidir, İnsan Hakları ve Kalkınma Asya Forumu (Forum-Asya) yürütme kurulu ile ANFREL Vakfı ve Uluslararası HURIDOCS Danışma Konseyi Direktörler Bürosunda Odhika’yı temsil etmektedir.
Driss El Yazami, Fas İnsan Hakları Ulusal Konseyi Başkanı.

Driss El Yazami Fas’ta doğmuştur. İnsan Hakları mücadelecisi ve eski bir mülteci olarak, Fransa İnsan Hakları Derneği (LDH) başkan yardımcılığı, FIDH genel sekreterliği ve Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Yürütme Kurulu üyeliğinde bulunmuştur. Çalışmalarını, özellikle Génériques adlı Fransız Derneği bünyesinde göç konularına yoğunlaştıran El Yazami, uzmanlık alanı olan Fransa’daki yabancıların ve göçmenlerin tarihi konusunda, birçok tarihi serginin küratörlüğünü yapmıştır. El Yazami, "Migrance" adlı derginin de kurucusu ve yöneticisidir.
Driss El Yazami, 2005 yılında Eşitlik ve Uzlaşma Komisyonu ve Fas İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği yapmıştır. 2007 yılından bu yana, Yurt Dışındaki Faslılar Konseyi başkanlığı ve 2011’den bu yana da Fas İnsan Hakları Ulusal Konseyi başkanlığı yapmaktadır. Driss El Yazami, 2011 yılında Fas Anayasa Değişikliği Danışma Kurulu’nda da üye olarak yer almıştır.
Vincent BERGER

1948 doğumlu Fransız vatandaşı Vincent BERGER, hukuk doktorası (Paris II Üniversitesi - Panthéon-Assas) ve Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsü diplomasına sahiptir. Kariyerinin önemli bir bölümünü, Mart 2013’e kadar yedi yıl hukuk müşavirliğini yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (Avrupa Konseyi) geçmiştir. Bu görevi çerçevesinde, içtihadın kalitesi ve tutarlılığını sağlanması; içtihat araştırma ve bilgilendirme ile hakkaniyete uygun talep tatmininin yönetiminden sorumluydu.
1991 yılından bu yana, Avrupa Kolejinde (Brugge ve Varşova) ders veren Berger, Starzburg Mahkemesinin ictihadı ile ilgili birçok yayının ve özellikle insan haklarının uluslararsı ve Avrupa düzeyinde korunmasına dair sayısız makalenin de sahibi. Birçok hukukî derginin bilimsel kurulunun olduğu gibi, Uluslararası İnsan Hakları Enstitüsü yönetim kurulunun da üyesidir. Yakın zamanda Paris Barosuna üyelik başvurusunda bulunmuştur.


Program

PDF - 229.1 kb
Forum / İnsan hakları Ve Demokratik Geçiş Süreçleri

FIDH Türkiye üyeleri

FIDH 38. Kongresi için Fazıl Say Konuşması

http://www.fidh.org/barisi-insa-etmek-icin-8-adim-fidh-turkiye-cumhuriyeti-hukumetini-eyleme-13195

http://www.fidh.org/istanbul-38-fidh-kongresine-ev-sahipligi-yapiyor-13191

http://www.fidh.org/pinar-selek-in-muebbet-hapis-cezasi-sonrasi-ofke-13210


Bizi destekliyorlar

JPEG - 7.4 kb
JPEG - 14.2 kb
JPEG - 9.2 kb
JPEG - 7.4 kb
PNG - 7.5 kb
JPEG - 9.3 kb
PNG - 3.1 kb
PNG - 1.6 kb
JPEG - 13.1 kb
JPEG - 25.7 kb
PNG - 8.9 kb

Medyada FIDH

mediacontactagenda
Today’s Zaman (Türkiye)
Hurriyet Daily Neys (Türkiye)
Huriyet (Türkiye)
Milliyet (Türkiye)
Taraf (Türkiye)
Yahoo (Chile)
Al-tagheer (Arabic)
Slate Africa (France)
Timeturk (Türkiye)
Evrensel (Türkiye)
DHA (Türkiye)
Bianet (Türkiye)
Hurriyet (Türkiye)
Odatv (Türkiye)
Radikal (Türkiye)
Hakaekonline (Tunisia)
Posta (Türkiye)
Anayasa (Türkiye)
Bianet (Türkiye)
Yahoo! Noticias (en español)
Etkinlik akreditasyonu ve diğer bütün sorularınız için :

