Türkiye

İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI MASUMİYETLERİ KANITLANANA KADAR SUÇLU

Son on yılda gerçekleşen reform ve ilerlemelere rağmen bugünün Türkiye’sinde, « hassas » konularda insan hakları ihlallerini ihbar edenler ciddi bir suçlama politikasının hedefi olmaktadırlar. Bu « hassas » konular, farklılık hakkının savunulması (dini ya da etnik azınlıkların hakları, özellikle de Kürt sorunu, cinsel azınlıklarının hakları) ve Devlet’in ve kurumlarının eleştirilmesi (kurumlarının işleyişi, özellikle de yargının bağımsızlığı ya da Devlet’in ve ordunun insan hakları ihlalleri açısından dokunulmazlığı) hususlarını kapsamaktadır. Sivil toplumun insan hakları savunuculuğu alanındaki kilit unsurları bu politikadan etkilenmektedir : Sivil toplum örgütlerinin üyelerinin yanında avukatlar, sendikacılar, gazeteciler, entelektüeller ve akademisyenler, yazarlar, vicdani ret hakkının savunucuları ya da ihlallerin kurbanlarının aileleri, vb.

Reform paketleri kapsamında ortadan kaldırılmamış olan, özellikle de Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Yasası’ndaki baskıcı cezai hükümler ve idari uygulamalar bu tür faaliyetlerin suç addedilmesini mümkün kılmaktadır. Ayrıca, yasaların uygulanmasından yükümlü otoriteler, hakimler ve savcılar, nicedir hak ve özgürlükleri kısıtlamaya alışkın olarak, kanunları baskıcı bir biçimde uygulamayı sürdürmektedirler. Son yıllarda, savunma haklarıyla ilgili daha az korumacı kurallar uygulanmasını öngören ATL insan hakları savunucularına karşı sıklıkla kullanılmaktadır. Terörün muğlak tanımı ve mahkemeler tarafından yorumlanması, savcılara ve hakimlere, otoriteye ve faaliyetlerine karşı yapılan en basit eleştiriyi dahi terör örgütüne destek veya bu örgütlere üyelik olarak değerlendirme imkanını vermiştir. Uzun süreli önleyici tutukluluk sıklıkla kullanılmakta ve davanın sonucundan bağımsız olarak başlı başına bir cezalandırma yöntemi olarak görülmektedir.

5 Haziran 2012’de Ankara’da yapılan basın toplantısından görüntüler :

FIDH’ın başkanı Souhayr Belhassen « İnsan hakları savunucularının faaliyet ortamlarının iyileştirilmesi için bugün Türkiye’de adli sistemin derinlemesine gözden geçirilmesi bir gereklilikten de öte hale gelmiştir. Adil yargılanma hakkını bariz bir biçimde ihlal eden cezai kovuşturmalar yoluyla yargı, insan hakları savunucularını bastırmak, korkutmak ve cezalandırmak için bir silah olarak kullanılmaktadır. Bugün artık bu tür otoriter uygulamalara son verilmelidir » şeklinde ifade etmiştir.

2012 yılının başında, 105 gazeteci, 44 avukat, insan hakları örgütlerine üye en az 16 kişi ve 41 sendikacı özellikle terörizm suçlamalarıyla hala hapisteydi. En açıklayıcı örneklerden 1998’den beri yargılanan sosyolog Pınar Selek, 2009 Aralık ayından beri tutuklu avukat Muharrem Erbey ve 5 ayı aşkın süredir tutuklu bulunan yayıncı Ragıp Zarakolu vakaları, Türkiye’de yaşanan bu içler acısı durumun sadece görünen kısmıdır.

OMCT Genel Sekreteri Gerald Staberock « Bu süregelen adli kovuşturmaların, tam da kanunların koruması altında faaliyet gösteren, güçlü ve dinamik insan hakları savunucularına ihtiyaç duyulan bir zamanda sivil toplumda belli bir otosansür oluşumuna neden olmasından korkuyoruz » şeklinde eklemiştir.

Gözlem, Türk yetkililere, tavsiyelerine azami dikkat gösterilmesi, ülkede insan hakları savunucularının özgürce ve etkin bir şekilde faaliyet göstermesi için güvenli ve elverişli bir ortamın oluşturulması ve korunması için gerekli adımların atılması, özellikle de insan hakları savunucusu örgütler tarafından oynanan meşru rolün tam olarak tanınması, insan hakları alanındaki faaliyetleri nedeniyle tutuklu bulunan tüm insan hakları savunucularının serbest bırakılması, adli tacize son verilmesi ve insan hakları savunucularına karşı istismarlar üzerinde etkili soruşturmaların yürütülmesi yönünde çağrıda bulunmaktadır.

Film bulgu görev bakın:


TURKEY: Human rights defenders, guilty until... par Observatory_HRD

Rapor aşağıdaki bağlantıdan erişilebilir : http://fidh.org/IMG/pdf/i_nsan_haklari_savunuculari_masum_olduklari_kanitlanincaya_kadar_suc_lu_obs_turkey_eng_tur.pdf

Pınar Selek’in müebbet hapis cezası sonrası öfke

Istanbul 12 no’lu Ağır Ceza Mahkemesi 24 Ocak 2013 tarihinde toplumun güçsüz kesimlerinin haklarını aktif bir şekilde savunan yazar ve sosyolog Sayın Pınar Selek’i, 9 Temmuz 1998 tarihinde Istanbul Mısır Çarşısı bombalı saldırısına sözde karışmış ve terör örgütü üyesi olmaktan dolayı suçlu bulmuş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.

Gözlemevi, Sayın Pınar Selek’in 1998 yılında önce kanıt olmaksızın Kürdistan İşçi Partisi (PKK) destekçisi olmakla, daha sonra aynı yıl içinde 9 Temmuz günü Istanbul Mısır Çarşısı’nda bomba patlatılmasını sağlamakla suçlandığını hatırlatır. Bu suçlamalar doğrultusunda Selek iki yıl boyunca tutuklu ve 2000 yılındaki şartlı tahliyesine kadar işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Istanbul 12 no’lu Ağır Ceza Mahkemesi üç kere beraat kararı vermiştir: 2006, 2008 ve 2011. Ancak savcının beraat kararına karşı devamlı Yargıtay’da temyize gitmesi beraat kararlarını iptal ettirmiştir.

Gözlemevi, ceza davasının Sayın Pınar Selek’in bir terörist faaliyette bulunduğunu kanıtlayamadığını hatırlatır. Hatta mahkemece yürütülen soruşturmalar, patlamanın gaz kaçağına bağlı olarak gerçekleştiği ve olay mahalinde herhangi bir bombaya rastlanmadığını da büyük ölçüde teyid etmiştir. Buna ek olarak, soruşturma esnasında Selek’i suçlayan davanın diğer sanığı da mahkeme esnasında beyanını geri çekmişti.

Davayı takip ettiği süre boyunca Gözlemevi hem iç hukuk, hem de uluslararası insan hakları standartlarına ilişkin bir dizi usulsüzlük tespit etti. Konuya ilişkin bir yargı gözlem notu yakında yayınlanacak.

FIDH Başkanı Souhayr Belhassen Bu karar beni derinden sarstı. Bu bir adalet parodisidir şeklinde konuşarak, olayı kınadığını belirtti.

OMCT Genel Sekreteri Gerald Staberock ise şu açıklamayı ekledi: Bu emsalsiz bir dava. Bu kararı şiddetle kınıyoruz ve Türkiye’deki yargı mercilerini bu kararı ivedilikle tekrar incelemeye davet ediyoruz.

Özet olarak Gözlemevi, Türk yargı mercilerine son kararın tekrar gözden geçirilmesi şeklindeki çağrısını yineliyor ve Sayın Pınar Selek’in 14 yılı aşkın bir süredir maruz kaldığı kesintisiz tacize bir son vermesini istiyor, zira öyle görünüyor ki, bu karar sadece kendisinin meşru düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanmasını engellemek için verilmiştir.

İstanbul 38. FIDH Kongresine Ev Sahipliği Yapıyor

23-24 Mayıs 2013 tarihlerinde İstanbul bir hafta boyunca dünyanın insan hakları başkenti olacak. 130 ülkeden 200’den fazla sivil toplum örgütü “Demokratik Geçiş Süreçleri ve İnsan Hakları: Deneyimler ve Tehditler” teması etrafında tartışacak ve görüş alışverişinde bulunacaklar.

2003 Yılı Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı Şirin Ebadi, 2004-2012 yılları arasında Birleşmiş Milletler din özgürlüğü Özel Raportörlüğünü yapmış olan Hindistanlı Asma Jahangir, Bağımsız Seçim Yüksek Kurumu Başkanı Tunuslu Kamel Jendoubi’nin de aralarında bulunduğu 400’e yakın insan hakları savunucusu bu etkinlikte bir araya gelecekler.

Uluslararası Ceza Mahkemesi başkanı Sang-Hyun Song ve UCM Baş Savcısı Fatou Bensouda da bu etkinliğe katılacaklar.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Başkanı Souhayr Belhassen, Türkiye’nin kararlı bir süreçten geçmekte olduğunu belirterek şunları söyledi: Konferansımız bu anlamda çok uygun bir zamanda yapılıyor ve umuyoruz ki, bu beş günlük süre boyunca gerçekleştireceğimiz paylaşımlar insan hakları savunucularının ifade özgürlüğü, azınlık hakları ve adalet konularında önümüzde bulunan tehditleri daha iyi anlamasına katkıda bulunacaktır

Belhassen ayrıca, Türkiye ve PKK arasında başlatılan barış müzakerelerinin çatışmanın yönetiminde önemli bir dönüm noktasını oluşturduğunu, diyalog yönteminin seçilmiş olmasının çok önemli olduğunu, sonuç alıcı bir değişim için devam edilmesi gerektiğini ve bütün bu süreçlerde bir bütün olarak insan haklarının güvence altına alınmasının da önemli olduğunu ifade etti.

Yakın zamanda 22 sendika üyesi ile beş insan hakları savunucusunun tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaları ülkede insan haklarının iyileştirilmesine ilişkin bir bağlılığı yansıtmaktadır. Bu girişimler şimdi, haksız yere özgürlüğünden yoksun bırakılan bütün avukatlar, gazeteciler ve savunuculara da uygulanmalıdır. Türkiye bir dönüm noktasındadır, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki pek çok ülke tarafından gözlemlenmektedir. Dolayısıyla bir örnek oluşturmalıdır.

Bu bağlamda Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu, Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı’na Sayın Başbakan Erdoğan’a iletilmek üzere 8 temel alanda atılması gerekli adımları içeren bir tavsiye mektubunu takdim etmiştir. Bu adımlar, Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri ile uyumlu olarak, ifade özgürlüğünün tam olarak güvence altına alınması, siyasal şiddetle mücadele ederken insan haklarına saygı gösterilmesi, keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılanların serbest bırakılması, insan hakları ihallerinin mağdurlarının adalete, gerçeğe ve giderim mekanizmalarına erişiminin sağlanması ve bu ihlallerin bir daha tekrarlanmamasının güvence altına alınmasını içermektedir.

Mektuba aşağıdaki bağlantıdan erişilebilir.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), 100’den fazla ülkeden 164 insan hakları örgütünün bir araya getiren uluslararası bir hükümet dışı kuruluştur. Fıdh her üç yılda bir kongre yapmakta ve üyeleri ile birlikte eylem stratejisini oluşturmakta ve FIDH’in Uluslararası Bürosunu seçmektedir.

FIDH Dünya Kongresi Programı:
• 23/24 Mayıs: “İnsan hakları Ve Demokratik Geçiş Süreçleri: Deneyimler ve Tehditler. Basına açıktır. Programa buradan erişilebilir (İngilizce).
• 25-27 Mayıs 2013: FIDH Kongresi.(kapalı toplantı)

Barışı İnşa etmek için 8 adım: FIDH Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Eyleme Davet Ediyor

FIDH 38. Dünya Kongresini – 8 temel önlem
Sayın Başbakan,

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Türkiye’deki üye organizasyonları – İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)-38. Dünya Kongresini 23-27 Mayıs 2013 tarihleri arasında İstanbul’da yapmaktan memnuniyet duymaktalar.

Üç senede bir yapılmakta olan bu önemli FIDH Dünya Kongresi etkinliği, bu yıl bilhassa « Siyasal geçişler ve insan hakları: zorluklar ve deneyimler » temasını işleyecek. Kongrenin teması bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu ortam için oldukça geçerli. FIDH 38. Dünya Kongresi katılımcı sayısı itibarı ile yüz otuz ülkeden gelecek yüz seksen üye organizasyonu ile fevkalade bir toplantı olacak. Ayrıca, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başkanı ve yine aynı mahkemeden Bayan Savcı’nın bu toplantının şeref misafirleri olması bizim için gurur kaynağıdır.

Bu önemli etkinliğin arifesinde, Türkiye’nin barış görüşmeleri bağlamında Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile ilgili attığı kararlı adım konusunda bilhassa hassasız. Organizasyonlarımız, ateşkes anlaşmasını yakından takip edip ve tarafların önemli girişimlerini büyük bir memnuniyetle izlemektedir.

Ayrıca, 11 Nisan 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yargı sistemine ilişkin bir dizi yasal düzenlemenin (bundan sonra Dördüncü Yargı Paketi denilecektir) kabul edilmesini de memnuniyetle karşılamaktayız. Bu değişikliklerin bazıları Türkiye’deki sivil toplum tarafından dile getirilen bazı taleplere yanıt verirken, beklentilerin tamamını karşılamadığının da farkındayız. Türkiye’deki insan hakları uygulamaları Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletlerin bazı tavsiyeleri cevapsız kaldığı için kimi zaman ülkenizin uluslararası yükümlükleri ile açık ihtilaf halinde olmaktadır.

10 Nisan tarihinde 22 sendika üyesinin ve 16 Nisan tarihinde İHD üyesi beş insan hakları savunucusunun koşullu tahliyesi yetkililerin bu ihtilafı somut önlemlere çözme konusundaki istekliliğinin bir başka kanıtıdır. Size diğer insan hakları savunucusu, avukat ve gazetecilerin tahliyesinden ve bu kişilere yönelik iddiaların düşürülmesinden başlayarak böylesi daha fazla önlem almayı tavsiye ederiz.

Esasen, Türkiye’deki insan hakları durumuyla ilgili değindiğimiz hususlarda kesin bir değişikliğe katkı sunacak başka önemli önlemler bulunmaktadır. Bu konuda, insan hakları savunuculuğu özgürlüğü ve yasal savunma hakkı uluslararası hukukun [1] özel koruması altında olmasına rağmen yakın geçmişte [2] ciddi bir şekilde engellenen bu iki aktiviteyi güvence altına alması konusunda bilhassa duyarlıyız.

Bu bağlamda, organizasyonlarımız Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri uyarınca ifade özgürlüğüne riayeti güvence altına almak, insan hakları saygı bağlamında siyasal şiddete karşı mücadeleyi sağlamak, keyfi olarak hapiste tutulan kişileri tahliye etmek ve mağdurların adalet, hakikat ve tazminat haklarının sağlanması ve bunların tekrar etmemesinin güvence altına alınması için size 8 temel önlem sunmaktadır.

Uluslararası hukuk çerçevesinde ifade özgürlüğüne riayet edilmesinin güvence altına alınması

Medya ve aynı zamanda mahkemelerde Kürtçe dilinin kullanılmasına izin verilerek Türkiye’de çok dilliliğin gelişmesi için önemli kararlar kabul edildi. Buna ilaveten, 4. Yargı Paketi’nin “terör propagandasını” sınırlayan hükümleri ifade özgürlüğünü uluslararası hukukta güvence altında olduğu gibi tam olarak korumamasına karşın pozitif bir adımdır.

Organizasyonlarımız, size özellikle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ndeki mahkumiyetine yanıt olmak için daha fazla atmayı tavsiye etmektedir.

1. Türk milletini, Türk etnisitesini ve hükümet kurumlarını aşağılama (TCK 301. Madde), karalama ve aşağılama (TCK 125. Madde) hükümlerini yürürlükten kaldırın;

2. Nefret ve kin üzerine gelişmiş olan ifade özgürlüğü ve savunuculuğuna getirilmiş olan kısıtlamaların kaldırılması (“halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” TCK 216. Madde) bilhassa şiddete yönelik kışkırtma; ve

3. Özellikle vicdani ret konusunda ki (TCK 318. Madde) bütün hükümlerin 4. Yargı Paketi’nin içeriğinin ötesinde yürürlükten kaldırılması.

Siyasal şiddete karşı mücadelede insan hakları standartları ile uyumlu ve iç hukuktaki “terörizm” suçu tanımının uluslararası hukuk ile uyumlu olmasının sağlanması

Organizasyonlarımız Dördüncü Yargı Paketinin “terörizm” propagandasının (TCK 220/6. Madde) sınırını şiddet unsuru ekleyerek sınırlaması konusunda duyarlıdır. Fakat bu pozitif adım tek başına “terörist” faaliyetlerin tanımının daha fazla değiştirilmesini gerektiren uluslararası hukuk ile uyumu sağlamamaktadır. Bu nedenle, size

4. Terörle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Özel Raportörü’nün [3] tavsiyeleri ile uyumlu hale getirmek için “terörizm” faaliyetlerinin (mevcut Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. Maddesi’nde yer alan) ve “silahlı örgüt üyeliğinin” (TCK 314. Madde) tanımının değiştirilmesini.

Şiddet içermeyen ifade veya üyelik nedeniyle cezaevlerinde keyfi tutulan herkesi tahliye edilmesi

Birçok insan hakları savunucusu, sendikacı, gazeteci, entelektüel, avukat, öğrenci lideri, politik aktivist ve diğer sivil toplumun diğer kesimlerinden kişiler Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun yukarıda değinilen maddelerine dayanılarak suçlanmış, yargılanmış ve bazı davalarda ceza almıştır. Yakın zamanda, piyanist ve besteci Fazıl Say ve sosyolog Pınar Selek bu durumun örnekleridir. Bu hükümlerin kullanılması Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nce mahkum edilmesine yol açmıştır.

Yukarıda değinilen ceza hükümleri değiştirildiği veya yürürlükten kaldırıldığı için tutuklu bulunan kişilerin tahliye edilmesi ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesi önemlidir.