Arthur Manet

Medya İlişkileri Görevlisi

Eposta : amanet@fidh.org

Tel: +33 6 72 28 42 94

Audrey Couprie

Basın Ataşesi

Eposta : acouprie@fidh.org

Tel: +33 6 48 05 91 57

Çiğdem Mater & Nesra Gürbüz

Medya koordinatörleri (Türkiye)

Eposta : fidh.turkiye@gmail.com /
mater.cigdem@gmail.com /
nesrag@gmail.com

Tel: +90 53 229 11 211


İranlı avukat Karim Lahidji FIDH (Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu) Başkanı seçildi.

FIDH başkanlığı için iki aday yarıştı: FIDH Başkan Yardımcısı ve İran İnsan Hakları Savunma Derneği Başkanı Karim Lahidji ve FIDH Genel Sekreteri ve CCAJAR üyesi Luis Guillermo Perez Casas. Karim Lahidji ’in kazandığı seçimle FIDH tarihinde ilk kez bir İranlı tarafından yönetilecek.

Karim Lahidji seçildikten sonra şöyle konuştu:

‘Oylarınızla FIDH başkanı olarak seçilmek büyük bir onur. İlk mesajım dünyada keyfi olarak tutuklu olan bütün insan hakları savunucularına; bu arkadaşlarımızın keyfi tutukluluk durumunun sona ermesine ve serbest bırakılmalarına, onların iade-i itibar ve şartsız tahliyelerine kadar mücadelemizi devam ettireceğiz. İki arkadaşımızın adını özellikle anmak isterim. FIDH üyesi dostlarımız Belarus’da tutuklu bulunan Ales BIALIATSKI ve Bahreyn’de tutuklu bulunan Nabeel RAJAB her an aklımızda.’

‘Ayrıca Türk Hükümetine çağrımızı da yenilemek isterim. Keyfi olarak tutuklanan ve uzun süredir tutuklu yargılanan gazetecileri, avukatları ve sendikacıları serbest bırakın. Üyemiz İHD’nin Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey 2009 yılından bu yana Kürt yurttaşlara karşı uygulanan hak ihlallerini açığa çıkarttığı için hapiste.’

‘Kadınların hakları dünyanın pek çok ülkesinde tehdit altında. Mücadelemizin kalbinde şimdiye dek olmadığı kadar hakların evrenselliği olacak, ihlallerin takipçisi olacağız.’

FIDH, 38. Kongresinde üye sayısıni 164’ten 178’e çıkarttı. Kongre aynı zamanda, teklif edilen 26 kararı onayladı. Bu kararlar arasında Mali, Suriye, Malezya, Küba, Rusya ve Türkiye ile ilgili teklifler bulunuyor. Koltuğunu devreden Souheyr BELHASSEN, FIDH’in Onur Başkanı olarak atandı.
<span lang='en'>New FIDH international board, elected durin the 38th congress in Istanbul</span>

FIDH seçimlerinin tam listesi şöyle

Başkan : Karim Lahidji

Başkan Yardımcıları :
Ales BIALIATSKI, Belarus, 4 Ağustos, 2011 den beri Belarus’ta tutuklu. Yeniden seçildi.
Yusuf Alatas, Türkiye
Ezzedine Al Asbahi, Yemen
Dimitris Christopoulos, Yunanistan
Noeline Blackwell, İrlanda
Katie Gallagher, ABD
Tolekan Ismailova, Kırgızistan
Shawan Jabarin, Filistin
Dismas Kitenge Senga, Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Elsie Monge, Ekvator
Sheila Muwanga, Uganda
Rosemarie R. Trajano, Filipinler
Drissa Traoré, Fildişi Sahilleri
Paulina Vega Gonzalez, Meksika
Zohra Yusuf, Pakistan

Genel Sekreterler:
Amina Bouyach, Fas
Pierre Esperance, Haiti
Paul NSapu, Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Debbie Stothard, Burma
Dan Van Raemdonck, Belçika