Terörle mücadele ederken insan haklarının korunması Özel Raportörü ‘nün tavsiyelerine göre yalnızca fiziksel şiddet uygulayan veya bu yönlü çaba içerisinde olan kişiler uygun yasal zeminde ve adil yargılanma hakkına uyumlu bir şekilde yargılanır.

Bu nedenle, size
5. TCK’nın yukarıda değinilen maddeleri uyarınca tutuklanan herkesin tahliye edilmesini ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesini tavsiye ediyoruz. Dikkatinizi özellikle FIDH üyesi İHD’nin şu anda cezaevinde bulunan ve/veya yargılanan üç yöneticisinin durumuna çekmek isteriz:
Muharrem Erbey-Diyarbakır Şubesi Eski Başkanı, Reşit Teymur-Siirt Şube Yöneticisi, Mensur Işık-Muş Şubesi Eski Başkanı
Diğer 8 kişi tahliye edilmelerine rağmen yargılanmaya devam ediyor: Orhan Çiçek ve Mehmet Şerif Süren-Aydın Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri, Veysi Parıltı-Mardin Şubesi Yöneticisi, Şaziye Önder-Doğubeyazıt Temsilcisi, Bekir Gürbüz-Adıyaman Şubesi Eski Başkanı, Osman İşçi- Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, Ali Tanrıverdi-Mersin Şubesi Başkanı, Dilek Hoş-Adana Şubesi Yöneticisi
Türkiye’nin uluslararası hukuktaki yükümlülüklerine uyum sağlaması için bu insan hakları savunucularının tahliye edilmesi ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Cezasızlık politikasına karşı mücadele edilmesi ve adalet, hakikat, tazminat haklarını sağlanması ve tekrar etmemesini güvence altına alınması

Organizasyonlarımız Dördüncü Yargı Paketi’nin işkence suçlarına ilişkin (TCK 94. Madde) sınırlama statüsünü kaldıran hükümlerini memnuniyetle karşılamaktadır. Bu hüküm cezasızlık politikasına karşı mücadeleye katkı ve geçmişteki suçlara da uygulanması durumunda böylesi başka suçların işlenmesini önlemeye katkı sunabilir.

Ayrıca, diğer hükümler şiddet mağdurlarının tüm haklarına erişimine yardım edebilir, uluslararası suçların işlenmesinin tekrar etmemesini güvence altına alabilir ve barışın güçlenmesine yönelik çabalara destek olabilir. Bu bağlamda, size
6. Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsünü onaylamanızı ve iç hukuka dahil etmenizi;
7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yetersiz görüşen tüm suç soruşturmalarının- zaman aşımı olmaksızın-yeniden açılması yetkisini vermenizi ve
8. Yasal sınırlamanın iptalinin geçmişteki suçlara da uygulanacağını ve sivillere yönelik kamu görevlilerinin şüpheli olduğu diğer uluslararası suçlara da uygulanacağını sağlamanızı tavsiye ederiz.

Farklı bölge ve ülkelerdeki deneyimlerimize dayanarak, böylesi önlemlerin uygulanmasının barışçıl bir gelecek inşa etmeye, Türkiye’nin girdiği görülen daha önce yaşanmamış geçiş sürecini güçlendirmeye yararlı bir şekilde katkı sunacağı kanaatindeyiz.

Her durumda bu konu sizin Türkiye’nin yasal mevzuat ve pratiğini uluslararası yükümlülüklere uyumlu hale getirme konusundaki kararlılığınızı ifade edecektir.
FIDH ve yüz seksen insan hakları organizasyonunun İstanbul’daki Dünya Kongresi arifesinde, ümidimiz ve size çağrımız bu yöndedir.

En derin saygılarımızla,

İyi çalışmalar

Souhayr Belhassen
FIDH Başkanı

̈Oztürk Türkdoğan
IHD Genel Başkanı

Metin Bakkalcı
HRFT genel sekreteri

Şanghay İşbirliği Örgütü: bir insan hakları ihlalleri aracı

ŞİÖ 15 Haziran 2001 tarihinde Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan tarafından kuruldu. 11 Eylül olayları, ŞİÖ’nün ciddi insan hakları ihlallerine ve sivil toplumu hedef alan baskıcı önlemler almaya varan otoriter güvenlik politikalarını sıkılaştırması için bir gerekçe oldu. On yılı aşkın bir süre önce ŞİÖ üye devletlerinden gelen insan hakları savunucuları “şer üçlüsü” olarak bilinen terörizm, aşırıcılık ve bölücülük ile mücadele bağlamında uygulanan ŞİÖ’nün güvenlik ve siyaset çerçevesi altında varılan anlaşmaların ulusal düzeyde uygulanması ve devletlerarası işbirliği sonucu ortaya çıkan pek çok ciddi boyutta insan hakları ihlalini belgelemiştir. Mahremiyet hakkı, ifade özgürlüğü, barışçıl bir şekilde toplanma ve dernek kurma hakkı, işkence görmeme özgürlüğü ve geri gönderilmeme zorunluluğu gibi temel hakların artan bir şekilde ihlal edildiği görülmektedir. Bu esnada, mağdurların ulusal düzeyde etkin kanun yollarına uygun bir erişimleri bulunmamaktadır. Bu cezasızlık bağlamında mağdurların uluslararası ve bölgesel insan hakları mekanizmaları ve kanun yollarına erişimi ek bir önem kazanmaktadır.

ŞİÖ’nün güvenlik ve siyasi işbirliği çerçevesi altında gerçekleşen uluslararası insan hakları ve mülteci yasası ihlalleri Kazakistan’ın Haziran 2011 tarihinde 29 mülteci ve sığınmacıyı gerçek bir işkence ve kötü muamele riski ile karşı karşıya kalacakları Özbekistan’a zorunlu olarak iade etmesini içeriyor. Kazakistan böylelikle taraf olduğu İşkenceye Karşı Sözleşme ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin ikisinde de önemli bir yere sahip olan geri-göndermeme temel zorunluluğunu (kişilerin işkence riski bulunan yerlere iade edilmemesi) ihlal etmiş oldu. Kazakistan ayrıca BM İşkence Karşıtı Komitesi’nin komitenin durum incelemesini devam ettirdiği müddetçe hükümetin söz konusu kişileri iade etmemesine ilişkin almış olduğu geçici tedbir kararını da uygulamayı ihmal etti. Komite Haziran 2012 tarihinde Kazak yetkililerin İşkence Sözleşmesi’ni ihlal ettiği yönünde bir karar almıştı. Buna rağmen, Kazakistan ve Özbekistan uymamaya devam etmektedir. Bugün çıkan raporda dört adet belgelenmiş insan hakları ihlalinin daha detayları yeralmaktadır. Rapor ile birlikte terörizmle mücadele bağlamında çeşitli uluslararası insan hakları koruma mekanizmalarını içeren bir el kitapçığı da verilmektedir.

ŞİÖ üye devletleri ağırlıklı olarak otoriter rejimler olarak bilinir. Dini, siyasi ve insan hakları aktivistleriyle, siyasi muhalefet üyeleri ve bazı ulusal azınlık temsilcilerini ulusal güvenlik ve istikrar gerekçesiyle baskı altında tutmayı haklı çıkarma eğilimindedirler. ŞİÖ hükümetleri sıklıkla bu bireyleri veya grupları aşırıcılıkla suçlayıp, siyasi içerikli davalar açmaktadırlar. “Aşırıcılık” tam tanımlanmamış bir kavramdır ve uluslararası camiada kabül görmüş ceza gerektiren bir suç değildir. Hatta ŞİÖ güvenlik çerçevesi net bir terörizm tanımı olmaksızın ulusal mevzuata göre uygulanmaktadır. Bunun sonucu olarak devlet yetkililerinin istismarına açık ve fazla geniş tutulmuş yasa ve yönetmelikler ortaya çıkmaktadır.

ŞİÖ doktrinlerinin üye devletlerinin iç hukukuna dahil edilmesi, Çin ve Rusya’nın ŞİÖ’nün hakim üyeleri olma statüsünden ileri gelerek bu ülkelerin bölgesel terörizm ile mücadele politikalarının ve uygulamalarının kendi ulusal sınırlarını aşması anlamına gelmektedir. Bu durumun, Orta Asya’da insan haklarının korunması için vahim bir anlamı vardır. 6 ve 7 Haziran 2012 tarihinde Pekin’de gerçekleştirilen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde üye devletler topyekün “bölgesel barış, güvenlik ve istikrarı tehdit eden etkinliklere” karşı uygulanacak mekanizmalar konusunda bir değişiklik kararı aldı.

FIDH Başkanı Souhayr Belhassen konuya ilişkin şöyle konuştu: Pekin’de alınan son karar ŞİÖ hükümetlerinin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki gibi halk isyanları karşısında duydukları ortak korkuyu yansıtmaktadır. Belhassen şöyle devam etti: ŞİÖ’nün güvenlik doktrinleri hali hazırda zaten aynı fikirde olmayanlar ve insan hakları savunucularına karşı kullanılan ve istismar edilen geniş kapsamlı ve kontrolsüz devlet iktidarını daha da güçlendirecektir.

FIDH’in ŞİÖ ülkelerinden gelen üyeleri ile partner örgütleriyle birlikte ŞİÖ üye devletlerine yönelik aldığı bir dizi tavsiye kararını aşağıda bulabilirsiniz:

  • Uluslararası insan hakları yasaları ve uluslararası mülteci yasasından ileri gelen yükümlülükleri yerine getirmek ve uluslararası insan hakları mercilerinin kararlarına uymak.
  • Münhasıran insan haklarının korunmasına odaklanmış bir ŞİÖ mekanizmasını geliştirmek ve uygulamak.
  • Şeffaf insan hakları ilkelerini benimsemek ve ŞİÖ üye devletlerinin kararlaştırdığı ŞİÖ ilke ve anlaşmalarının uygulanmasından doğan insan hakları sonuçlarının düzenli şekilde değerlendirilmesi.
  • Ölüm cezasının kaldırılması.
  • ŞİÖ üye devlet işbirliği bağlamında hükümet dışı insan hakları örgütleri dahil olmak üzere sivil toplum temsilcilerinin tartışma ve görüş alışverişine dahil edilmesi.
  • Terörizmle Mücadele Kapsamında İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri İlerletme ve Koruma BM Özel Raportörü’nü ülkeyi ziyaret etmesi için davet etmek ve 2009 yılında yayınladığı raporundakiler dahil olmak üzere tavsiyelerini uygulamak için kendisiyle beraber çalışmak.

Forum / İnsan hakları Ve Demokratik Geçiş Süreçleri: Deneyimler ve Tehditler


Forumun amacı

Bu forum, İnsan Hakları için Uluslararası Federasyon (FIDH) Kongresi çerçevesinde düzenlenmektedir. FIDH Kongresi, dünya çapında 164 üye kuruluşun ve diğer ortakların temsilcilerinden oluşan insan hakları savunucularını bir araya getiren, üç yılda bir düzenlenen büyük bir etkinliktir.

Bu yıl, Kongrenin Türkiye’de yapılmasına karar verilmiş ve konu olarak insan hakları perspektifinden siyasal dönüşümler seçilmiştir. Türkiye bugün, yıllarca süren kanlı çatışmalardan sonra, Kürt halkının temsilcileriyle devam eden barış müzakerelerinin yapıldığı bir dönemde, bir yol ayrımında durmaktadır. Ayrıca, Türkiye Ortadoğu, Kuzey Afrika’da yeni iktidara gelen ve siyasi dönüşüm sürecinde olan hükümetler tarafından yakından izlenmektedir.

Forum, yüzü aşkın ülkeden katılan insan hakları savunucusuna ve örgütüne ev sahipliği yapacaktır. Cezasızlığın kaldırılması, adaletin güçlendirilmesi, kurumların ve STÖ’lerin desteklenmesi, dinin yeri, kadınların dönüşümün itici gücü olarak rolü, azınlık hakları, ekonomik ve sosyal hakların desteklenmesi, özel şirketlerin ve uluslararası finans kuruluşlarının dönüşümdeki rolü gibi konular tartışılacaktır. Katılımcılar birlikler kuracak ve tespit edilen anahtar sorunlarla ilgili harekete geçmek için stratejiler belirleyeceklerdir.


kişilikleri

Shirin Ebadi, avukat, profesör, yargıç ve İran’da çocuk haklarının korunması için İnsan ve Toplum Hakları Savunucuları Derneği Merkezi kurucularındandır.

Shirin Ebadi, özellikle İran’daki kadın, çocuk ve siyasi tutukluların hakları konusunda İnsan Haklarının geliştirilmesi için gösterdiği çabalardan dolayı, 2003 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür. 2006 yılında, bir kadın ödül sahibi olan Jody Williams’la birlikte, Nobel Ödüllü kadınlar insiyatifini kurmuştur.
Ebadi İran’ın ilk kadın yargıçlardan biri ve Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevinde bulunan ilk İranlı kadındır. Diğer İranlı kadınlar gibi, o da Şubat 1979’da devrimden sonra yargıçlık mesleğinin kadınlara yasaklanmasıyla birlikte görevinden alındı. Daha önce Başkanı olduğu mahkemenin kalemine atandı. Erken emeklilik talebi kabul edilen Ebadi’ye,1992’de avukat olarak çalışma izni verilmidi. Mesleğinde siyasi muhaliflerin savunuculuğunu üstlenen Ebadi, faaliyetleri nedeniyle birçok kez tutuklanmıştır.
Kamel Jendoubi, Tunus’ta Bağımsız Yüksek Seçim Kurumu eski Başkanı

Kamel Jendoubi Tunus’ta uzun yıllar insan haklarını savunmuş ve bunun sonucunda hayatının on yedi yılını sürgünde geçirmiştir.
Kamel Jendoubi, 1996 yılında Paris’te kurulan Tunus’ta Özgürlüklere ve İnsan Haklarına Saygı Komitesi kurucu üyelerindendir ve bu komitenin başkanlığını da yapmıştır. Ayrıca Tunus İki Yaka Yurttaşlığı Federasyonu ’nun (FTCR)kurulmasına katkıda bulunmuştur. Kahire İnsan Hakları Araştırmaları Enstitüsü’ne olduğu gibi, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı’na da başkanlık etmiştir.
Bin Ali rejiminin yıkılmasından sonra, Tunus’a geri dönebilen Kamel Jendoubi , 2011 Ekim ayında, bir kurucu meclis için seçimlerin düzenlenmesinden sorumlu kurum olan Bağımsız Yüksek Seçim Kurumu başkanı olmuştur.
Sidiki Kaba, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) Onursal Başkanı

2001 yılında FIDH’in başkanlığına seçilen Senegalli avukat SİDİKİ KABA, bu görevi üstlenen ilk Afrikalıdır. Daha önce, 1992 yılında Afrika İnsan Hakları Komisyonu nezdinde daimi TFIDH temsilcisi olan Kaba, 1997 yılında FIDH başkan yardımcılığı görevine seçilmişti.
Kaba, hukuk, felsefe ve modern edebiyat alanlarında lisans ve iş hukuku alanında mastır diploması aldığı Abidjan ve Dakar üniversitelerinden mezunudur. 1980 yılında Dakar barosuna giren Baka, 1985 - 2000 yılları arasın Baro yönetim kurulu üyeliği yapmıştır.
Başkan yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra 1995 ile 2000 yılları arasında daha önce başkan yardımcısı olduğu İnsan Hakları Ulusal Örgütü’nün (NHRO) başkanlığına seçilmiştir. Afrika’da birçok sivil toplum kuruluşunun, Başta Avukatlar Birliği, İnsan Hakları Inter-Afrika Birliği (UIDH), Afrika İnsan Hakları ve Demokrasi Çalışmaları Merkezi (ACDHRS) ve Afrika Anlaşmazlıkları Önleme Merkezi CAPREC) olmak üzere birçok Afrika sivilil toplum kuruluşunun da kurucu üyesidir.
Kaba, aralarında Fildişi Sahili eski başbakanı ve şu an ki cumhurbaşkanı, Ouattara ve Senegal eski başbakanı Idrissa Seck, eski diktatör cumhurbaşkanı Hisséne Habre’nin Çadlı işkence kurbanları, katledilen gazeteci Norbert Zongo’nun davasında Burkino Fasolu insan hakları savunucuları ve muhalifler, Gine eski muhalefet lideri ve şu anki Gine cumhurbaşkanı Alpha Condé, Fildişi Sahili eski muhalifi ve eski cumhurbaşkanı Laurent Gbagbo’nun bulunduğu birçok Afrikalı şahsiyetin de savunmasını üstlenmiştir.
Navaz Kotwal, Polis Reformu Programı Koordinatörü, Commonwealth Human Rights Initiative – CHRI).

Navaz, Commonwealth ülkelerinde insan haklarını savunan ve Yeni Delhi merkezli bir sivil toplum örgütü olan Commonwealth Human Rights Initiative ’ne gönüllü olarak katılmıştır. Navaz, için, Gujarat’ta ayaklanma kurbanlarının hukuki yardımdan yararlanabilmeleri için saha da destek vermiş ve bunlardan en yoksul ve dışlanmışları lehine bazı ilerlemeler sağlanmasına katkıda bulunmuştur. Şu anda Hindistan, Güney Asya ve Doğu Afrika ülkelerini kapsayan bir polis reformu ve adalete erişim çalışması yöneten bir grubun koordinasyonunu yapmaktadır. Hindistan’da ceza adaleti ile ilgili çok sayıda makale ve yayına imza atmıştır.
Cai Chongguo, China Labour Bulletin Müdür Yardımcısı.

Çin’de doğan Chongguo , kültür devrimi sırasında çiftçilik ardından işçilik yaotıktan sonra, felsefe profesörü olmuştur. 1989 yılındaki öğrenci hareketine aktif bir şekilde katılan ve katliam günü 4 Haziran’da Pekin’de Tiananmen Meydanı’nda bulunan Chongguo, Hongkong’a kaçmayı başarmış, oradan da uzun yıllar sürgünde yaşadığı Fransa’ya gitmiştir.
20 yıl boyunca yaşadığı Paris’te, kötü şartlarda ve yoksulluk içinde bir taraftan Çin’deki işçi hakları için mücadelesini sürdürürken, bir taraftan da oğlunu büyütmüştür. Cai Chongguo, Çin’deki işçi sınıfının özerk temsili için verdiği mücadelelerle tüm dünyada tanınmaktadır. Uzun yıllar, Avrupa’daki işçi örgütleri ve sendikalarla bağlantısını sağladığı Hong Kong’daki China Labour Bulletin için çalışmıştır. 2009 yılında Fransa’dan ayrılan ve Hong Kong’a taşınan Cai Chongguo, halen China Labour Bulletin müdür yardımcısıdır. Chongguo’nun Çin Twitter’ında (Weibo) çok sayıda takipçisi vardır.
Jacob van Garderen, Güney Afrika İnsan Hakları Avukatları (LHR) Ulusal Direktörü.

LHR, 34 yıldır Güney Afrika toplumunun demokratikleşmesini güçlendirmek için değişim vektörü olarak yasaları kullanan bir sivil toplum örgütüdür. Bu bağlamda LHR, Güney Afrika vatandaşı olsun ya da olmasın savunmasız, dışlanmış ve yoksul kişilere, anayasal haklarının ihlali halinde ücretsiz yasal destek sağlamaktadır.
Jacob, kurumun ve altı bürosunun yönetimi ile stratejik ihtilaflar, mülteciler, göçmenler, tarım reformu, köylü hakları, barınma hakkı ve çevreye dair haklar programlarından sorumludur.
Pretoria Üniversitesi’nde BCom ve hukuk eğitimi alan Jacob, 2003 yılından bu yana avukattır ve Johannesburg barosu üyesidir. Jacob’un, mülteci hakları konusunda çok yazmış ve ders vermiştir.
Dimitris Christopoulos, Yunan İnsan Hakları Derneği Başkan Yardımcısı

2003 - 2011 yılları arasında Yunan İnsan Hakları Derneği yönetim kurulu başkanlığını yapan Dimitris Christopoulos, halen derneğin başkan yardımcısıdır. Döneminde dernek, medyaların, siyasi partilerin, STK’ların ve Yunanistan’da faaliyet gösteren uluslararası örgütlerin düzenli olarak danıştığı, saygın bir örgüt haline gelmiştir. Yunan ve uluslararası basında yaptığı söyleşiler ve Yunan basınındaki düzenli yazıları ile Christopoulos, ülkesindeki insan hakları kültürüne duyarlılığa, özellikle ülkenin halen içinde bulunduğu bu mali kriz döneminde, önemli katkıda bulunmaktadır.
Atina Panteon Üniversitesinde, kamu hukuku, özellikle göçmen ve azınlık hakları ile olmak üzere insan hakları ve yurttaşlık dersleri vermektedir. "Yunan yurttaşı kim " başlıklı son kitabında, modern devletin kuruluşundan bugüne Yunan yurttaşlık statüsünü ele almaktadır.
Olivier de Schutter, BM Gıda Hakkı Özel Raportörü

Olivier De Schutter, uzun yıllardır 1992 yılından bu yana aktif üyesi olduğu Belçika İnsan Hakları Derneğinde başladığı insan hakları savunuculuğu alanında çalışıyor. Vicdani reddi sırasında, FIDH ve üyeleri derneklerin Avrupa Birliği temsilciliğini yürüten Brüksel Bürosunu kuran De Schutter, 2004 - 2008 yılları arasında FIDH’in küreselleşme ve insan haklarından sorumlu olarak genel sekreterliğini yapmış olup, 2008 yılından bu yana, BM Gıda Hakkı özel raportörü olarak çalışmaktadır. Bu görevi esnasında hazırladığı raporlar, bu sorun (tarım ekolojisi, toprak hakkı, tarım endüstrilerinin rolü, ticaret anlaşmalarının gıda hakkına etkileri, vb.) etrafında seferber olan aktörler için vazgeçilmez birer referans oluşturmaktadır.
Belçika’daki Louvain Katolik Üniversitesi’nde profesör olan De Schutter, New York Üniversitesi ve Kolombiya Üniversitesi gibi çeşitli üniversitelerde ders vermektedir.
Alirio Uribe Muñoz

Alirio Uribe, uzun yıllar yerinden edilmiş toplulukların, yerli halkların, köylülerin ve ülkesindeki sendikacıların haklarını savunmaya yoğunlaşmış Kolombiyalı bir avukattır., Kolombiya’da kendini insan hakları davasına adamış avukatların bir araya geldiği Colectivo Jose Alvear Restrepo isimli örgütün başkanlığını yapmış ve burada yer almıştır. Örgüt 1980’lerde kurulmuştur
Alirio Uribe Muñoz, özellikle hükümet tarafından desteklenen yarı-askeri grupların siyasi suikastlara, kayıplara ve yüz binlerce Kolombiyalının zorla yer değiştirilmesi operasyonlarına katılımı konusunda seferber olmuştur. 1990’ların sonlarında bu yarı-askeri gruplar, sendikacılar, insan hakları savunucuları, köylüler ve muhaliflere karşı suikastları hızlandırmışlardır. Alirio, 2003 yılında Martin Ennals İnsan Hakları Savunucuları Ödülü’ne layık görülmüştür.
Asma Jahangir, FIDH Başkan Yardımcısı.

Kendini bildi bileli insan haklarını savunmuş, Pakistanlı bir avukat olan Asma Jahangir, hem Pakistan’da hem de uluslararası düzeyde tanınan bir sivil toplum kuruluşu olan Pakistan İnsan Hakları Komisyonu (HRCP) kurucu üyelerinden ve başkanlarındandır. Asma Jahangir aynı zamanda, bağımsızlığının ülkenin geleceği için son derece önemli olduğu bir dönemde Pakistan Yüksek Mahkemesi Barosu’na başkanlık eden ilk kadın olmuştur., her zaman ülkesindeki kadınların, dini azınlıkların ve çalışanların hakları için baş kaldıran Asma Jahangir. Bu faaliyetleri nedeniyle birçok kez ölüm tehdidi almıştır.
1998-2004 yılları arasında yargısız infazlar, 2004-2010 yılları arasında ise din ve inanç özgürlüğü konularında BM Özel Raportörülüğü yapan Jahangir, önemli bir uluslararası kariyere sahiptir. 2006 yılında, Sudan’da Darfur BM Uluslararası Soruşturma Komisyonu üyeliğine atanmıştır. Jahangir birçok saygın ödülün sahibidir (UNESCO, Unifem, Ramon Magsaysay Ödülü, vb.)
Sophie Bessis, FIDH genel sekreter yardımcısı (Tunus)

Tarih doçenti olan Sophie Bessis, uluslararası örgütlerde (Unicef, Unesco) danışman olmadan önce, birçok dergi ve uzmanlık yayınında (Ferida, Afrika tarım, Genç Afrika, Farklı Yaşamak, Unesco’dan mektup...) editör olarak görev yapmıştır.
INALCO’da ve Paris I Üniversitesinde siyaset bilgiler bölümünde Kuzey-Güney ilişkileri dersi vermiştir. Ayrıca 2000 ve 2001 yılları arasında Uluslararası İşbirliği Yüksek Konseyi üyeliği yapmıştır.
Mağrip, kalkınma ve kadınlar üzerine on kadar kitabı vardırr. Halen Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü’nde (IRIS) araştırmacıdır.

Nancy Yunez Fuenzalida, Şili, “Observadorio ciudadano” Eşdirektörü

Nancy Yunez Fuenzalida, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Notre Dame Üniversitesi uluslararası hukuk bölümünde yüksek lisans programını tamamlamış bir avukattır. Nancy, Şili Üniversitesi hukuk fakültesinde hukuki antropoloji profesörüdür ve İspanya’da Bilbao Deusto Üniversitesi Pedro Arrupe İnsan Hakları Enstitüsü’nün BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Bürosu ile birlikte oluşturduğu halklar için insan hakları eğitim programı kapsamında profesörlük yapmaktadır. Yerli halklar, toprak hakları, doğal kaynaklar ve su hakkı uzmanı olan Nancy, Şili’deki yerli halkların haklarına yönelik çeşitli yayınların ortak yazarlığını yapmıştır.
Alison Tate, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) dış ilişkiler direktörü.

156 ülke ve bölgede 175 milyon işçiyi temsil eden ITUC’un 315 ulusal üyesi bulunmaktadır.
Ekonomi ve siyaset bilimi eğitimi alan Alison, Avustralya, Güneydoğu Asya ve Pasifik bölgelerinde çalışmıştır ve sendikalar, insan hakları, uluslararası ticaret ve yatırım, göçler ile çalışma hukuku ve şirket sorumluluğu standartları konusunda deneyim sahibidir.
Alison, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve diğer hükümetlerarası kuruluşlarda Avustralya sendikalarını temsil etmiştir. Sendika kapasitelerinin güçlendirilmesi ve çalışma standartlarına uyulması konularında, birçok uluslararası sivil toplum kuruluşunun yanısıra, ILO Better Work programı ve Uluslararası Finans Kurumu’na da danışmanlık hizmeti vermiştir.
Adilur Rahman Khan, Odhikar sekreteri.

Adilur Rahman Khan, Bangladeş Yüksek Mahkemesi avukatıdır. Tanınan bir insan hakları savunucusudur ve insan haklarını savunan bir sivil toplum örgütü olan Odhikar kurucu üyesi ve sekreteridir. Bangladeş Başsavcı yardımcılığı ve Uluslararası Göçmen Organizasyonu (IOM) Bölgesel Koordinasyon Grubu üyeliği yapmıştır.
Avukat olarak Adilur Rahman Khan, birçok davada kolluk kuvvetlerinin faili olduğu insan hakları ihlallerinin kurbanlarını savunmuştur. Yerli halkların yaşadığı Chittagong Tepeleri bölgesi halkının temel haklarını koruma ulusal komitesi üyes olarak ise, üç diğer avukatla birlikte, bu topluluğun olağanüstü bir düzenleme ile tutuklanan üyelerinin serbest bırakılmasını sağlamıştır.
Adilur Rahman Khan ayrıca, Dünya İşkence Karşıtı Örgütü genel meclisi üyesidir, İnsan Hakları ve Kalkınma Asya Forumu (Forum-Asya) yürütme kurulu ile ANFREL Vakfı ve Uluslararası HURIDOCS Danışma Konseyi Direktörler Bürosunda Odhika’yı temsil etmektedir.
Driss El Yazami, Fas İnsan Hakları Ulusal Konseyi Başkanı.

Driss El Yazami Fas’ta doğmuştur. İnsan Hakları mücadelecisi ve eski bir mülteci olarak, Fransa İnsan Hakları Derneği (LDH) başkan yardımcılığı, FIDH genel sekreterliği ve Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Yürütme Kurulu üyeliğinde bulunmuştur. Çalışmalarını, özellikle Génériques adlı Fransız Derneği bünyesinde göç konularına yoğunlaştıran El Yazami, uzmanlık alanı olan Fransa’daki yabancıların ve göçmenlerin tarihi konusunda, birçok tarihi serginin küratörlüğünü yapmıştır. El Yazami, "Migrance" adlı derginin de kurucusu ve yöneticisidir.
Driss El Yazami, 2005 yılında Eşitlik ve Uzlaşma Komisyonu ve Fas İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği yapmıştır. 2007 yılından bu yana, Yurt Dışındaki Faslılar Konseyi başkanlığı ve 2011’den bu yana da Fas İnsan Hakları Ulusal Konseyi başkanlığı yapmaktadır. Driss El Yazami, 2011 yılında Fas Anayasa Değişikliği Danışma Kurulu’nda da üye olarak yer almıştır.
Vincent BERGER

1948 doğumlu Fransız vatandaşı Vincent BERGER, hukuk doktorası (Paris II Üniversitesi - Panthéon-Assas) ve Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsü diplomasına sahiptir. Kariyerinin önemli bir bölümünü, Mart 2013’e kadar yedi yıl hukuk müşavirliğini yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (Avrupa Konseyi) geçmiştir. Bu görevi çerçevesinde, içtihadın kalitesi ve tutarlılığını sağlanması; içtihat araştırma ve bilgilendirme ile hakkaniyete uygun talep tatmininin yönetiminden sorumluydu.
1991 yılından bu yana, Avrupa Kolejinde (Brugge ve Varşova) ders veren Berger, Starzburg Mahkemesinin ictihadı ile ilgili birçok yayının ve özellikle insan haklarının uluslararsı ve Avrupa düzeyinde korunmasına dair sayısız makalenin de sahibi. Birçok hukukî derginin bilimsel kurulunun olduğu gibi, Uluslararası İnsan Hakları Enstitüsü yönetim kurulunun da üyesidir. Yakın zamanda Paris Barosuna üyelik başvurusunda bulunmuştur.


Program

Forum / İnsan hakları Ve Demokratik Geçiş Süreçleri

FIDH Türkiye üyeleri

FIDH 38. Kongresi için Fazıl Say Konuşması

http://www.fidh.org/barisi-insa-etmek-icin-8-adim-fidh-turkiye-cumhuriyeti-hukumetini-eyleme-13195

http://www.fidh.org/istanbul-38-fidh-kongresine-ev-sahipligi-yapiyor-13191

http://www.fidh.org/pinar-selek-in-muebbet-hapis-cezasi-sonrasi-ofke-13210


Bizi destekliyorlar


Medyada FIDH

mediacontactagenda
Today’s Zaman (Türkiye)
Hurriyet Daily Neys (Türkiye)
Huriyet (Türkiye)
Milliyet (Türkiye)
Taraf (Türkiye)
Yahoo (Chile)
Al-tagheer (Arabic)
Slate Africa (France)
Timeturk (Türkiye)
Evrensel (Türkiye)
DHA (Türkiye)
Bianet (Türkiye)
Hurriyet (Türkiye)
Odatv (Türkiye)
Radikal (Türkiye)
Hakaekonline (Tunisia)
Posta (Türkiye)
Anayasa (Türkiye)
Bianet (Türkiye)
Yahoo! Noticias (en español)
Etkinlik akreditasyonu ve diğer bütün sorularınız için :

Arthur Manet

Medya İlişkileri Görevlisi

Eposta : amanet@fidh.org

Tel: +33 6 72 28 42 94

Audrey Couprie

Basın Ataşesi

Eposta : acouprie@fidh.org

Tel: +33 6 48 05 91 57

Çiğdem Mater & Nesra Gürbüz

Medya koordinatörleri (Türkiye)

Eposta : fidh.turkiye@gmail.com /
mater.cigdem@gmail.com /
nesrag@gmail.com

Tel: +90 53 229 11 211


İranlı avukat Karim Lahidji FIDH (Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu) Başkanı seçildi.

FIDH başkanlığı için iki aday yarıştı: FIDH Başkan Yardımcısı ve İran İnsan Hakları Savunma Derneği Başkanı Karim Lahidji ve FIDH Genel Sekreteri ve CCAJAR üyesi Luis Guillermo Perez Casas. Karim Lahidji ’in kazandığı seçimle FIDH tarihinde ilk kez bir İranlı tarafından yönetilecek.

Karim Lahidji seçildikten sonra şöyle konuştu:

‘Oylarınızla FIDH başkanı olarak seçilmek büyük bir onur. İlk mesajım dünyada keyfi olarak tutuklu olan bütün insan hakları savunucularına; bu arkadaşlarımızın keyfi tutukluluk durumunun sona ermesine ve serbest bırakılmalarına, onların iade-i itibar ve şartsız tahliyelerine kadar mücadelemizi devam ettireceğiz. İki arkadaşımızın adını özellikle anmak isterim. FIDH üyesi dostlarımız Belarus’da tutuklu bulunan Ales BIALIATSKI ve Bahreyn’de tutuklu bulunan Nabeel RAJAB her an aklımızda.’

‘Ayrıca Türk Hükümetine çağrımızı da yenilemek isterim. Keyfi olarak tutuklanan ve uzun süredir tutuklu yargılanan gazetecileri, avukatları ve sendikacıları serbest bırakın. Üyemiz İHD’nin Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey 2009 yılından bu yana Kürt yurttaşlara karşı uygulanan hak ihlallerini açığa çıkarttığı için hapiste.’

‘Kadınların hakları dünyanın pek çok ülkesinde tehdit altında. Mücadelemizin kalbinde şimdiye dek olmadığı kadar hakların evrenselliği olacak, ihlallerin takipçisi olacağız.’