Veznedar: Jean-François Plantin, Fransa

FIDH’e yeni üye olan Derneklerin listesi

Güney Afrika, Lawyers for Human Rights (LHR)
Angola, Associação Justiça, Paz e Democracia (AJPD)
Senegal, Ligue Sénégalaise des Droits Humains (LSDH)
Honduras, Comité de Familiares de Detenidos-Desaparecidos en Honduras
Çin, China Labour Bulletin (CLB)
Kazakistan, Kazakstan international Bureau for Human Rights and rule of law
Moldova, Promo-LEX
Özbekistan, Association internationale de défense des droits de l’Homme « Club des cœurs ardents »
Tacikistan, Tajik “Bureau on Human Rights and Rule of Law” (BHR)
Mısır, Egyptian Initiative for Personal Rights (EIPR)
Körfez Ülkeleri, Gulf Center for Human rights (GCHR)
Indonesia, KontraS
Kuveyt, Human Line Organisation
Lübnan, Centre Libanais des Droits Humains (CLDH)
Libya, Human Rights Association for Recording and Documenting War Crimes and Crimes Against Humanity
Filistin, Al Mezan Centre for Human Rights
Syria, Syrian Center for Media and Freedom of Expression (SCM)
Tunus, Doustourna
Tunus, Forum tunisien pour les droits économiques et sociaux (FTDES)

AÇIK MEKTUP - Re : Polis tarafından güç orantısız kullanımı

Mektup aşağıdaki FIDH üyesi kuruluşlar tarafından ortaklaşa imzalandı

Human Rights Commission of Pakistan - Pakistan Ligue des Droits de l’Homme - Fransa Philippine Alliance for Human Rights Advocates - Filipinler Zimrights - Zimbabve Asamblea Permanente de Derechos Humanos de Bolivia - Bolivya
Comision Ecuménica de Derechos Humanos - Ekvador Fundacion Regional de Asesoria en Derechos Humanos - Ekvador Internationale Liga fur Menschenrechte - Alamanya Observatoire Congolais des Droits de l’Homme - Demokratik Kongo Cumhuriyeti Association Marocaine des Droits de l’Homme - Fas
Ligue Hellenique des Droits de l’Homme - Yunanistan Asociacion Pro Derechos Humanos - Peru Bahrain Center for Human Rights - Bahreyn Gulf Center for Human Rights - Golf Ligue Tunisienne des Droits de l’Homme - Tunus
KontraS - Endonezya Human Rights Center - Georgia Kenya Human Rights Commission - Kenya Comite Permanente por a defensa de los Derechos Humanos - İngilizler Foundation for Human Rights Initiative - Uganda
Ligue Djiboutienne des Droits Humains - Cibuti Ligue Rwandaise pour la Promotion - Ruanda International League for Human Rights - Amerika Birleşik Devletleri Civil Liberties Organization - Ruanda Ligue Algérienne de Défense des Droits de l’Homme - Cezayir

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan,

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Türkiye’deki üye örgütlerimiz Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği, polisin 27 Mayıs 2013 tarihinde başlayan gösterilerde sergilediği orantısızlığı tartışmasız şiddet karşısında duyduğu kaygı ve isyan duygusunu ifade eder.

Gezi Parkı çevresindeki bir kentleşme projesine tepki olarak başlayan bu gösteriler, özellikle polisin Taksim Meydanındaki eylemcilere uyguladığı şiddetin ardından kısa sürede, baskıya karşı bir protesto hareketine dönüşmüştür.

Türkiye Tabipler Birliği’nin verdiği bilgiye göre, şu an itibarıyla, sadece Ankara, İzmir ve İstanbul’daki gösterilerde 2.800 kişi yaralanmış, dün 3 Haziran pazartesi günü gelen ilk ölüm haberinden sonra Salı günü de ikinci bir ölüm haberi gelmiştir. FIDH üyesi TİHV’ye ulaşan ilgilere göre 3.000’in üstünde gözaltı olmuş ve gözaltındakiler işkence, kötü ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmışlardır.

Üye örgütlerimiz TIHV ve IHD, uluslararası hukukun ve özellikle BM’in kolluk kuvvetleri tarafından şiddet ve ateşli silah kullanılmasına dair ilkelerinin ihlal edilerek göstericileri dağıtmakta aşırı ve orantısız göz yaşartıcı gaz kullanıldığını belgelemiştir.
Barışçıl başlayan gösterilerin bastırılmasında yaygın bir şekilde göz yaşartıcı fişek kullanılmış, bunların bir kısmı helikopterlerden göstericilerin olmadığı yerleşim bölgelerine atılmıştır. Birçok kez bu fişeklerin, gereklilik ve orantılılık ilkeleri hiçe sayılarak konutların içine atıldığı görülmüştür.

Ayrıca kısa mesafeden göstericilerin kafası hedef alınarak atılan gaz fişekleri birçok kişinin yaralanmasına veya kafatası travması geçirmesine yol açmıştır
Öte yandan, sıkılan gazın niteliğinin bilinmemesi ve yardıma gelen ambülanslara yapılan saldırılar, gösteride yaralananlara tıbbi yardımda bulunulmasını engellemiştir.

Bu bağlamda, sizi

  • barışçıl gösteri hakkı ve ifade özgürlüğünü güvence altına almaya
  • gözaltındaki bütün barışçıl göstericileri serbest bırakmaya
  • ihtiyacı olanların tıbbi yardıma ulaşmalarını sağlamaya
  • göstericilere karşı uygulanan polis şiddetine derhal son vermeye
  • işkence ve kötü muamele ile kolluk kuvvetleri tarafından orantısız güç kullanıldığı iddialarını araştırmak üzere bağımsız ve tarafsız bir soruşturma komisyonu oluşturmaya davet ederiz.
  • Geçen ay FIDH’in 38. Kongresi vesilesiyle Cumhurbaşkanı ve Başbakan Yardımcısına da ifade ettiğimiz gibi, FIDH Türkiye’deki sistematik ve mükerrer ifade özgürlüğü ihlallerinden özel bir kaygı duymaktadır. Son gelişmeler, hükümetin, göstericilerin ifade ettikleri meşru kaygılarına diyalog ve danışma yöntemleri yerine otoriter ve baskıcı bir yanıt vermesi korkumuzu teyit eder mahiyettedir.

Sizi bir kez daha, Türkiye’deki geçiş sürecinin başarıya ulaşmasının koşulu olan ve Sekiz Temel Önlemin hayata geçirilmesi çağrımızda ifade ettiğimiz reformları derinleştirmeye davet ederiz. Bu sürecin kilit taşı, ifade özgürlüğü ve onun doğal uzantısı barışçıl gösteri yapma özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır,

Karim Lahidji, FIDH Başkanı

Öztürk Türkdoğan, IHD Başkanı

Metin Bakkalcı, HRFT Genel Sekreter

Türkiye : Göstericilere ve Sivil Toplum’a karşı artarak devam eden ve kaygı verici baskılar.

FIDH, göstericilerden beş kişinin ölümüne rağmen, 28 Mayıs’tan beri ülkeye yayılan gösterilere karşı takınılan tavrı kaygı verici bulmaktadır. Resmi makamlar, ortamı sakinleştirmek, vatandaşların güvenliğini sağlamak ve ifade özgürlüğünü koruma altına almak yerine barışçıl göstericilere, gözlemcilere ve göstericilere yardım edenlere karşı gerçek anlamda bir « cadı avı » başlatmış durumdadır. Güvenlik güçlerinin açık şekilde orantısız ve/veya cezalandırılma gerektiren şiddet kullanımına karşı caydırıcı bir tavır da takınmamıştır.

Göstericiler arasından beşinci ölüm
2 Haziran tarihindeki gösterilerde yaralanan 19 yaşındaki öğrenci Ali ismail Korkmaz, 10 Temmuz tarihinde Eskişehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su saldırılarından kaçan bu genç öğrenci, birçok görgü tanığına göre, sivil polis olduğu söylenen bir grup tarafından yakalanıp ölümüne dövülmüştür. Yaralı halde ve kendi imkanlarıyla Eskişehir Yunus Emre Hastanesi’ne giden Ali ismail, bu hastanenin doktorları tarafından tedavi edilmeksizin ifade vermek üzere polis merkezine gönderilmiştir. Ertesi günden itibaren yoğun bakıma alınan öğrenci, geçirdiği beyin kanaması sonucunda hayatını kaybetmiştir. Eskişehir Tabip Odası bir soruşturma başlatmış ve ancak 15 gündür bir yanıt alamamıştır. Ali İsmail’in öldürüldüğü anın görüntüleri, bir otelin güvenlik kamerasınca tamamen net olarak kaydedilmesine rağmen, polis tarafından el konulduktan sonra kullanılamaz hale getirilmiştir. 11 Temmuz’da Hatay’da kaldırılan cenazesinde polis, katılımcılara müdahale etmiş, birçok kişi yaralanmış, başından gaz kapsülüyle vurulan Ibrahim Koçak yoğun bakıma alınmıştır.