FIDH, 38. Kongresinde üye sayısıni 164’ten 178’e çıkarttı. Kongre aynı zamanda, teklif edilen 26 kararı onayladı. Bu kararlar arasında Mali, Suriye, Malezya, Küba, Rusya ve Türkiye ile ilgili teklifler bulunuyor. Koltuğunu devreden Souheyr BELHASSEN, FIDH’in Onur Başkanı olarak atandı.
<span lang='fr'>Nouveau bureau international de la FIDH, élu lors du 38ème congrès à Istanbul</span>

FIDH seçimlerinin tam listesi şöyle

Başkan : Karim Lahidji

Başkan Yardımcıları :
Ales BIALIATSKI, Belarus, 4 Ağustos, 2011 den beri Belarus’ta tutuklu. Yeniden seçildi.
Yusuf Alatas, Türkiye
Ezzedine Al Asbahi, Yemen
Dimitris Christopoulos, Yunanistan
Noeline Blackwell, İrlanda
Katie Gallagher, ABD
Tolekan Ismailova, Kırgızistan
Shawan Jabarin, Filistin
Dismas Kitenge Senga, Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Elsie Monge, Ekvator
Sheila Muwanga, Uganda
Rosemarie R. Trajano, Filipinler
Drissa Traoré, Fildişi Sahilleri
Paulina Vega Gonzalez, Meksika
Zohra Yusuf, Pakistan

Genel Sekreterler:
Amina Bouyach, Fas
Pierre Esperance, Haiti
Paul NSapu, Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Debbie Stothard, Burma
Dan Van Raemdonck, Belçika

Veznedar: Jean-François Plantin, Fransa

FIDH’e yeni üye olan Derneklerin listesi

Güney Afrika, Lawyers for Human Rights (LHR)
Angola, Associação Justiça, Paz e Democracia (AJPD)
Senegal, Ligue Sénégalaise des Droits Humains (LSDH)
Honduras, Comité de Familiares de Detenidos-Desaparecidos en Honduras
Çin, China Labour Bulletin (CLB)
Kazakistan, Kazakstan international Bureau for Human Rights and rule of law
Moldova, Promo-LEX
Özbekistan, Association internationale de défense des droits de l’Homme « Club des cœurs ardents »
Tacikistan, Tajik “Bureau on Human Rights and Rule of Law” (BHR)
Mısır, Egyptian Initiative for Personal Rights (EIPR)
Körfez Ülkeleri, Gulf Center for Human rights (GCHR)
Indonesia, KontraS
Kuveyt, Human Line Organisation
Lübnan, Centre Libanais des Droits Humains (CLDH)
Libya, Human Rights Association for Recording and Documenting War Crimes and Crimes Against Humanity
Filistin, Al Mezan Centre for Human Rights
Syria, Syrian Center for Media and Freedom of Expression (SCM)
Tunus, Doustourna
Tunus, Forum tunisien pour les droits économiques et sociaux (FTDES)

AÇIK MEKTUP - Re : Polis tarafından güç orantısız kullanımı

Mektup aşağıdaki FIDH üyesi kuruluşlar tarafından ortaklaşa imzalandı

Human Rights Commission of Pakistan - Pakistan Ligue des Droits de l’Homme - Fransa Philippine Alliance for Human Rights Advocates - Filipinler Zimrights - Zimbabve Asamblea Permanente de Derechos Humanos de Bolivia - Bolivya
Comision Ecuménica de Derechos Humanos - Ekvador Fundacion Regional de Asesoria en Derechos Humanos - Ekvador Internationale Liga fur Menschenrechte - Alamanya Observatoire Congolais des Droits de l’Homme - Demokratik Kongo Cumhuriyeti Association Marocaine des Droits de l’Homme - Fas
Ligue Hellenique des Droits de l’Homme - Yunanistan Asociacion Pro Derechos Humanos - Peru Bahrain Center for Human Rights - Bahreyn Gulf Center for Human Rights - Golf Ligue Tunisienne des Droits de l’Homme - Tunus
KontraS - Endonezya Human Rights Center - Georgia Kenya Human Rights Commission - Kenya Comite Permanente por a defensa de los Derechos Humanos - İngilizler Foundation for Human Rights Initiative - Uganda
Ligue Djiboutienne des Droits Humains - Cibuti Ligue Rwandaise pour la Promotion - Ruanda International League for Human Rights - Amerika Birleşik Devletleri Civil Liberties Organization - Ruanda Ligue Algérienne de Défense des Droits de l’Homme - Cezayir

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan,

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Türkiye’deki üye örgütlerimiz Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği, polisin 27 Mayıs 2013 tarihinde başlayan gösterilerde sergilediği orantısızlığı tartışmasız şiddet karşısında duyduğu kaygı ve isyan duygusunu ifade eder.

Gezi Parkı çevresindeki bir kentleşme projesine tepki olarak başlayan bu gösteriler, özellikle polisin Taksim Meydanındaki eylemcilere uyguladığı şiddetin ardından kısa sürede, baskıya karşı bir protesto hareketine dönüşmüştür.

Türkiye Tabipler Birliği’nin verdiği bilgiye göre, şu an itibarıyla, sadece Ankara, İzmir ve İstanbul’daki gösterilerde 2.800 kişi yaralanmış, dün 3 Haziran pazartesi günü gelen ilk ölüm haberinden sonra Salı günü de ikinci bir ölüm haberi gelmiştir. FIDH üyesi TİHV’ye ulaşan ilgilere göre 3.000’in üstünde gözaltı olmuş ve gözaltındakiler işkence, kötü ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmışlardır.

Üye örgütlerimiz TIHV ve IHD, uluslararası hukukun ve özellikle BM’in kolluk kuvvetleri tarafından şiddet ve ateşli silah kullanılmasına dair ilkelerinin ihlal edilerek göstericileri dağıtmakta aşırı ve orantısız göz yaşartıcı gaz kullanıldığını belgelemiştir.
Barışçıl başlayan gösterilerin bastırılmasında yaygın bir şekilde göz yaşartıcı fişek kullanılmış, bunların bir kısmı helikopterlerden göstericilerin olmadığı yerleşim bölgelerine atılmıştır. Birçok kez bu fişeklerin, gereklilik ve orantılılık ilkeleri hiçe sayılarak konutların içine atıldığı görülmüştür.

Ayrıca kısa mesafeden göstericilerin kafası hedef alınarak atılan gaz fişekleri birçok kişinin yaralanmasına veya kafatası travması geçirmesine yol açmıştır
Öte yandan, sıkılan gazın niteliğinin bilinmemesi ve yardıma gelen ambülanslara yapılan saldırılar, gösteride yaralananlara tıbbi yardımda bulunulmasını engellemiştir.

Bu bağlamda, sizi

  • barışçıl gösteri hakkı ve ifade özgürlüğünü güvence altına almaya
  • gözaltındaki bütün barışçıl göstericileri serbest bırakmaya
  • ihtiyacı olanların tıbbi yardıma ulaşmalarını sağlamaya
  • göstericilere karşı uygulanan polis şiddetine derhal son vermeye
  • işkence ve kötü muamele ile kolluk kuvvetleri tarafından orantısız güç kullanıldığı iddialarını araştırmak üzere bağımsız ve tarafsız bir soruşturma komisyonu oluşturmaya davet ederiz.
  • Geçen ay FIDH’in 38. Kongresi vesilesiyle Cumhurbaşkanı ve Başbakan Yardımcısına da ifade ettiğimiz gibi, FIDH Türkiye’deki sistematik ve mükerrer ifade özgürlüğü ihlallerinden özel bir kaygı duymaktadır. Son gelişmeler, hükümetin, göstericilerin ifade ettikleri meşru kaygılarına diyalog ve danışma yöntemleri yerine otoriter ve baskıcı bir yanıt vermesi korkumuzu teyit eder mahiyettedir.

Sizi bir kez daha, Türkiye’deki geçiş sürecinin başarıya ulaşmasının koşulu olan ve Sekiz Temel Önlemin hayata geçirilmesi çağrımızda ifade ettiğimiz reformları derinleştirmeye davet ederiz. Bu sürecin kilit taşı, ifade özgürlüğü ve onun doğal uzantısı barışçıl gösteri yapma özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır,

Karim Lahidji, FIDH Başkanı

Öztürk Türkdoğan, IHD Başkanı

Metin Bakkalcı, HRFT Genel Sekreter

Türkiye : Göstericilere ve Sivil Toplum’a karşı artarak devam eden ve kaygı verici baskılar.

FIDH, göstericilerden beş kişinin ölümüne rağmen, 28 Mayıs’tan beri ülkeye yayılan gösterilere karşı takınılan tavrı kaygı verici bulmaktadır. Resmi makamlar, ortamı sakinleştirmek, vatandaşların güvenliğini sağlamak ve ifade özgürlüğünü koruma altına almak yerine barışçıl göstericilere, gözlemcilere ve göstericilere yardım edenlere karşı gerçek anlamda bir « cadı avı » başlatmış durumdadır. Güvenlik güçlerinin açık şekilde orantısız ve/veya cezalandırılma gerektiren şiddet kullanımına karşı caydırıcı bir tavır da takınmamıştır.

Göstericiler arasından beşinci ölüm
2 Haziran tarihindeki gösterilerde yaralanan 19 yaşındaki öğrenci Ali ismail Korkmaz, 10 Temmuz tarihinde Eskişehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su saldırılarından kaçan bu genç öğrenci, birçok görgü tanığına göre, sivil polis olduğu söylenen bir grup tarafından yakalanıp ölümüne dövülmüştür. Yaralı halde ve kendi imkanlarıyla Eskişehir Yunus Emre Hastanesi’ne giden Ali ismail, bu hastanenin doktorları tarafından tedavi edilmeksizin ifade vermek üzere polis merkezine gönderilmiştir. Ertesi günden itibaren yoğun bakıma alınan öğrenci, geçirdiği beyin kanaması sonucunda hayatını kaybetmiştir. Eskişehir Tabip Odası bir soruşturma başlatmış ve ancak 15 gündür bir yanıt alamamıştır. Ali İsmail’in öldürüldüğü anın görüntüleri, bir otelin güvenlik kamerasınca tamamen net olarak kaydedilmesine rağmen, polis tarafından el konulduktan sonra kullanılamaz hale getirilmiştir. 11 Temmuz’da Hatay’da kaldırılan cenazesinde polis, katılımcılara müdahale etmiş, birçok kişi yaralanmış, başından gaz kapsülüyle vurulan Ibrahim Koçak yoğun bakıma alınmıştır.

Saldırganların cezasız kalması
Olaylar sırasında birçok kez, sivil giyimli kişiler barışçıl göstericilere saldırmıştır.

6 Temmuz Cumartesi günü, eli palalı bir kişi barışçıl göstericileri kovalayıp saldırırken amatör kameralar tarafından görüntülenmiştir. Farklı görüntüler, göstericilere yapılan bu saldırıya tanık olan polis güçlerinin pasifliği ve hatta saldırgana karşı takındıkları hoşgörülü tavrı ortaya koymuştur.

Aynı şekilde, 14 gün komada kaldıktan sonra 14 Haziran tarihinde hayatını kaybeden Ethem Sarısülük’ün öldürülmesinden sorumlu polis memurunun yine polis tarafından korunması ve serbest bırakılmış olması da resmi makamların tavrının bir örneğidir. Ateşli silahını açık bir şekilde yetkileri dışında kullandığı mahkeme bilirkişileri tarafından da teyit edilen polis memuru hala görev başındadır. Ethem Sarısülük’ün ailesi delillerin yok edildiği şikayetinde bulunmuştur; polisin ateş açtığı anda MOBESE kamerasının ani bir kadraj değişikliğiyle cinayeti görüntülemekten kaçındığı görülmüştür.

Özetle, gösterilerin başladığı günden beri, beşinci gösterici aldığı yaralar sonucu hayatını kaybetmiş olmasına rağmen, faillerle ilgili hiçbir soruşturmada henüz tutuklama kararı alınmamıştır.

Bu çok kaygı verici durum ciddi bir polis soruşturması yapılmayacağını düşündürüyor, ve bu fiili cezasızlık da vatandaşlara karşı yapılan ağır ve açık ihlalleri şüphesiz teşvik ediyor.

FIDH bu ağır şiddete karşı soruşturma açılmasının ve uygun cezaların verilmesinin önemine dikkat çekerek, kamuoyunda adli makamlara karşı bir güvensizlik hissi yaratılmaması gerektiğini düşünmektedir.

Kovuşturmalarda bugüne kadar çok sayıda aksaklık gözlemlenmiştir; bu bağlamda kovuşturma evresinde hakim ve savcıların bağımsızlıklarının gerekliliği konusunda hatırlatma yapma ihtiyacı doğmaktadır.

Gösteri yasakları, gösterici, gözlemci ve yardım edenlere karşı başlatılan « cadı avı »
31 Mayıs 2013 tarihli bir kararla İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından Gezi parkında başlatılan çalışmalara karşı yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. Sonrasında, İstanbul 1. İdare Mahkemesi tarafından, Kültür Bakanlığı’nın itirazına karşın, projenin iptali doğrultusunda verdiği karar, başvuru sahiplerine 2 Temmuz 2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

8 Temmuz Pazartesi günü, bu mahkeme kararının ardından, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu Gezi Parkı’nın halka açıldığını duyurdu. Hareketin öncüsü konumundaki Taksim Dayanışması bu duyuru üzerine destekçilerini parka gitmeye davet etti. Açıldıktan iki buçuk saat sonra, hiçbir meşru gerekçe olmadan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34. Maddesince düzenlenen silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yapma hakkına aykırı olarak, polis tarafından parkın boşaltılması emri verildi. Polis yeniden orantısız ve kuralsız gaz kullanımında bulundu. Taksim Dayanışması bileşenlerinin yönetici ve üyelerinden 35 kişinin de aralarında bulunduğu 50 kişi yakalanıp gözaltına alındı [4]. Gözaltı süreleri 12 Temmuz’a kadar uzatıldı. Aynı zamanda, Taksim Dayanışması üyelerinin evlerinde, dayanak olarak Türk Ceza Kanunu’nun 166-122 ve 127. maddeleri gösterilerek, aramalar yapılmıştır. Gerekçe gösterilmeden ve Türk Ceza Kanunu ihlal edilerek, polis tarafından el konulan sabit disklerin kopyaları avukatlara verilmedi.

Taksim Dayanışması hareketinin koordinatörü Mimar Mücella Yapıcı 48 saat boyunca, yaralı göstericilere tıbbi yardım sağlanmasının koordinasyonunda aktif rol alan Istanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu ise 72 saat boyunca gözaltında tutulmuştur.

Sınır Tanımayan Gazetecilerden elde bilgilere göre,12 gazeteci, 6 Temmuz gösterilerini takip ederken polis tarafından gözaltına alınmıştır. Diğer saldırıya uğrayıp tehdit edilen gazeteciler ise: Milliyet’ten Yunus Dalgıç ve Arif Balkan; IMC TV’den Gökhan Biçici; Bianet’ten Elif Akgül; haber sitesi Gerçek Gündem’den Barış Yarkadaş; Sol gazetesinden Dilem Taştan; Ulusal Kanal’dan şengül Derin; Birgün gazetesinden Onur Erdem; Halk TV’den Makbule Cengiz, Aydınlık Gazetesi’nden Bestegül Öneren ve Selçuk Özmen, Özcan Yaman, Evrim Kurdoğlu ve Tuğçe Tatari.

Ayrıca, her türlü siyasi muhalefeti suç haline getirme çabaları da devam etmektedir [5] . 11 Haziran’da SDP merkezindeki tutuklamaların ardından, 6 Temmuz tarihinde İstiklal caddesi yakınlarındaki Türkiye Komünist Partisi merkezine de polis tarafından baskın düzenlenmiş, 23 kişi gözaltına alınmıştır.

8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece ise, Taksim meydanının boşaltılması sırasında polisler, İnsan Hakları Derneği İstanbul şubesine, arama izni olmaksızın, 3 kez zorla girmeye çalışmıştır.
Olayları gözlemleyen ve aracı konumunda olan IHD aynı zamanda 28 Mayıs’tan beri, göstericiler ve gösterici olmayanların insan hakları ihlali ihbarlarını kayıt altına almaktadır.

Son olarak, tutuklanan göstericilerin savunmasını üstlenen avukatlar, Çağlayan Adliyesi içinde yeniden saldırıya maruz kalmış, savcılık tarafından herhangi bir soruşturma başlatılmamıştır.

Bu sindirme politikaları, tutuklamalar ve baskınlar, FIDH’in savunduğu ilkeler nezdinde, güvenlik güçlerinin uymaları gereken hukuki yükümlülüklerin açık bir şekilde ihlalini oluşturmaktadır.

Siyasi katılaşma ve şehircilik usulleri reformu

Taksim meydanındaki gösterilerin başından beri, Mimarlar Odası, şehir Plancıları Odası ve diğer meslek odaları, konuyu ilgili mahkemelere de taşıyarak, bu kadar önemli bir kentsel dönüşüm projesinde meslek odalarının fikrine başvurulmamasını eleştirmişlerdir.

Mimarlar ve şehir plancıları odaları tarafından kendisine yükümlülükleri hatırlatılan hükümet, misilleme olarak, 9 Temmuz gecesi meslek odalarına danışma ve odalardan onay alma mecburiyetini kaldıran bir kanunu meclisten geçirmiştir.

FIDH bu siyasi kararı talihsiz bir tercih olarak değerlendirmekte ve zaten gergin olan siyasi ortamı daha da kızıştıracağına inanmaktadır.

FIDH Türk resmi makamlarına aşağıdaki tavsiyelerini hatırlatır :

  • Demokratik olarak seçilmiş hükümetlere karşı da olsa, barışçıl gösteri yapma hakkının korumaya alınması,
  • ifade özgürlüğünün koruma altına alınması,
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. Maddesince de korunan, Anayasal haklarını kullanmış olan tüm barışçıl göstericilerin serbest bırakılması,
  • Göstericilere karşı uygulanan polis şiddetinin derhal durdurulması,
  • Kamu düzenini korumakla yükümlü güçler tarafından orantısız şiddet kullanımıyla ilgili bağımsız ve tarafsız uluslararası bir araştırma komisyonu kurulması,
  • İnsan hakları ihlallerinin sorumlularının soruşturulması ve yargılanması.

Ayrıca, FIDH uluslararası kamuoyunu da :

  • gösterilerde kullanılan orantısız şiddeti en açık dille kınamaya;
  • göz yaşartıcı gazların ve tazyikli suyun sistematik olarak kullanılmasını, bahsi geçen gazların kapalı mekanlara sıkılmasını ve plastik mermiler ile ateş açılmasını kınamaya ;
  • bağımsız uluslararası bir araştırma komisyonu kurulması için çağrı yapmaya;
  • güvenlik güçleri tarafından aşırı veya orantısız şiddet kullanımıyla ilgili soruşturmalar sonuçlanana ve sorumlular cezalandırılana kadar göz yaşartıcı gaz ve gösterilere müdahale araçlarının satışını ve ihracının askıya almaya davet etmektedir.

Yunanistan – Türkiye: “Tehlikeli güzergah, insanlar ölüyor.”

Bunlar kurumumuzun Yunanistan ve Türkiye’de gerçekleştirdiği ve heyetimizin Yunanistan’daki çeşitli gözaltı merkezlerine erişerek mülteci ve göçmenlerle mülakat yapabildiği inceleme gezisi sonucu elde ettiği bulgular. Heyet sınırlarda Yunan-Türk sınırındaki mülteci kontrolünde yer alan çeşitli organlarca gözardı edilemeyecek yaygın insan hakları ihlalleri gözlemledi.