Saldırganların cezasız kalması
Olaylar sırasında birçok kez, sivil giyimli kişiler barışçıl göstericilere saldırmıştır.

6 Temmuz Cumartesi günü, eli palalı bir kişi barışçıl göstericileri kovalayıp saldırırken amatör kameralar tarafından görüntülenmiştir. Farklı görüntüler, göstericilere yapılan bu saldırıya tanık olan polis güçlerinin pasifliği ve hatta saldırgana karşı takındıkları hoşgörülü tavrı ortaya koymuştur.

Aynı şekilde, 14 gün komada kaldıktan sonra 14 Haziran tarihinde hayatını kaybeden Ethem Sarısülük’ün öldürülmesinden sorumlu polis memurunun yine polis tarafından korunması ve serbest bırakılmış olması da resmi makamların tavrının bir örneğidir. Ateşli silahını açık bir şekilde yetkileri dışında kullandığı mahkeme bilirkişileri tarafından da teyit edilen polis memuru hala görev başındadır. Ethem Sarısülük’ün ailesi delillerin yok edildiği şikayetinde bulunmuştur; polisin ateş açtığı anda MOBESE kamerasının ani bir kadraj değişikliğiyle cinayeti görüntülemekten kaçındığı görülmüştür.

Özetle, gösterilerin başladığı günden beri, beşinci gösterici aldığı yaralar sonucu hayatını kaybetmiş olmasına rağmen, faillerle ilgili hiçbir soruşturmada henüz tutuklama kararı alınmamıştır.

Bu çok kaygı verici durum ciddi bir polis soruşturması yapılmayacağını düşündürüyor, ve bu fiili cezasızlık da vatandaşlara karşı yapılan ağır ve açık ihlalleri şüphesiz teşvik ediyor.

FIDH bu ağır şiddete karşı soruşturma açılmasının ve uygun cezaların verilmesinin önemine dikkat çekerek, kamuoyunda adli makamlara karşı bir güvensizlik hissi yaratılmaması gerektiğini düşünmektedir.

Kovuşturmalarda bugüne kadar çok sayıda aksaklık gözlemlenmiştir; bu bağlamda kovuşturma evresinde hakim ve savcıların bağımsızlıklarının gerekliliği konusunda hatırlatma yapma ihtiyacı doğmaktadır.

Gösteri yasakları, gösterici, gözlemci ve yardım edenlere karşı başlatılan « cadı avı »
31 Mayıs 2013 tarihli bir kararla İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından Gezi parkında başlatılan çalışmalara karşı yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. Sonrasında, İstanbul 1. İdare Mahkemesi tarafından, Kültür Bakanlığı’nın itirazına karşın, projenin iptali doğrultusunda verdiği karar, başvuru sahiplerine 2 Temmuz 2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

8 Temmuz Pazartesi günü, bu mahkeme kararının ardından, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu Gezi Parkı’nın halka açıldığını duyurdu. Hareketin öncüsü konumundaki Taksim Dayanışması bu duyuru üzerine destekçilerini parka gitmeye davet etti. Açıldıktan iki buçuk saat sonra, hiçbir meşru gerekçe olmadan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. Maddesince düzenlenen silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yapma hakkına aykırı olarak, polis tarafından parkın boşaltılması emri verildi. Polis yeniden orantısız ve kuralsız gaz kullanımında bulundu. Taksim Dayanışması bileşenlerinin yönetici ve üyelerinden 35 kişinin de aralarında bulunduğu 50 kişi yakalanıp gözaltına alındı [4]. Gözaltı süreleri 12 Temmuz’a kadar uzatıldı. Aynı zamanda, Taksim Dayanışması üyelerinin evlerinde, dayanak olarak Türk Ceza Kanunu’nun 166-122 ve 127. maddeleri gösterilerek, aramalar yapılmıştır. Gerekçe gösterilmeden ve Türk Ceza Kanunu ihlal edilerek, polis tarafından el konulan sabit disklerin kopyaları avukatlara verilmedi.

Taksim Dayanışması hareketinin koordinatörü Mimar Mücella Yapıcı 48 saat boyunca, yaralı göstericilere tıbbi yardım sağlanmasının koordinasyonunda aktif rol alan Istanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu ise 72 saat boyunca gözaltında tutulmuştur.

Sınır Tanımayan Gazetecilerden elde bilgilere göre,12 gazeteci, 6 Temmuz gösterilerini takip ederken polis tarafından gözaltına alınmıştır. Diğer saldırıya uğrayıp tehdit edilen gazeteciler ise: Milliyet’ten Yunus Dalgıç ve Arif Balkan; IMC TV’den Gökhan Biçici; Bianet’ten Elif Akgül; haber sitesi Gerçek Gündem’den Barış Yarkadaş; Sol gazetesinden Dilem Taştan; Ulusal Kanal’dan şengül Derin; Birgün gazetesinden Onur Erdem; Halk TV’den Makbule Cengiz, Aydınlık Gazetesi’nden Bestegül Öneren ve Selçuk Özmen, Özcan Yaman, Evrim Kurdoğlu ve Tuğçe Tatari.

Ayrıca, her türlü siyasi muhalefeti suç haline getirme çabaları da devam etmektedir [5] . 11 Haziran’da SDP merkezindeki tutuklamaların ardından, 6 Temmuz tarihinde İstiklal caddesi yakınlarındaki Türkiye Komünist Partisi merkezine de polis tarafından baskın düzenlenmiş, 23 kişi gözaltına alınmıştır.

8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece ise, Taksim meydanının boşaltılması sırasında polisler, İnsan Hakları Derneği İstanbul şubesine, arama izni olmaksızın, 3 kez zorla girmeye çalışmıştır.
Olayları gözlemleyen ve aracı konumunda olan IHD aynı zamanda 28 Mayıs’tan beri, göstericiler ve gösterici olmayanların insan hakları ihlali ihbarlarını kayıt altına almaktadır.

Son olarak, tutuklanan göstericilerin savunmasını üstlenen avukatlar, Çağlayan Adliyesi içinde yeniden saldırıya maruz kalmış, savcılık tarafından herhangi bir soruşturma başlatılmamıştır.

Bu sindirme politikaları, tutuklamalar ve baskınlar, FIDH’in savunduğu ilkeler nezdinde, güvenlik güçlerinin uymaları gereken hukuki yükümlülüklerin açık bir şekilde ihlalini oluşturmaktadır.

Siyasi katılaşma ve şehircilik usulleri reformu

Taksim meydanındaki gösterilerin başından beri, Mimarlar Odası, şehir Plancıları Odası ve diğer meslek odaları, konuyu ilgili mahkemelere de taşıyarak, bu kadar önemli bir kentsel dönüşüm projesinde meslek odalarının fikrine başvurulmamasını eleştirmişlerdir.

Mimarlar ve şehir plancıları odaları tarafından kendisine yükümlülükleri hatırlatılan hükümet, misilleme olarak, 9 Temmuz gecesi meslek odalarına danışma ve odalardan onay alma mecburiyetini kaldıran bir kanunu meclisten geçirmiştir.

FIDH bu siyasi kararı talihsiz bir tercih olarak değerlendirmekte ve zaten gergin olan siyasi ortamı daha da kızıştıracağına inanmaktadır.

FIDH Türk resmi makamlarına aşağıdaki tavsiyelerini hatırlatır :

  • Demokratik olarak seçilmiş hükümetlere karşı da olsa, barışçıl gösteri yapma hakkının korumaya alınması,
  • ifade özgürlüğünün koruma altına alınması,
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. Maddesince de korunan, Anayasal haklarını kullanmış olan tüm barışçıl göstericilerin serbest bırakılması,
  • Göstericilere karşı uygulanan polis şiddetinin derhal durdurulması,
  • Kamu düzenini korumakla yükümlü güçler tarafından orantısız şiddet kullanımıyla ilgili bağımsız ve tarafsız uluslararası bir araştırma komisyonu kurulması,
  • İnsan hakları ihlallerinin sorumlularının soruşturulması ve yargılanması.