Yunanistan’da birçok mağdur, denizde ya da Avrupa toprağına ayak bastıktan sonra bile Yunan sahil güvenlik görevlilerince geri gönderildiklerini rapor etmekte [6]. Bu mağdurlar istatistiklerde yer bulamaktadır. Heyetimiz bu görünmez insanların bazılarıyla buluşup sahil güvenlik görevlilerince kendilerine yönelik gerçekleştirilen şiddet hikâyelerinin detaylarını not edebildi: kötü muameleler (hamile kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere), hırsızlık (mücevher, para, cep telefonları), kimliklere el konulup çoğunlukla denize fırlatılması ve botların Türk kıyılarına doğru geri gönderilmesi.

Göç ve iltica alanında sürmekte olan ve Avrupa mahkemeleri tarafından defalarca aleyhte hüküm verilen sistemik hataları ele almayı amaçlayan reformların çalışması devam etmekte. Fakat göçmenlerin durdurulmasındaki sorumlulukta karışıklık hakim. Yunanistan toprağında kalmayı başarabilenler kimlik tespiti sürecinde, refakatsiz çocuklar da dahil olmak üzere, yetkililer tarafından sistematik bir şekilde gözaltına alınıyor-Yunanistan bu uygulama nedeniyle yakın zamanda mahkum edildi. Serbest bırakılan göçmenlere bölgeyi 30 gün içinde terk etme emri veriliyor. Yunanistan bölgesinde hiçbir hakları yok. Kabul edilen sığınma taleplerinin ise oranı çok düşük ve ırkçı saldırılar giderek artmakta.

Afganlar, Iraklılar, Somalililer, Sudanlılar, Eritrealılar, Suriyeliler ve Filistinliler Yunanistan ve Türkiye arasında kapana sıkışmış durumda. Her iki ülke, Avrupa’nın da desteğiyle, bu kişilerin varlığını giderek artan şekildeki sınır kontrolü politikalarını haklı göstermek için kullanıyor.

Türkiye’de Nisan 2013’de kabul edilen ve 2014 yılı Nisan ayında yürürlüğe girecek olan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu mültecilerin yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili kaygıları azaltmak için küçük bir katkı sundu. Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne Avrupa dışından gelen sığınmacıların taleplerini kabul etmemek koyduğu coğrafi çekinceyi sürdürüyor. Her ne kadar bir ilerleme işareti olarak gösterilse de, yeni kanun Avrupa hukukunun birçok eksikliğini (sığınma talepleri için hızlandırılmış prosedürlerin kullanımının arttırılması; geri dönüşü karara bağlanmamış kişilerin 12 aya kadar gözaltında tutulması) yeniden üretiyor. Bu reformlar Türkiye’nin, uluslararası insan hakları yükümlülüklerini karşılamadan “Avrupa eğilimini” benimsediğinin bir işareti. Özellikle gözaltı merkezlerindeki insanların sığınma prosedürlerine zor erişim, kişisel verinin korunmasına ilişkin yasanın bulunmaması, reşit olmayan kişilerin ve ailelerin gözaltına alınması, adli yardıma erişimin olmaması, bir kaç ay önce bir kaç yüz Suriyelinin geri dönmeye zorlanması. En ciddi ihlaller arasında sayılabilecekler: sığınma prosedürlerine erişimin bilhassa gözetim merkezlerinde tutulan kişiler için zorluğu, kişisel verilerin korunması ile ilgili yasaların yokluğu, çocukların ve ailelerin gözetim altında tutulması, hukuku yardıma erişim eksikliği. Türkiye’deki yetkililer ilk Suriyeli grup geldiği andan itibaren yüzlerce sığınmacıyı Suriye’ye zorla geri göndermiştir. Reformun etkisi uluslararası yükümlülükleri karşılamak için gerekli yapısal eksikliklerle fakat aynı zamanda Türkiye AB’ye girmek için herhangi bir yasal bir imkanı bulunmayan kişilerin nihai sorumluluğunu üstlenmeye zorlanma gerçeği ile sınırlandırılmıştır.

Avrupa ne yapıyor? Bu ihlallere şahitlik eden ve, en azından dolaylı olarak, dahil olan Avrupa Birliği Sınır Güvenliği, Frontex, ve onun arkasındaki Avrupa kurumlarının pozisyonu nedir?

AB’nin Yunanistan desteğin son birkaç yıldır esas olarak Türkiye ve Yunanistan arasındaki deniz ve kara sınırlarında Frontex’in varlığını güçlendirmeye odaklanıyor. Ancak, Frontex’in varlığı göçmenlerin kabulüne ilişkin zorlu koşullarda herhangi bir değişiklik yaratmadı. Ne de sınırlarda insan hakları ihlalleri devam ederken mültecilerin bu rotayı kullanmasının risklerini ele aldı.

Göçmenlerin Türkiye’deki son derece kötü durumunun AB ve Türkiye arasında bir geri kabul anlaşmasının müzakeresine, gözaltı merkezlerini inşası için fon sağlanmasına, ya da Türk yetkililer ve Frontex arasında gelecekteki işbirliği imkanlarına bir engel teşkil etmediği görülüyor.

Geçtiğimiz birkaç haftada Lampedusa kıyılarında yaşanan trajedi Avrupa kıtasına ulaşmaya çalışan göçmenlerin sıkıntılı durumlarına ilişkin farkındalığı arttırmış gözüküyor. AB bu durumu ele almak için şimdi Frontex’in kapasitesini arttırmayı düşünüyor. Ancak, kurumlarımız göçmenlerin kötü koşullarının ve kullandıkları rotaların tehlikeli olmasının özünün Avrupa bölgesine erişimin alternatifi olmaması ve Avrupa sınırları içerisindeki yetersiz kabul koşulları ile yakın ilişkili olduğunu yorulmaksızın uyarmaktadır.

Arttırılmış sınır kontrolleri yaşamları kurtarmıyor fakat bunun yerine ağır insan hakları ihlallerine ve hatta kadın, erkek ve çocukların ölümlerine yol açıyor.

Heyet Raporu 2014’ün ilk çeyreğinde yayımlanacaktır.

Bu açıklamayı destekleyen STK’lar.
ABCDS Oujda (Fas), AMDH (Moritanya), AMDH (Fas) , AME (Mali), ARACEM (Mali), ARCI (İtalya), CIRÉ (Belçika), CNCD 11.11.11. (Belçika), Fasti (Fransa), GADEM (Fas), GISTI (Fransa), GRAMI AC (Kamerun’da yer alan ağ), Justice Without Borders for Migrants (Avrupa-Afrika Ağı, La Cimade (Fransa), LDH Belçika, Progress Lawyer Network (Belçika)

Türkiye: Eren Keskin’e karşı seyahat yasağı kaldırılması

Yeni bilgi:

Gözlem programı güvenilir kaynaklardan insan hakları avukatı Eren Keskin hakkında konulan yurtdışı yasağı kaldırılmakla birlikte kendisine karşı yargı baskısının sürdüğü bilgisini edinmiştir. Eren Keskin aynı zamanda İnsan Hakları Derneği (İHD) eş başkanıdır ve İstanbul Barosu Başkanlığına aday olmuştur. Kendisi yaklaşık otuz yıldır azınlık haklarının korunması için çalışmakta, kadına şiddete karşı mücadele etmekte ve militarizmi reddederek işkencenin sonlandırılması için çaba sarfetmektedir. Ulusal güvenlik güçleri tarafından tecavüze veya cinsel tacize uğrayan kadınlar ile trans bireylere karşılıksız hizmet sunan bir avukatlık bürosunun da kurucusudur. Eren Keskin Özgür Gündem[1] gazetesinin tutuklanan yazı işleri ekibini desteklemek amacıyla 2013 ila 2016 yılları arasında gazetenin “eş genel yayın yönetmeni” unvanını almıştır. Paris Barosu onursal üyesi olan Eren Keskin barış ve insan hakları mücadelesi nedeniyle içlerinde 2018 Helsinki Sivil Toplum Ödülü de bulunan pek çok uluslararası ödüle layık görülmüştür.[2]

Alınan bilgilere göre, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi 10 Ekim 2018 tarihinde Özgür Gündem ana davası kapsamında görülen 10. duruşmada verdiği ara kararla Eren Keskin hakkında verilen yurtdışı seyahat yasağını kaldırmıştır. Aralık 2016’da açılan dava yeniden 17 Ocak 2019 tarihine ertelenmiştir. Kesin hakkında devam etmekte olan diğer davalar kapsamında verilen yurtdışı çıkış yasağı kararları sürmektedir (bkz. Arka Plan).

Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan yazılarla ilgili olarak Eren Keskin ile diğer sekiz sanığa “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak,” “terör örgütü üyeliği” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçları isnat edilmiştir (bkz. Arka Plan).

Gözlem, Eren Keskin hakkında verilen yurtdışı çıkış yasağının bu dava çerçevesinde kaldırılmasını memnuniyetle karşılamaktadır ancak kendisi hakkında diğer derdest davalarda hükmedilen yurtdışı çıkış yasaklarının kaldırılması ve kendisinin insan hakları faaliyetleri ile ifade özgürlüğünü kullanmaya yönelik meşru hakkını kullanmasından dolayı Keskin’i cezalandırmaya yönelik olduğu izlenimi yaratan bütün yargı baskısının sona erdirilmesi, hâlihazırda yurtdışına çıkmasına izin verilmeyen bütün insan hakları savunucularının1 seyahat özgürlüğüne saygı gösterilmesi için Türk yetkililere yaptığı çağrıyı yinelemektedir.[3]

Arka plan:

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi 30 Mart 2018 tarihinde Eren Keskin’i Özgür Gündem gazetesindeki eş genel yayın yönetmenliği sırasında yayımlanan bazı yazılarla ilgili olarak yedi buçuk yıl hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme kararına göre yayımlanan yazılar Türk ulusunu “aşağılamış,” Cumhurbaşkanına “hakaret” etmiştir.

Eren Keskin hakkında toplam 143 dava açılmıştır. Bu davaların bir bölümü mahkemelerce birleştirilmiştir. Açılan davalardan 12’si sonuçlanmışken 5 dava Yargıtay’da, 7 dava ise İstinaf Mahkemesi’nde beklemektedir. Bu davalar sonucunda Eren Keskin hakkında toplam 12,5 yıl hapis ve 460 bin TL para cezası verilmiştir. Para cezaları verilen dosyalardan 158 bin TL’ye tekabül eden para cezası kesinleşmiş, 12,5 yıl hapis cezası ve geriye kalan para cezalarını içeren dosyalar İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay’da bulunmaktadır.

Ayrıca, Eren Keskin’in insan hakları avukatı olarak sürdürdüğü çalışmalar da engellenmek istenmektedir: Türkiye Cumhurbaşkanlığı hukuk ekibi Ağustos 2018’de İstanbul Barosu’na yaptığı başvuruda Keskin hakkında disiplin soruşturması açılmasını talep etmiştir; bu soruşturma sonucunda Keskin’in barodan ihraç edilmesi ihtimali bulunmaktadır. İstanbul Barosu Keskin’den savunma istemiş olup soruşturma hâlen devam etmektedir.

Talep edilen eylemler:
 
Türkiye’deki yetkililere yazarak şunları talep edebilirsiniz:

I. Eren Keskin’in fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün her koşulda güvence altına alınması;
II. Eren Kesin ile Türkiye’deki bütün insan hakları savunucularına karşı yargı düzeyindeki de dahil olmak üzere her türlü baskının sona erdirilmesi;
III. Hakkındaki suçlamalar düşürülene kadar Eren Keskin aleyhindeki bütün kovuşturmaların uluslararası hukukta öngörüldüğü üzere adil yargılanma hakkına uygun bir şekilde yürütülmesinin güvence altına alınması;
IV. BM Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1998 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nde yer alan bütün hükümlere başta 1, 6 (a), 9, 11 ve 12.2 sayılı maddeler olmak üzere uyulması;
V. Türkiye tarafından onaylanmış uluslararası insan hakları standartları ile uluslararası enstrümanlar uyarınca insan hakları ile temel özgürlüklere saygı gösterilmesinin her koşulda güvence altına alınması.

Adresler:

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan, Faks: +90 312 525 58 31
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Binali Yıldırım. E-posta: binali.yildirim@tbmm.gov.tr
Adalet Bakanı, Abdülhamit Gül. E-posta: ozelkalem@adalet.gov.tr
İçişleri Bakanı, Süleyman Soylu. Faks: +90 312 425 61 30
Avrupa Birliği Türkiye Daimi Temsilciliği, Büyükelçi Faruk Kaymakcı. (Brüksel, Belçika) E-posta: tr-delegation.eu@mfa.gov.tr Faks: +32-2 522 0450
Birleşmiş Milletler Türkiye Daimi Temsilciliği, Maslahatgüzar Beliz Celasin Rende, (Cenevre, İsviçre) E-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr / mission.turkey@ties.itu.int Faks: +41 22 734 0859
Birleşmiş Milletler Türkiye Daimi Temsilciliği, Büyükelçi Feridun Hadi Sinirlioğlu, (New York, ABD) E-posta: tr-delegation.newyork@mfa.gov.tr Faks: +1 212 949 0086

Bulunduğunuz ülkelerdeki Türk diplomatik misyonlarına veya büyükelçiliklerine de yazmanızı dileriz.
 
***
Paris-Cenevre, 17 Ekim 2018

Bu çağrı kodunu alıntılayarak gerçekleştirdiğiniz eylemler hakkında bizi bilgilendirmenizi dileriz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlem (kısaca Gözlem) 1997 yılında Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ile Dünya İşkence Karşıtı Örgüt (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı insan hakları savunucularına karşı baskıların önlenmesi veya durumun düzeltilmesi yönünde müdahalelerde bulunmaktır. FIDH ile OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından yürütülen Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlem iletişim bilgileri:
E-posta: appeals@fidh-omct.org
Telefon ve faks FIDH: +33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80

[1] Özgür Gündem Türkiye’de hükümeti eleştiren pek az bağımsız gazeteden biri olup Kürt-Türk çatışmasıyla ilgili yaptığı kapsamlı haberlerle tanınmaktadır. Gazete Türkiye’de yaşanan darbe girişimini takiben mahkeme kararıyla Ağustos 2016’da kapatılmış, gazetecileriyle yayın yönetmenleri hakkında çeşitli ceza davaları açılmıştır. Bunun üzerine 100’den fazla kişi dönüşümlü olarak gönüllü genel yayın yönetmenliği yapmışlardır. Eren Keskin ifade özgürlüklerini kullanan başka yazarların haber ve yazıları nedeniyle hüküm giymiştir. Türkiye’de yürürlükte bulunan Basın Kanunu’na göre, genel yayın yönetmenleri ilgili yazarların sorumlu tutulamadığı durumlarda yayımlanan yazılarla ilgili olarak sorumlu tutularak suçlanabilmektedir.
[2] Bkz. https://www.nhc.nl/helsinki-civil-society-award-2018-goes-to-eren-keskin/
[3] İçlerinde Af Örgütü’nden Taner Kılıç, İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden KHK ile ihraç edilen akademisyen Günal Kurşun, KHK ile ihraç edilen araştırma görevlisi İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Sekreteri Osman İşçi, çeşitli KHK’larla ihraç edilen 26’sı yönetici olmak üzere toplam 93 İHD üyesi ve yöneticisi, Haklar İnisiyatifi’nden (eski Mazlum-Der) Ömer Atalar, İnsan Hakları Araştırma Derneği’nden Ayşe Bilgen ve “Bu Suça Ortak Olmayacağız!” dilekçesini imzalayan Barış İçin Akademisyenler’den çeşitli KHK’larla ihraç edilmiş 400’den fazla akademisyen de dahil olmak üzere çok sayıda insan hakları savunucusunun yurtdışına çıkışı engellenmektedir. Kamu görevinden ihraç edilenlerin pasaportları iptal edilmiş olup kendilerine yeni pasaport verilmemekte, bu durum da fiili olarak yurtdışı çıkış yasağı yaratmaktadır.

Türkiye: Kadın Hakları Savunucuları Saldırıların Hedefinde

25 Kasım 2019’da, kadın hakları savunucuları Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için İstanbul, İstiklal Caddesi’nde yoğun polis ablukası altında bir araya geldi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yürüyüşü yasaklamasına rağmen, 25 Kasım Kadın Platformu’nun yetkililerle yaptığı görüşmeler sonucunda Tünel Meydanı’ndan İstanbul Barosu’na kadar yürüyüş düzenlenmesine izin verildi. Kadınlar, akşam saat 7.00 sularında Tünel Meydanı’nda toplanarak yürüyüşe başladı. Polis, kortejin önünü 140 metre sonra keserek kadınların İstiklal Caddesi’nden Taksim Meydanı’na doğru yürümesine engel oldu. Kadınlar basın açıklamasının ardından alandan ayrılmaya hazırlanırken polis, barışçıl protestoculara göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi ile müdahale etti. Emniyet Genel Müdürlüğü, olayla ilgili yaptığı açıklamada polis müdahalesine gerekçe olarak protestocuların arasında "marjinal grupların ve LGBTİ’lerin" yer almasını gösterdi. Yine aynı açıklamada polisin ikazına rağmen "alandan ayrılmak istemeyen grubun mukavemete devam etmesi üzerine, yere doğru göz yaşartıcı gaz atılarak" grubun dağıtıldığı ve olayla ilgili yakalama veya gözaltı yapılmadığı için polisin "orantılı güç" kullandığı iddia edildi. Olayla ilgili açıklama yapan İçişleri Bakanı polisin kadınlara şiddet uyguladığı iddialarını reddetti.

8 Aralık 2019’da, kadınlar, kadına karşı şiddeti protesto etmek için Şili’de başlayıp dünyaya yayılan "Las Tesis" danslı eylemini sergilemek üzere İstanbul Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya geldi. Polis, eylemin "izinsiz" olduğu ve şarkının Türkçe çevirisinde yer alan "tecavüzcü sensin, öldüren sensin, polisler, hakimler, devlet ve başkan" sözlerinin "suç olduğu" gerekçesiyle eyleme müdahale etti. Müdahale sırasında 6 kadın hakları savunucusu gözaltına alındı. "Cumhurbaşkanına hakaret", "Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve kurumlarını aşağılama" ile "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet" etmekle suçlanan kadınlar, ifadelerinin alınmalarının ardından ertesi gün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Gözaltına alınanların avukatı, kadınlardan ikisinde ciddi darp izleri olduğunu ve darp eden polis memuru hakkında şikayette bulunduklarını belirtti. 16 Aralık günü, adli kontrol şartına itiraz dilekçelerini teslim ettikten sonra İstanbul Anadolu Adliyesi önünde toplanan kadınların basın açıklaması yapmasına polis yine engel oldu.