Ayrıca, FIDH uluslararası kamuoyunu da :

  • gösterilerde kullanılan orantısız şiddeti en açık dille kınamaya;
  • göz yaşartıcı gazların ve tazyikli suyun sistematik olarak kullanılmasını, bahsi geçen gazların kapalı mekanlara sıkılmasını ve plastik mermiler ile ateş açılmasını kınamaya ;
  • bağımsız uluslararası bir araştırma komisyonu kurulması için çağrı yapmaya;
  • güvenlik güçleri tarafından aşırı veya orantısız şiddet kullanımıyla ilgili soruşturmalar sonuçlanana ve sorumlular cezalandırılana kadar göz yaşartıcı gaz ve gösterilere müdahale araçlarının satışını ve ihracının askıya almaya davet etmektedir.

Yunanistan – Türkiye: “Tehlikeli güzergah, insanlar ölüyor.”

Bunlar kurumumuzun Yunanistan ve Türkiye’de gerçekleştirdiği ve heyetimizin Yunanistan’daki çeşitli gözaltı merkezlerine erişerek mülteci ve göçmenlerle mülakat yapabildiği inceleme gezisi sonucu elde ettiği bulgular. Heyet sınırlarda Yunan-Türk sınırındaki mülteci kontrolünde yer alan çeşitli organlarca gözardı edilemeyecek yaygın insan hakları ihlalleri gözlemledi.

Yunanistan’da birçok mağdur, denizde ya da Avrupa toprağına ayak bastıktan sonra bile Yunan sahil güvenlik görevlilerince geri gönderildiklerini rapor etmekte [6]. Bu mağdurlar istatistiklerde yer bulamaktadır. Heyetimiz bu görünmez insanların bazılarıyla buluşup sahil güvenlik görevlilerince kendilerine yönelik gerçekleştirilen şiddet hikâyelerinin detaylarını not edebildi: kötü muameleler (hamile kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere), hırsızlık (mücevher, para, cep telefonları), kimliklere el konulup çoğunlukla denize fırlatılması ve botların Türk kıyılarına doğru geri gönderilmesi.

Göç ve iltica alanında sürmekte olan ve Avrupa mahkemeleri tarafından defalarca aleyhte hüküm verilen sistemik hataları ele almayı amaçlayan reformların çalışması devam etmekte. Fakat göçmenlerin durdurulmasındaki sorumlulukta karışıklık hakim. Yunanistan toprağında kalmayı başarabilenler kimlik tespiti sürecinde, refakatsiz çocuklar da dahil olmak üzere, yetkililer tarafından sistematik bir şekilde gözaltına alınıyor-Yunanistan bu uygulama nedeniyle yakın zamanda mahkum edildi. Serbest bırakılan göçmenlere bölgeyi 30 gün içinde terk etme emri veriliyor. Yunanistan bölgesinde hiçbir hakları yok. Kabul edilen sığınma taleplerinin ise oranı çok düşük ve ırkçı saldırılar giderek artmakta.

Afganlar, Iraklılar, Somalililer, Sudanlılar, Eritrealılar, Suriyeliler ve Filistinliler Yunanistan ve Türkiye arasında kapana sıkışmış durumda. Her iki ülke, Avrupa’nın da desteğiyle, bu kişilerin varlığını giderek artan şekildeki sınır kontrolü politikalarını haklı göstermek için kullanıyor.

Türkiye’de Nisan 2013’de kabul edilen ve 2014 yılı Nisan ayında yürürlüğe girecek olan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu mültecilerin yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili kaygıları azaltmak için küçük bir katkı sundu. Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne Avrupa dışından gelen sığınmacıların taleplerini kabul etmemek koyduğu coğrafi çekinceyi sürdürüyor. Her ne kadar bir ilerleme işareti olarak gösterilse de, yeni kanun Avrupa hukukunun birçok eksikliğini (sığınma talepleri için hızlandırılmış prosedürlerin kullanımının arttırılması; geri dönüşü karara bağlanmamış kişilerin 12 aya kadar gözaltında tutulması) yeniden üretiyor. Bu reformlar Türkiye’nin, uluslararası insan hakları yükümlülüklerini karşılamadan “Avrupa eğilimini” benimsediğinin bir işareti. Özellikle gözaltı merkezlerindeki insanların sığınma prosedürlerine zor erişim, kişisel verinin korunmasına ilişkin yasanın bulunmaması, reşit olmayan kişilerin ve ailelerin gözaltına alınması, adli yardıma erişimin olmaması, bir kaç ay önce bir kaç yüz Suriyelinin geri dönmeye zorlanması. En ciddi ihlaller arasında sayılabilecekler: sığınma prosedürlerine erişimin bilhassa gözetim merkezlerinde tutulan kişiler için zorluğu, kişisel verilerin korunması ile ilgili yasaların yokluğu, çocukların ve ailelerin gözetim altında tutulması, hukuku yardıma erişim eksikliği. Türkiye’deki yetkililer ilk Suriyeli grup geldiği andan itibaren yüzlerce sığınmacıyı Suriye’ye zorla geri göndermiştir. Reformun etkisi uluslararası yükümlülükleri karşılamak için gerekli yapısal eksikliklerle fakat aynı zamanda Türkiye AB’ye girmek için herhangi bir yasal bir imkanı bulunmayan kişilerin nihai sorumluluğunu üstlenmeye zorlanma gerçeği ile sınırlandırılmıştır.

Avrupa ne yapıyor? Bu ihlallere şahitlik eden ve, en azından dolaylı olarak, dahil olan Avrupa Birliği Sınır Güvenliği, Frontex, ve onun arkasındaki Avrupa kurumlarının pozisyonu nedir?

AB’nin Yunanistan desteğin son birkaç yıldır esas olarak Türkiye ve Yunanistan arasındaki deniz ve kara sınırlarında Frontex’in varlığını güçlendirmeye odaklanıyor. Ancak, Frontex’in varlığı göçmenlerin kabulüne ilişkin zorlu koşullarda herhangi bir değişiklik yaratmadı. Ne de sınırlarda insan hakları ihlalleri devam ederken mültecilerin bu rotayı kullanmasının risklerini ele aldı.

Göçmenlerin Türkiye’deki son derece kötü durumunun AB ve Türkiye arasında bir geri kabul anlaşmasının müzakeresine, gözaltı merkezlerini inşası için fon sağlanmasına, ya da Türk yetkililer ve Frontex arasında gelecekteki işbirliği imkanlarına bir engel teşkil etmediği görülüyor.

Geçtiğimiz birkaç haftada Lampedusa kıyılarında yaşanan trajedi Avrupa kıtasına ulaşmaya çalışan göçmenlerin sıkıntılı durumlarına ilişkin farkındalığı arttırmış gözüküyor. AB bu durumu ele almak için şimdi Frontex’in kapasitesini arttırmayı düşünüyor. Ancak, kurumlarımız göçmenlerin kötü koşullarının ve kullandıkları rotaların tehlikeli olmasının özünün Avrupa bölgesine erişimin alternatifi olmaması ve Avrupa sınırları içerisindeki yetersiz kabul koşulları ile yakın ilişkili olduğunu yorulmaksızın uyarmaktadır.

Arttırılmış sınır kontrolleri yaşamları kurtarmıyor fakat bunun yerine ağır insan hakları ihlallerine ve hatta kadın, erkek ve çocukların ölümlerine yol açıyor.

Heyet Raporu 2014’ün ilk çeyreğinde yayımlanacaktır.

Bu açıklamayı destekleyen STK’lar.
ABCDS Oujda (Fas), AMDH (Moritanya), AMDH (Fas) , AME (Mali), ARACEM (Mali), ARCI (İtalya), CIRÉ (Belçika), CNCD 11.11.11. (Belçika), Fasti (Fransa), GADEM (Fas), GISTI (Fransa), GRAMI AC (Kamerun’da yer alan ağ), Justice Without Borders for Migrants (Avrupa-Afrika Ağı, La Cimade (Fransa), LDH Belçika, Progress Lawyer Network (Belçika)