İlerleyen günlerde de Ankara, İzmir ve İstanbul’un çeşitli yerlerinde Las Tesis eylemini gerçekleştirildi. 12 Aralık 2019’da Ankara’da bir araya gelen kadınlar polis tarafından engellendi; 9 kadın ve 1 gazeteci gözaltına alındı. 9 kişi hakkında Kabahatler Kanunu uyarınca 320’şer TL para cezası kesildi. 14 Aralık günü, Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri Las Tesis eylemi sebebiyle hedef alınan kadın hakları savunucularına destek amacıyla Meclis’te dayanışma eylemi gerçekleştirdi. Ancak İçişleri Bakanı onlara da tepki göstererek "Türkiye’de polise, hakime, devlete, Başkan’a ‘tecavüzcü’ ve ‘öldüren’" demeye gerek olmadığını söyledi. Son olarak 16 Aralık tarihinde İzmir’de Las Tesis eylemine katılan 25 kadın hakkında da "Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve kurumlarını aşağılama" ve "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet" suçlamaları ile soruşturma açıldı. Soruşturma kapsamında yaklaşık 20 kadın gözaltına alınarak ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı.

Kadın hakları savunucuları, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarına yapılan müdahalelerin yanı sıra kamu otoriteleri tarafından başka yollarla de taciz ediliyor. Örneğin, cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele eden, bu konudaki davaları takip eden ve farkındalık yaratma amaçlı etkinlikler düzenleyen Antakya Mor Dayanışma Kadın Derneği, Kasım ayında, "izinsiz eğitim düzenleme" iddiasıyla 51.168 TL para cezasına çarptırıldı. İlerleyen günlerde ise bu konuda herhangi bir ihbar yapılmaksızın binaları mühürlendi. 2019 yılı Ağustos ayında polis ve İlçe Millli Eğitim Müdürlüğü’nden geldiğini belirten kişiler dernek binasına gelmiş ve izinsiz olarak içeride gerçekleşmekte olan gönüllü aktiviteleri fotoğraflamıştı. Bunun yanı sıra etkinliğe katılan kadın ve çocuklara dernek tarafından kendilerinden herhangi bir ödeme talep edilip edilmediği de sorulmuştu. Kadın hakları savunucuları, derneklerine yönelik tacizin, yerelde birlikte çalıştıkları kadınların gözünde derneği itibarsızlaştırmak ve dernek faaliyetlerine köstek olmak amacıyla yapıldığına inanıyor. İdari para cezasına karşı derneğin yaptığı itirazla ilgili henüz bir gelişme olmadı.

Bu gelişmeler son yıllarda kadın hakları savunucularına yönelik yapılan saldırılarla benzerlik gösteriyor. Son olarak 8 Mart 2019’da Uluslararası Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlenen İstanbul Feminist Gece Yürüyüşü ve 25 Kasım 2018’de Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için İstanbul’da düzenlenen yürüyüş, polisin barışçıl eylemcilere müdahale etmesiyle sonuçlanmıştı. Kadın hak savunucularına karşı yapılan saldırılar özellikle Temmuz 2016’daki darbe kalkışmasından sonra daha da yoğunlaştı. Bazı kadın kuruluşları, özellikle de Türkiye’nin güneydoğusunda Kürt kadınları tarafından faaliyetleri yürütülenler, OHAL KHK’ları ile kapatıldı ve malvarlıklarına el konuldu. Bunun yanı sıra, kayyum atanan HDP’li belediyelerin bünyesindeki kadın danışma merkezleri de kayyumlar tarafından kapatıldı. Bugün hala birçok kadın insan hakları savunucusu, gazeteci, akademisyen ve siyasetçi tutuklu yargılanıyor ve/veya yargısal tacize maruz bırakılıyor. Yalnızca 2019 yılının Kasım ayında, 3 kadın gazeteci, Mezopotamya Haber Ajansı’ndan Ruken Demir ve Sadiye Eser ile Jin Haber Ajansı’ndan Melike Aydın, tutuklandı.

Aşağıda imzası bulunan kuruluşlar olarak, Türkiye’de hukuk devletinin kötüye gittiği ve sivil alanın giderek daraldığı son dönemde kadın hakları savunucularının hedef alınmasından ve farklı yöntemlerle taciz edilmesinden büyük endişe duyuyoruz.

Bu doğrultuda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni kadın haklarına yönelik sistematik ihlallerin ortadan kaldırılması için gereken her türlü adımı atmaya davet ediyor ve hükümete, kadın hakları savunucularının, bu konuda yürütülecek demokratik ve kapsayıcı diyaloğun ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini hatırlatıyoruz. Ayrıca, hükümete kadın hakları savunucularının kriminalize edilmemesi ve kadın haklarının korunmasına ve geliştirilmesine yönelik faaliyetlere engel olunmaması çağrısında bulunuyoruz. Hükümeti, devletin kurumlarına yönelik meşru eleştiriler de dahil olmak üzere, ifade özgürlüğünü ihlal etmemeye ve başta İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması olmak üzere, kadınların meşru ve haklı taleplerini dikkate almaya davet ediyoruz.

Bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de dahil olmak üzere, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin korumasındaki ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile örgütlenme özgürlüğüne saygı göstermeye davet ediyoruz. Hükümete, demokratik bir toplumda hak ihlallerinin izlenmesinde vazgeçilmez bir rolü olan kadın hakları ve insan hakları savunucularına, çalışmalarını özgürce sürdürebilecekleri bir ortam sağlama çağrısında bulunuyoruz.

Ek olarak, uluslararası toplumu, Türkiye ile olan ikili ve çok taraflı ilişkilerinde ülkeden giderek kötüleşen kadın hakları ve insan hakları siciline karşı tepki vermeye ve kadın hakları ile insan hakları savunucularına yönelik saldırıları kınamaya davet ediyoruz.

Türkiye: Eren Keskin’in yargısal tacizi devam ediyor

Durum açıklaması:

Gözlemevi’nin güvenilir kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre insan hakları avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) eş başkanı Eren Keskin’e [1] karşı adli taciz devam etmektedir. Paris Barosu onursal üyesi olan Eren Keskin, barış ve insan hakları çalışmaları nedeniyle aralarında 2018 Helsinki Sivil Toplum Ödülü [2] de bulunan çok sayıda uluslararası ödül almış ve ayrıca 2018 Martin Ennals İnsan Hakları Savunucuları Ödülü finalisti [3] olmuştur.

Elde edilen bilgilere göre, 13 Ocak 2020’de Özgür Gündem gazetesi ana davasının 15. duruşması 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştür. Savcı, Eren Keskin ve diğer iki sanığın “terör örgütü üyeliği”nden (TCK Madde 324/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu Madde 5/1) cezalandırılmalarını talep etmiştir. Savcı, Eren Keskin’in gazetede yayınlanan yazıları ve gazetenin genel yayın yönetmeni olduğu dönemdeki diğer yazılar yoluyla terör örgütünün amaçlarını desteklediğini iddia etmiştir. Üç sanığın da 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmektedir. Savcı ayrıca bir diğer iki sanığın “terör propagandası”ndan (3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu Madde 7/2) 1 yıl 10 aydan 9 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etmiştir. Bunlara ek olarak, savcı aleyhlerinde delil yetersizliği olması nedeniyle sanıklardan diğer ikisinin ise beraatını talep etmiştir. Kalan iki sanığın dosyalarının, henüz savunmalarının alınmamış olması nedeniyle ayrılması istenmiştir. Davanın sonraki duruşması 14 Şubat 2020’de yapılacaktır.

2016 yılından bu yana, Eren Keskin ve aralarında kapatılan Özgür Gündem gazetesinin köşe yazarları, nöbetçi genel yayın yönetmenleri ve yayın danışma kurulu üyeleri bulunan diğer sekiz sanık, “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “suç işlemeye tahrik”, “terör örgütü üyeliği”, “terör örgütü propagandası yapma” ve “terör örgütlerinin açıklamalarını yayma ve nakletme” suçlamalarıyla karşı karşıya bulunmaktadır (ayrıntılar için bkz. aşağıda yer alan arka plan bilgisi).

Gözlemevi, Eren Keskin’e karşı devam eden adli tacizi, kendisinin insan hakları faaliyetleri ve ifade özgürlüğü hakkının meşru kullanımı nedeniyle cezalandırılmasından ibaret olduğunun görülmesi nedeniyle, şiddetle kınamaktadır.

Arka plan bilgisi:

2013 yılından 2016 yılına kadar Eren Keskin, Özgür Gündem gazetesinin genel yayın yönetmenliği unvanını taşımış ve ayrıca 2016 yılının Mayıs ve Ağustos ayları arasında gazetenin cezaevindeki çalışanlarına destek verme amacıyla düzenlenen “nöbetçi genel yayın yönetmeni” kampanyasına katılmıştır. Özgür Gündem gazetesi, 29 Ekim 2016 tarihinde “terör örgütü propagandası yapma” iddiasıyla 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılmıştır.

Dayanışma kampanyasının ardından Özgür Gündem’de eş genel yayın yönetmenliği yapan 49 kişi hakkında ceza soruşturması yürütülmüş ve bunlardan 38’i hakkında ceza davası açılmıştır. Ayrıca çok sayıda köşe yazarı hakkında da gazetede yayınlanan yazıları nedeniyle ceza davası açılmıştır.

Gazetedeki yayın yönetmenliği nedeniyle Eren Keskin hakkında bir kısmı daha sonra birleştirilen toplam 143 dava açılmıştır. Bunlara ek olarak, gazetenin beş danışma kurulu üyesi ile birlikte dört genel yayın yönetmeninin Özgür Gündem’de yayınlanan yazılar nedeniyle “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “suç işlemeye tahrik”, “terör örgütü üyeliği”, “terör örgütü propagandası yapma” ve “terör örgütlerinin açıklamalarını yayma ve nakletme” ile suçlandığı ve Özgür Gündem ana davası olarak bilinen dava Aralık 2016’da başlamıştır. Bu davanın 10 Ekim 2018’de görülen 10. duruşmasında, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi Eren Keskin’in yurtdışına çıkış yasağını kaldırmıştır. Ne var ki, Keskin hakkındaki diğer dava ve soruşturmalar nedeniyle yurtdışına çıkış yasağı devam etmektedir.

Bugüne kadar, Keskin toplamda 17,5 yıl hapis cezasına ve 400.000 TL (yaklaşık 60.000 Avro) tutarında para cezasına çarptırılmıştır. Keskin’e verilen para cezaları ile ilgili dosyalardan, yaklaşık 300.000 TL (yaklaşık 45.000 Avro) tutarındaki ceza için istinaf ve temyiz yolları tükenmiş olduğundan Keskin söz konusu tutarı ulusal ve uluslararası dayanışma ile ödemeye başlamıştır. Hapis cezaları ve kalan para cezası için dosyalar halen İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay’da incelenmektedir.
Bunlara ek olarak, Eren Keskin’in insan hakları avukatı olarak devam eden çalışmaları da engellenmektedir: Ağustos 2018’de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı hukuk ekibi Keskin’in barodan çıkartılması ile sonuçlanabilecek bir disiplin soruşturmasının başlatılması talebiyle İstanbul Barosu’na başvuruda bulunmuştur. Soruşturma halen devam etmektedir.

İstenen eylemler:
 
Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:
 
i. Eren Keskin’in bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasının her koşulda teminat altına alınması;
ii. Eren Keskin ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi;
iii. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1, 6(a), 9, 11 ve 12.2 Maddelerine uyulması;
iv. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-mail: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.
 
***
Paris-Cenevre, 20 Ocak 2020
 
Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.
 
İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

[1] Eren Keskin, yaklaşık otuz sene boyunca azınlık haklarının korunması, kadına karşı şiddetin önlenmesi ile militarizm ve işkenceye karşı kampanya yürütülmesi gibi alanlarda çalıştı. Eren Kesin ayrıca trans bireylere ve kadınlara gönüllü olarak hizmet sağlayan Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu’nun da kurucusudur.
[2] Bkz. https://www.nhc.nl/helsinki-civil-society-award-2018-goes-to-eren-keskin/
[3] Bkz. 13 Mayıs 2019 tarihinde FIDH tarafından yayınlanan basın açıklaması: https://www.fidh.org/en/region/europe-central-asia/turkey/turkey-fidh-supports-the-human-rights-activist-eren-keskin

Türkiye: İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri’nin keyfi olarak gözaltına alınması ve yargısal tacizi

Durum açıklaması:

Gözlemevi, insan hakları avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri’nin keyfi olarak gözaltına alınması ve uğradığı adli taciz hakkında güvenilir kaynaklar tarafından bilgilendirilmiştir.

Elde edilen bilgilere göre, 6 Şubat 2020’de, polis memurları Gülseren Yoleri’yi İstanbul’daki evinde gözaltına aldı ve Cumartesi Anneleri’nin (aşağıda açıklanan) 759. buluşmasında yapmış olduğu ve Türkiye’nin Suriye’de devam eden askeri müdahalesini kınayan konuşması nedeniyle hakkında açılan bir soruşturma kapsamında ifadesinin alınması için Sarıyer Emniyet Müdürlüğüne götürdü. Yoleri, ifadesini verdikten sonra serbest bırakıldı. Bu Acil Eylem Çağrısının yapıldığı sırada, soruşturma devam etmekte ve savcının ceza davası açıp açmama konusunda karar vermesi beklenmektedir.

12 Ekim 2019 tarihinde, polis, Cumartesi Anneleri’nin[1] 759. hafta buluşması için İstanbul Beyoğlu’ndaki İHD Şubesi önünde düzenlenen oturma eylemine saldırmıştır. O dönemde Cumartesi Anneleri, haftalık barışçıl oturma eylemlerini İHD İstanbul Şubesi önünde gerçekleştirmekteydi[2]. Her zaman olduğu üzere, 90larda zorla kaybedilen aile üyelerinin fotoğraflarını ellerinde tutuyorlardı. Gülseren Yoleri, zorla kaybedilenler için adalet talep eden ve Türkiye’nin Suriye’de süregelen askeri müdahalesini kınayan bir basın açıklaması okudu. Buna karşılık, polis göz yaşartıcı gaz ve cop kullanarak kalabalığı dağıttı[3].

Gözlemevi, Gülseren Yoleri’nin keyfi olarak gözaltına alınmasını ve uğradığı adli tacizi, durumun kendisinin insan hakları faaliyetleri ve ifade özgürlüğü hakkının meşru kullanımı nedeniyle cezalandırılmasından ibaret olduğunun görülmesi nedeniyle, şiddetle kınamaktadır. Gözlemevi, Türkiye yetkililerine Gülseren Yoleri ve Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli düzeydekiler dahil her türlü tacize derhal ve koşulsuz olarak son vermeleri için çağrıda bulunmaktadır.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:
 
i. Gülseren Yoleri ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi;
ii. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12. Maddelerine uyulması;
iii. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-mail: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Paris-Cenevre, 13 Şubat 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.
 
İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

___

[1] Cumartesi Anneleri, 1980ler ve 1990lardaki siyasi cinayet ve zorla kaybedilme mağduru olan sevdiklerinin fotoğraflarını ellerinde tutarak her Cumartesi yarım saat boyunca İstanbul’daki Galatasaray Meydanı’nda buluşan bir grup annedir.
[2] Protestolarının 25 Ağustos 2018 tarihindeki 700. haftasında, Cumartesi Anneleri’nin İstanbul’daki Galatasaray Meydanı’nda haftalık buluşmalarını yapmaları yasaklanmıştır.
[3] Bkz. 25 Ekim 2019 tarihinde yayınlanan Gözlemevi Acil Eylem Çağrısı TUR 003 / 1019 / OBS 088.

Gezi Parkı Davasında hak savunucuları beraat etti - Osman Kavala yeni suçlamalarla karşı karşıya

18 Şubat 2020’de, Gezi Parkı Davasının son duruşmasında İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık olarak yargılanan Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Yiğit Aksakoğlu, Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi’den oluşan dokuz insan hakları savunucusunun beraatine karar vermiştir. Türkiye dışında ikamet eden ve aynı dosyada yargılanmakta olan diğer yedi insan hakları savunucusunun dosyası ayrılmıştır.

18 Şubat 2020’de, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Silivri Cezaevi’nden tahliyesi öncesinde Osman Kavala hakkında 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi kapsamında “anayasal düzeni bozmaya teşebbüs” suçlamasıyla yeni bir gözaltı kararı vermiştir. 20 Şubat 2020 gece yarısı İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği söz konusu suçlamalara dayanarak Kavala’nın tutukluluğuna karar vermiş ve Kavala’nın keyfi tutukluluğu böylece devam etmiştir.

İnsan hakları aktivisti, iş insanı ve aynı zamanda Anadolu Kültür Vakfı’nın kurucusu ve başkanı olan Osman Kavala 18 Ekim 2017’den bu yana keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.

10 Aralık 2019 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “Gezi Davası” kapsamında Kavala’nın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. ve 18. maddelerini[1] ihlal ettiğine karar vererek bir an önce tahliyesini talep etmiştir. Ancak AİHM kararı bugüne kadar uygulanmamıştır.

Türkiye’de insan hakları savunucularının kriminalize edilmesi 2016’daki darbe girişiminden bu yana sürekli bir nitelik kazanmıştır ve adli taciz her türlü muhalefeti ve özellikle de insan hakları aktivistleri ile siyasetçileri bastırmak için yaygın olarak kullanılmaktadır.

Gözlemevi, yeni suçlamalara dayanarak Kavala’nın tekrar tutuklanmasını şiddetle kınamakta ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri tarafından da belirtildiği üzere[2] yeni suçlamalar yoluyla tahliyesinin engellenmesinin kötü muamele teşkil ettiğine inanmaktadır. Gerçekten de Osman Kavala’nın kişisel olarak hedef alınmış olması ve kendisine yöneltilen suçlamalar Türkiye’de yargı bağımsızlığının temelden sarsıldığına işaret etmektedir. Uygulanmakta olan yargı reform paketi ise bu soruna kalıcı bir çözüm getirmekten uzaktır.

Gözlemevi Türk yetkililerine Osman Kavala’yı bir an önce tahliye etmeleri, hakkındaki suçlamaları düşürmeleri ve Kavala’nın hak ve özgürlüklerini tam anlamıyla teminat altına almaları için çağrıda bulunmaktadır.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

[1] AİHS Madde 5 § 1 tutukluluğun hukuka uygun olması ve makul şüpheye dayanması gerektiğini belirtirken Madde 18 haklara getirilecek sınırlamaların öngörüldükleri amaçlar dışında uygulanmasını yasaklar.
[2] https://www.coe.int/en/web/commissioner/-/the-reaction-of-the-council-of-europe-commissioner-for-human-rights-to-the-re-arrest-of-osman-kavala

Barışçıl kadın hakları gösterilerine karşı orantısız güç kullanımının haklı gerekçesi yoktur

Bu yıl 8 Mart nedeniyle İstanbul’da gerçekleştirilen Feminist Gece Yürüyüşü’ne polis, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermilerle müdahale etmiştir. Protesto gösterisi “2911 Sayılı Kanun çerçevesinde ilan edilen alanlar içerisinde olmaması” gerekçesi ile Valilik tarafından yasaklanmıştır. İstiklal Caddesi’ne çıkan tüm sokaklar polis barikatı ile kadınlara kapatılmış ve Taksim’e toplu taşıma seferleri durdurulmuştur. Protestocular yasağa rağmen saat 19.00 civarında çevrede toplanmaya başlamıştır. Taksim Meydanı’na çıkan ana caddelerden biri olan Sıraselviler Caddesi’nde toplanan kadınlar, bariyerleri aşmaya çalışmış ve polisler göz yaşartıcı gaz kullanarak karşılık vermiş ve kadınları geri dönmeye zorlamışlardır. 32 kadın ve 2 erkek gözaltına alınmış ve bu sırada polis bazı protestoculara karşı aşırı güç kullanmıştır. Ertesi sabah gözaltına alınanlarserbest bırakılmış olsalar da Gözlemevi barışçıl bir gösteriye karşı gerçekleştirilen bu orantısız müdahaleyi kınamaktadır.

Gösteriler sonrasında medya web sitelerinde ve sosyal medyada yayınlanan video görüntülerine göre, polis güçleri kalkanlarla müdahale ederek grubu dağıtmaya çalışmış; bazı protestocular polis görevlileri tarafından ablukaya alınarak yerlerde sürüklenmiştir. Başka bir videoda ise sivil giyimli bir görevlinin bir kadını kendisine vurmaya çalışan polis kalabalığı arasından geçirdiği görülmektedir.

Gözlemevi temel bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünü kullanan barışçıl protestoculara karşı yetkililerin orantısız müdahalesini kınamakta ve yetkililer tarafından 8 Mart 2019’da protestolara polis tarafından müdahale edilmeye başlanana kadar İstanbul İstiklal Caddesi’nde Uluslararası Kadınlar Günü’nün polis müdahalesi olmaksızın barışçıl bir şekilde yıllarca yapıldığını yetkililere hatırlatmaktadır. Gözlemevi ayrıca 8 Mart 2019 tarihindeki Dünya Kadınlar Günü’nde ve 25 Kasım 2018 ve 2019 tarihlerindeki Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde İstanbul’da barışçıl kadın protestoculara karşı polisin güç kullandığı diğer olayları da hatırlamaktadır.

Gözlemevi, Türkiye yetkililerine gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gerekse uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü hakkına saygı göstermeleri ve Türkiye’deki sivil toplum ve yurttaşların temel haklarını kullanmalarına getirilen orantısız kısıtlamalara son vermeleri çağrısında bulunmaktadır. Gözlemevi, ayrıca yetkililere Türkiye’deki kadın hakları savunucularının devamlı olarak taciz ve kriminalize edilmelerine son vermeleri çağrısında bulunmaktadır.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Türkiye: Diyarbakır, Urfa ve Şırnak Barolarından 13 insan hakları avukatı keyfi olarak gözaltına alındı

Durum açıklaması:

Gözlemevi’nin güvenilir kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre aralarında Diyarbakır Barosu’ndan Mesut Beştaş, Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay ve Osman Çelik, Şanlıurfa Barosu’ndan Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz ve Şeyhmus İnal ile Şırnak Barosu’ndan Gürgün Kadirhan’ın bulunduğu 13 önde gelen insan hakları avukatı keyfi olarak gözaltına alınmıştır.

Elde edilen bilgilere göre, 12 Mart 2020 tarihinde sabahın erken saatlerinde Mesut Beştaş, Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal ve Gürgün Kadirhan’ın ev ve ofisleri basılmış ve Mesut Beştaş dışındakilerin tamamı Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştır. Mesut Beştaş için de bir gözaltı kararı çıkarılmış ancak Beştaş henüz gözaltına alınmamıştır. 13 avukat cezaevindeki hükümlüler arasında iletişimi sağlayarak “terör örgütüne yardım etmek” (Türk Ceza Kanunu Madde 220/7) ile suçlanmaktadır. Avukatların tamamının bilgisayarları ve iki avukatın ofislerinde bulunan bazı dava dosyalarına el konulmuştur. Bu acil eylem çağrısında bulunulduğu tarih itibarıyla, soruşturmanın hakkında gizlilik kararı olması nedeniyle, başka herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır ve Mesut Beştaş dışındaki tüm avukatlar Urfa Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulmaktadır.

Gözlemevi, Mesut Beştaş, Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal ve Gürgün Kadirhan’a uygulanan keyfi gözaltı ve adli tacizi, insan hakları alanında çalışan avukatlar olarak yürüttükleri meşru insan hakları faaliyetlerine yaptırım getirmek üzere gerçekleştirilmeleri nedeniyle, şiddetle kınamaktadır. Gözlemevi, Türkiye yetkililerine bu kişilerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması ve bu kişilerle birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı adli taciz dahil her türlü tacize son verilmesi konusunda çağrıda bulunmaktadır.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal, Gürgün Kadirhan ve Mesut Beştaş ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularının bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasının her koşulda teminat altına alınması;

ii. İnsan hakları faaliyetlerini cezalandırmak amacıyla keyfi olarak gözaltına alınan Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal ve Gürgün Kadirhan ile Türkiye’de keyfi olarak gözaltına alınmış olan tüm insan hakları savunucularının koşulsuz ve derhal salıverilmesi;

iii. Mesut Beştaş, Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal ve Gürgün Kadirhan ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi ve misilleme korkusu ya da engelleme olmaksızın faaliyetlerine devam edebilmelerinin sağlanması;

iv. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12. Maddelerine uyulması;

v. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.
 
***
Paris-Cenevre, 13 Mart 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

İnsan hakları savunucusu Mehmet Raci Bilici’nin haksız mahkûmiyeti

İHD MYK üyesi ve eski Diyarbakır Şube Başkanı Mehmet Raci Bilici 12 Mart 2020’de Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü üyeliği” (Türk Ceza Kanunu Madde 314/2) suçlamasıyla altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm edildi. Mahkeme, şu an serbest olan Bilici’ye yurt dışına çıkış yasağı getirdi. Bilici hakkındaki mahkûmiyet kararı 2011 ile 2014 yılları arasında MYK üyesi ve Diyarbakır Şube Başkanı olarak İHD adına yürüttüğü meşru insan hakları faaliyetlerine dayanmaktadır. Mahkemenin gerekçeli kararı henüz açıklanmadı. Karara itiraz yolu açık; ancak üst mahkemenin mahkûmiyet kararını onaması halinde, Avukatlık Kanunu gereğince Raci Bilici’nin avukatlık mesleğini icra etmesi mümkün olmayacaktır.

Savcı iddianamede, telefon dinleme kayıtları, ortam dinlemeleri ve 2015 ile 2016 yıllarındaki bazı sosyal medya paylaşımlarını gerekçe göstererek Mehmet Raci Bilici’nin mahkûm edilmesini talep etti. Bilici’nin ortam dinlemesine tabi tutulan faaliyetleri; insan hakları ihlallerini izlemesi, insan hakları örgütlerinin ve Demokratik Toplum Kongresi’nin toplantılarına katılmasından ibarettir. Ayrıca, iddianamede yer verilen sosyal medya paylaşımlarının terörizmle bir bağı olmadığı gibi, herhangi bir suç delili olarak bile nitelendirilmesi mümkün değildir.

Mehmet Raci Bilici aynı soruşturma kapsamında[1] 15 Mart 2017’de gözaltına alınmış ve 21 Mart 2017’de adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Seyahat yasağı ve haftada bir kez bir polis karakoluna bildirimde bulunmayı gerektiren adli kontrol şartı, 2018 baharında kaldırılmıştı.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi, Uluslararası Af Örgütü ve Front Line Defenders, Raci Bilici’nin insan hakları savunucusu olarak yürüttüğü faaliyetler nedeniyle “terör örgütü üyeliği” suçundan mahkûm edilmesinden derin kaygı duymaktadır. Yargısal taciz olarak görülebilecek bu haksız karar, Mehmet Raci Bilici’yi ve diğer hak savunucularını, meşru insan hakları faaliyetlerini sürdürmekten alıkoymak için cezalandırma ve susturma girişimidir.

Türkiye yetkililerine, Mehmet Raci Bilici’ye ve Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına yönelik mesnetsiz yargılamalar da dahil tüm tacizlere derhal ve koşulsuz olarak son verme çağrısında bulunuyoruz. Mehmet Raci Bilici hakkındaki adil olmayan mahkûmiyet kararının üst mahkeme tarafından bozulmasını ve Bilici’nin başka hiçbir tacize uğramadan insan hakları çalışmalarını sürdürebilmesini umuyoruz. Raci Bilici’nin davasını temyiz aşamalarında da takip etmeyi sürdüreceğiz.

___

[1] Bkz. Gözlemevi’nin 24 Mart 2017 tarihli Acil Çağrı Metni TUR 001 / 0317 / OBS 026.1

Türkiye: 13 insan hakları avukatının yargısal tacizi devam ediyor

Yeni bilgi:

Gözlemevi’nin güvenilir kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre aralarında Diyarbakır Barosu’ndan Mesut Beştaş, Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay ve Osman Çelik, Şanlıurfa Barosu’ndan Hidayet Enmek, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz ve Şeyhmus İnal, Şırnak Barosu’ndan Gürgün Kadirhan ile Şanlıurfa Barosu’ndan keyfi tutuklaması devam eden Sevda Özbingöl Çelik’in bulunduğu 13 önde gelen insan hakları avukatına yönelik adli taciz devam etmektedir.

Elde edilen bilgilere göre, 17 Mart 2020 tarihinde, Sulh Ceza Hakimliği, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal ve Gürgün Kadirhan’ın dahil olduğu 11 hak savunucusu, seyahat yasağı koşuluyla serbest bırakılmıştır. Bununla birlikte, Sulh Ceza Hakimliği, Sevda Özbingöl Çelik’in avukat olarak “terör örgütü üyesi olmakla suçlanan kişileri” temsil etmesine ve “cezaevine ziyarette” bulunduğu iddiasıyla tutuklanmasına karar vermiştir. Gizli tanık, Çelik’in cezaevindekiler arasında iletişimi sağlayan avukatlar arasında olduğunu iddia etmiştir. Öte yandan, Mesut Beştaş başlangıçta hakkında bir yakalama emri çıkarılmasına rağmen gözaltına alınmamıştır.

Gözlemevi, Mesut Beştaş, Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal ve Gürgün Kadirhan’a uygulanan adli tacizi ve Sevda Özbingöl Çelik’in keyfi olarak tutuklanmasını, insan hakları alanında çalışan avukatlar olarak yürüttükleri meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırma amacı taşıması sebebiyle şiddetle kınamaktadır. Gözlemevi, Türkiye yetkililerine bu kişilerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması ve bu kişilerle birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı adli taciz dahil her türlü tacize son verilmesi konusunda çağrıda bulunmaktadır.

Arka plan bilgisi:

12 Mart 2020 tarihinde sabahın erken saatlerinde Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal ile Gürgün Kadirhan’ın ev ve ofisleri basılmış ve tamamı Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştır. Her ne kadar başlangıçta Mesut Beştaş için de gözaltı kararı çıkarılmış olsa da, Beştaş gözaltına alınmamıştır. Aynı gün polis memurları kendisini aramak için ofisine gitmiş ancak orada olmadığını öğrenince ofisi terk etmiştir. Bu olaydan sonra polis, Beştaş’ı gözaltına almak için başka herhangi bir girişimde bulunmamıştır. On üç avukat cezaevindeki hükümlüler arasında iletişimi sağlayarak “terör örgütüne yardım” (Türk Ceza Kanunu Madde 220/7) ile suçlanmaktadır. Avukatların tamamının bilgisayarları ve iki avukatın ofislerinde bulunan bazı dava dosyalarına el konulmuştur. Mesut Beştaş dışındaki tüm avukatlar Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyayı sulh ceza hakimliğine göndererek Sevda Özbingöl Çelik’in tutuklanmasını talep edene kadar Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulmuştur.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Sevda Özbingöl Çelik ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularının bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasının her koşulda teminat altına alınması;

ii. Meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırma amacıyla keyfi olarak tutuklanan Sevda Özbingöl Çelik ile Türkiye’deki haksız olarak tutuklanan diğer tüm insan hakları savunucularının koşulsuz ve derhal salıverilmesi;

iii. Mesut Beştaş, Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay, Osman Çelik, Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz, Şeyhmus İnal ve Gürgün Kadirhan ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi ve misilleme korkusu ya da engelleme olmaksızın faaliyetlerine devam edebilmelerinin sağlanması;

iv. Sevda Özbingöl Çelik ile birlikte Türkiye’de tutuklu bulunan diğer tüm insan hakları savunucularının giderek artan Covid-19 tehdidi karşısında sağlık ve güvenliğinin sağlanması ve derhal serbest bırakılmaları da dahil olmak üzere sağlık ve güvenliklerinin korunması için gereken her türlü tedbirin alınması;

v. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12. Maddelerine uyulması;

vi. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Paris-Cenevre, 20 Mart 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

Türkiye: Nurcan Baysal’ın Yargısal Tacizi

Durum açıklaması:

Gözlemevi, güvenilir kaynaklar tarafından Nurcan Baysal’a karşı uygulanan adli taciz hakkında bilgilendirilmiştir. Front Line Defenders Risk Altındaki İnsan Hakları Savunucuları için 2018 Küresel Ödülünün sahibi olan gazeteci Nurcan Baysal, Türkiye’de Kürt nüfusun yoğun olarak bulunduğu Güneydoğu Anadolu bölgesindeki insan hakları ihlallerini belgelemekte ve yazmaktadır.

Elde edilen bilgilere göre, 30 Mart 2020 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Nurcan Baysal hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” (TCK Madde 216) suçlamasıyla açılan bir soruşturma kapsamında ifadeye çağrılmıştır. Suçlama, Nurcan Baysal’ın, cezaevinden kendisine gönderilen mektuplar, yetkililerin korona virüs konusunda aldıkları tedbirler hakkındaki gazete yazısı ve görüşleri, kısa süre önce hüküm giymiş olan insan hakları savunucusu Raci Bilici [1] ile dayanışma mesajı ve son olarak da korona virüsele mücadelede cezaevlerindeki yetersiz koşullarla ilgili mahpus ailelerinin çağrılarını içeren sosyal medya paylaşımlarına [2] dayandırılmaktadır. Bazı sosyal medya paylaşımlarında, yaşadığı yer olan Diyarbakır’da korona virüse karşı alınan tedbirlerle ilgili Ahval haber sitesinde [3] yayınlanan yazısı da yer almaktadır.

30 Mart 2020 tarihinde, Siber Suçlarla Mücadele Şubesi’nin talebi üzerine, Nurcan Baysal Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne avukatı ile birlikte giderek suçlama ile ilgili ifade vermiştir. Emniyet Müdürlüğü’nde ifade vermesinin ardından gözaltına alınması için resmi işlemler başlatılmış ancak korona virüs riski nedeniyle gözaltına alınmamıştır. Baysal’ın 31 Mart 2020’de tekrar Başsavcılığa gelmesi istenmiştir.

31 Mart 2020 tarihinde, Nurcan Baysal’ın savcılık ifadesi alındıktan sonra savcı Baysal’ın dosyasını 3. Sulh Ceza Hakimliği’ne göndererek hakkında adli kontrol tedbiri talep etmiştir. Hakim, Baysal’ın gazeteci olmasına ve halkı bilgilendirme hakkını kullandığını bildirmesine dayanarak savcının talebini reddetmiş ve serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ardından Nurcan Baysal serbest bırakılmıştır. Nurcan Baysal hakkındaki soruşturma halen sürmektedir ve savcı önümüzdeki günlerde Baysal hakkında dava açılıp açılmayacağına karar verecektir.

Gözlemevi, Nurcan Baysal’a karşı uygulanan adli tacizi, meşru insan hakları faaliyetlerine ve ifade özgürlüğünü kullanmasına yaptırım getirmek üzere gerçekleştirilmesi nedeniyle, şiddetle kınamaktadır. Gözlemevi, Türkiye yetkililerine, Nurcan Baysal ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz dahil her türlü tacize derhal son verilmesi konusunda çağrıda bulunmaktadır.

İstenen eylemler:
 
Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Nurcan Baysal ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi, ve korona virüs ile ilgili alınan tedbirlerin gazeteciler dahil insan hakları savunucularına karşı baskı aracı olarak kullanılmasına son verilmesi;

ii. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12. Maddelerine uyulması;

iii. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.
 
***
Paris-Cenevre, 2 Nisan 2020
 
Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.
 
İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

___

[1] Bkz. 23 Mart 2020 tarihinde yayınlanan Gözlemevi Basın Açıklaması.

[2] Bkz.: https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1237772496683905031; zhttps://twitter.com/baysal_nurcan/status/1238506387489132545; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1238521472387371009; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1239845777041752065; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1240164045669490688; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1240200174816952321;
https://twitter.com/evrenselgzt/status/1240198141284155392; https://twitter.com/ahval_tr/status/1240211607814209538; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1240595658475737089; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1241803739973013505.

[3] 18 Mart 2020 tarihinde yayınlanan “Diyarbakır’dan koronavirüs halleri...” başlıklı haber: https://ahvalnews.com/tr/koronavirus/diyarbakirdan-koronavirus-halleri

Türkiye: Dr. Serdar Küni’nin yargısal tacizi devam ediyor

Yeni bilgi:

Gözlemevi, doktor ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Cizre temsilcisi ve Şırnak Tabip Odası Başkanı Doktor Serdar Küni’ye karşı devam eden adli taciz hakkında güvenilir kaynaklar tarafından bilgilendirilmiştir.

Elde edilen bilgilere göre, Dr. Serdar Küni hakkında üç buçuk yılı aşkın süre önce açılan davanın son duruşması nihayet 1 Nisan 2020 tarihinde Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacaktır.

Gözlemevi, 24 Nisan 2017 tarihinde Dr. Serdar Küni’nin “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır” hükmünü içeren TCK Madde 220/7 kapsamında dört yıl iki ay hapisle cezalandırıldığını hatırlatır. Cezası, bir doktor olarak Kürt meselesine ilişkilin silahlı çatışmalardan etkilenen Cizre’de, oldukça zorlu bir ortamda sağladığı sağlık hizmeti ile ilgiliydi. 19 Ekim 2016 tarihinde tutuklanan Dr. Serdar Küni, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararını beklediği aşamada serbest bırakıldı.

4 Ekim 2017’de Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi yerel mahkemenin verdiği kararı bozdu ve yargılama 25 Nisan 2018 tarihinde Şırnak’ta yeniden başladı. Gözlemciler, davada isnat edilen suçlamaların herhangi bir delille desteklenmediğini ve tanıkların kendi beyan ettikleri üzere, tanık ifadelerinin işkence altında alındığını tespit etti. Buna rağmen davanın en son 19 Şubat 2020’de görülen altıncı duruşmasında savcı Dr. Küni’yi “terör” suçları ile ilişkilendiren yeni bir suçlamada bulundu ve Dr. Küni’nin Türk Ceza Kanunu Madde 314/2 ve Terörle Mücadele Kanunu Madde 3 kapsamında yedi buçuk yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Gözlemevi, Dr. Serdar Küni’ye karşı devam eden adli tacizi, kendisinin meşru ve barışçıl insan hakları etkinliklerinden dolayı cezalandırılması amacıyla yapıldığının görülmesi nedeniyle, şiddetle kınamaktadır.

Gözlemevi, Türkiye yetkililerine derhal ve koşulsuz olarak Dr. Serdar Küni’ye karşı adli taciz dahil her türlü tacize son vermeleri konusunda çağrıda bulunmaktadır.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Dr. Serdar Küni ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularının bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasının her koşulda teminat altına alınması;

ii. Dr. Serdar Küni ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi ve misilleme korkusu ya da engelleme olmaksızın her koşulda faaliyetlerine devam edebilmelerinin sağlanması;

iii. Muhalefeti susturmak ve insan hakları faaliyetlerini engellemek için terörle mücadele mevzuatını kötüye kullanmaktan kaçınılması;

iv. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12.2 Maddelerine uyulması;

v. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-mail: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Cenevre-Paris, 18 Mart 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80

Nurcan Baysal’ın yargısal tacizi devam ediyor

Yeni bilgi:

Gözlemevi, güvenilir kaynaklar tarafından Nurcan Baysal’a karşı devam eden adli taciz hakkında bilgilendirilmiştir. Front Line Defenders Risk Altındaki İnsan Hakları Savunucuları 2018 Küresel Ödülü’nün sahibi olan gazeteci Nurcan Baysal, Türkiye’de Kürt nüfusun yoğun olarak bulunduğu Güneydoğu Anadolu bölgesindeki insan hakları ihlallerini belgelemekte ve yazmaktadır.

Elde edilen bilgilere göre, 20 Nisan 2020 sabahı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Nurcan Baysal’ı sosyal medya paylaşımları hakkında başlatılan yeni bir soruşturma kapsamında ifade vermesi için karakola davet etmiştir. Nurcan Baysal öğleden sonra avukatı ile birlikte emniyete gitmiş ve Şubat 2018 ile Ekim 2019 tarihlerinde paylaşılan iki tweeti hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” (TCK Madde 216) suçlamasıyla yeni bir soruşturma başlatıldığını öğrenmiştir. Baysal ifadesinin ardından serbest bırakılmıştır. Nurcan Baysal hakkındaki soruşturma halen sürmektedir ve savcı önümüzdeki dönemde Baysal hakkında dava açılıp açılmayacağına karar verecektir.

Nurcan Baysal’ın Twitter hesabına sabitlemiş olduğu 17 Şubat 2018 tarihli tweeti [1], çatışmalar sırasında yıkılmış olan Sur’daki evininin tamiratına başladığını belirterek Sur, Cizre ve Şırnak’ta yaşayanlara evlerini kaybedenlerle dayanışma çağrısında bulunuyor ve onları mahpuslara kartpostal göndermeye davet ediyordu. Ekim 2019 tarihli tweeti ise, Saadet Partisi’nin lideri Temel Karamollaoğlu’nun Türkiye’nin Suriye’ye askeri operasyonu hakkında daha önceki bir paylaşımına yanıt olarak paylaşılmıştı.

Gözlemevi, Nurcan Baysal’ın, yetkililerin Kovid-19 krizine karşı aldığı önlemler ve insan hakları savunucusu Raci Bilici’yle dayanışma çağrısına [2] (bkz. arka plan bilgisi) ilişkin sosyal medya paylaşımları ve gazete yazıları hakkındaki bir soruşturma kapsamında ifade vermeye çağrılmasından sadece 3 hafta sonra bu yeni soruşturmanın açıldığını hatırlatmaktadır.

Gözlemevi, Nurcan Baysal’a karşı devam etmekte olan adli tacizi, meşru insan hakları faaliyetlerine ve ifade özgürlüğünü kullanmasına yaptırım getirmek üzere gerçekleştirilmesi nedeniyle, şiddetle kınamaktadır. Gözlemevi, Türkiye’deki yetkililere, Nurcan Baysal ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz dahil her türlü tacize derhal son verilmesi çağrısında bulunmaktadır.

Arka plan bilgisi:

30 Mart 2020 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Nurcan Baysal hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” (TCK Madde 216) suçlamasıyla bir soruşturma başlatılmıştır. Suçlama, Baysal’ın cezaevinden kendisine gönderilen mektuplar, yetkililerin korona virüs konusunda aldığı tedbirler hakkındaki gazete yazısı ve görüşleri, kısa süre önce hüküm giymiş olan insan hakları savunucusu Raci Bilici ile dayanışma mesajı ve son olarak korona virüse karşı mücadelede cezaevlerindeki yetersiz koşullarla ilgili mahpus ailelerinin çağrılarını içeren sosyal medya paylaşımlarına [3] dayandırılmaktadır. Bazı sosyal medya paylaşımlarında, yaşadığı yer olan Diyarbakır’da korona virüs nedeniyle alınan tedbirler konusunda Ahval haber web sitesinde [4] yayınlanan yazısı da yer almaktadır..

30 Mart 2020 tarihinde, Siber Suçlarla Mücadele Şubesi’nin talebi üzerine, Nurcan Baysal avukatı ile birlikte Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne giderek suçlama ile ilgili ifade vermiştir. Emniyet Müdürlüğü’nde ifade vermesinin ardından gözaltına alınması için resmi işlemler başlatılmış ancak korona virüs riski nedeniyle gözaltına alınmamıştır. Baysal’ın 31 Mart 2020’de tekrar Başsavcılığa gelmesi istenmiştir.

31 Mart 2020 tarihinde, Nurcan Baysal’ın savcılık ifadesi alındıktan sonra savcı, Baysal’ın dosyasını 3. Sulh Ceza Hakimliği’ne göndererek hakkında adli kontrol tedbiri talep etmiştir. Hakim, Baysal’ın gazeteci olmasına ve halkı bilgilendirme hakkını kullandığını bildirmesine dayanarak savcının talebini reddetmiş ve serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ardından Baysal serbest bırakılmıştır. Nurcan Baysal hakkındaki soruşturma halen sürmektedir ve savcı önümüzdeki günlerde Baysal hakkında dava açılıp açılmayacağına karar verecektir.

Talep edilen eylemler:
 
Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Nurcan Baysal ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi;

ii. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12. Maddelerine uyulması;
iii. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.
 
***
Paris-Cenevre, 27 Nisan 2020
 
Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.
 
İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

[1] Bkz. https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/diyarbakir/look-sky-stars-are-still-there?amp. Tweet mesajı şöyle idi: “Sur’da yıkık evimizi toparlamaya başladık. Hadi silkelenin, karamsarlığı ve umutsuzluğu üstünüzden atın! Mapustakilere 1 kart yollayın, arkada bıraktıkları aileleri ile dayanışın, Sur, Cizre, Şırnak… evi yıkılanların yanında olun! Gökyüzüne bakın, yıldızlar hala orada…”
[2] Bkz. 23 Mart 2020 tarihinde yayınlanan Gözlemevi Basın Açıklaması.
[3] Bkz.: https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1237772496683905031; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1238506387489132545; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1238521472387371009; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1239845777041752065; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1240164045669490688; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1240200174816952321;
https://twitter.com/evrenselgzt/status/1240198141284155392; https://twitter.com/ahval_tr/status/1240211607814209538; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1240595658475737089; https://twitter.com/baysal_nurcan/status/1241803739973013505
[4] 18 Mart 2020 tarihinde yayınlanan “Diyarbakır’dan koronavirüs halleri” başlıklı haber: https://ahvalnews.com/tr/koronavirus/diyarbakirdan-koronavirus-halleri

Türkiye: Kadın hak savunucularının keyfi şekilde tutuklanması ve Rosa Kadın Derneği’nin yargısal tacizi

Durum açıklaması:

Gözlemevi, güvenilir kaynaklar tarafından Rosa Kadın Derneği hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında, Diyarbakır’da aralarında Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinen Azad – TJA) ve Rosa Kadın Derneği[1] üyelerinin bulunduğu kadın hakları savunucuları ile aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) üyelerinin bulunduğu Kürt siyasetçilere uygulanan keyfi tutuklama ve adli taciz hakkında bilgilendirilmiştir.

Elde edilen bilgilere göre, Diyarbakır’da 22 Mayıs 2020 sabah erken saatlerde, özel harekat polisi evlerine baskın düzenlediği 19 kişiyi gözaltına almıştır. Polis tarafından gözaltına alınanlar arasında Rosa Kadın Derneği Başkanı Adalet Kaya; Rosa Kadın Derneği kurucu üyeleri Ayla Akat Ata, Narin Gezgör, ve Fatma Gültekin; Rosa Kadın Derneği yöneticileri ve aynı zamanda TJA üyeleri Gülcihan Şimşek ve Zelal Bilgin; HDP MYK üyesi Özlem Gündüz; HDP Yenişehir İlçesi Eş Başkanları Remziye Sızıcı ve Kasım Kaya; Bağlar Belediye Meclisi üyeleri Gönül Aslan, Veysi Kuzu ve Hüseyin Harman; Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Sevim Coşkun; Yenişehir Belediye Meclisi üyesi Nevriye Çur; Kürt siyasetçiler Nazile Tursun ve Celal Yoldaş; DBP eski Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan; HDP üyesi Mehmet Ali Altınkaynak; ve Diyarbakır Barış Anneleri Meclisi üyesi Rebia Kıran yer almaktadır. Polis ayrıca dernek yetkililerine haber vermeksizin Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesindeki Rosa Kadın Derneği ofisinin kapısını kırarak derneğe baskın düzenlemiştir. Yaklaşık beş saat süren aramanın sonunda polis, şiddet ve cinsel tacize maruz bırakılmış bireylere dair kayıtları da içeren bazı belgelere el koymuştur. Yetkili makamların dosya hakkında kısıtlılık kararı alması nedeniyle avukatlar bugüne kadar dosyayı görememiştir.

13 Kadın hakları savunucusu ve altı erkek “terör örgütüne üyelik” (TCK Madde 314/2) ile suçlanmaktadır. Kadın hakları savunucularının, basın açıklaması yapma, 8 Mart yürüyüşü dahil gösteriler düzenleme, 100 günü aşkın süredir kayıp olan bir kadının akıbetini soran pankartlar açma, açlık grevindeki Barış Anneleri’nin oturma eylemlerine katılma ve HDP’li belediye başkanlarının görevden alınmalarına karşı gösterilere katılma benzeri faaliyetleri hakkında ifadeleri alınmıştır. Gizli bir tanık tarafından, kadın hakları savunucularının “daha geniş kitlelerin desteğini almak için tüm kadınları ilgilendiren ve kamuoyunun yakın ilgi gösterdiği kadın cinayetleri, cinsel tacizler gibi konuları ele alarak legal görünüm imajı verip örgüte eleman kazandırmayı amaçladıklarının” iddia edildiği bildirilmiştir. Ayrıca, bu soruşturma kapsamında gözaltına alınanlardan Veysi Kuzu dışındaki tüm erkeklerin “Rosa Kadın Derneği’nin gayri resmi üyeleri” oldukları iddia edilmiştir.

Terörle Mücadele Şubesi’ndeki ifadelerinin ardından Nevriye Çur, Ayla Akat, Zelal Bilgin ve Nazire Tursun, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı tarafından serbest bırakılmıştır. Kalan 15 kişi, savcılık ifadeleri alınmadan tutuklama talebiyle Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmiştir. Sevk edilenlerden Hüseyin Herman, hakim tarafından adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılırken, 13 kişi tutuklamıştır. 68 yaşındaki barış aktivisti Rebia Kıran’a ise “ev hapsi” verilmiştir. Mahkeme kararıyla tutuklanan kadın hakları savunucuları arasında Adalet Kaya, Narin Gezgör, Fatma Gültekin, Gülcihan Şimşek, Özlem Gündüz, Remziye Sızıcı, Gönül Aslan ve Sevim Coşkun yer almaktadır. Gönül Aslan, bakmak zorunda olduğu böbrek hastası 3 yaşındaki oğlu ile birlikte cezaevine konulmuştur.

Gözlemevi, Rosa Kadın Derneği’nin kriminalize edilmesini ve yukarıda belirtilen kadın hakları savunucularına karşı uygulanan keyfi tutuklama ve adli tacizi, meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırmak amacıyla gerçekleştirildikleri görüldüğündene, şiddetle kınamaktadır. Gözlemevi, Türkiye’deki yetkililere, tutuklu bulunan tüm kadın hakları savunucularını derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmaları ve bu kişilerle birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz dahil her türlü tacize derhal son vermeleri konusunda çağrıda bulunmaktadır.

Talep edilen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Rosa Kadın Derneği hakkında yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan dokuz kadın hak savunucusu ve beş erkek siyasetçi ile birlikte Türkiye’de tutuklu bulunan diğer tüm insan hakları savunucularının derhal ve koşulsuz salıverilmesi;

ii. Tutukluluk yerine ev hapsi benzeri tedbirlerin uygulanması da dahil olmak üzere, halen tutuklu annesi Gönül Aslan’ın yanında bulunan 3 yaşındaki oğlunun sağlık ve esenliğinin korunması için gereken her türlü tedbirin alınması;
iii. Tutuklu kadın hakları savunucularının Kovid-19 pandemisi sırasında sağlık ve iyiliklerinin sağlanması için gereken her türlü tedbirin alınması;
iv. Yukarıda adı geçen 13 kadın hak savunucusu ve altı erkek siyasetçi ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi;
v. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12. Maddelerine uyulması;
vi. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Paris-Cenevre, 26 Mayıs 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

[1] Rosa Kadın Derneği, 2016 tarihli kanun hükmünde kararnamelerle Amed’de bulunan tüm kadın hakları örgütlerinin kapatılmasının ardından kurulmuştur ve halen burada kadına karşı şiddet konusunda çalışan tek kadın örgütüdür.

Türkiye: Çağdaş Hukukçular Derneği’nden 19 insan hakları avukatının devam eden adli tacizi

Durum açıklaması:

Gözlemevi, güvenilir kaynaklar tarafından, tamamı Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi olan 19 önde gelen avukattan aralarında Aycan Çiçek, Ebru Timtik, Oya Aslan, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Engin Gökoğlu ve Selçuk Kozağaçlı’nın olduğu avukatların devam eden keyfi tutuklulukları ve adli tacizleri ile birlikte aralarında Ayşegül Çağatay, Didem Baydar Ünsal, Ezgi Çakır, Naciye Demir, Şükriye Erden, Yağmur Ereren, Yaprak Türkmen, Zehra Özdemir, Ahmet Mandacı, Özgür Yılmaz ve Süleyman Gökten’in bulunduğu avukatlara uygulanan adli taciz hakkında bilgilendirilmiştir. Söz konusu insan hakları avukatları bugüne kadar, Soma ve Ermenek’teki maden katliamları, kentsel dönüşüm projelerinden kaynaklı zorla yerinden etmeler, polis şiddeti ve işkence olayları ile düşüncü suçlarına ilişkin davalarda hak ihlaline uğramış birçok müvekkili temsil etmiştir.

Elde edilen bilgilere göre, halihazırda Yargıtay, terörle ilgili suçlamalardan hüküm verilmesinin ardından cezaları İstinaf Mahkemesi tarafından onanan ve aralarında Aycan Çiçek, Ayşegül Çağatay, Didem Baydar Ünsal, Ebru Timtik, Ezgi Çakır, Naciye Demir, Şükriye Erden, Yağmur Ereren, Yaprak Türkmen, Zehra Özdemir, Ahmet Mandacı, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Engin Gökoğlu, Özgür Yılmaz, Selçuk Kozağaçlı ve Süleyman Gökten’in bulunduğu 18 avukatın dosyasını incelemektedir.

2017 yılının son aylarında, tamamı ÇHD üyesi 17 avukat önce gözaltına alınmış ve ardından tutuklanmıştır. Gözaltı ve tutuklamalar, insan hakları avukatları olarak faaliyetleri nedeniyle terör suçlamaları ile 20 avukata karşı başlatılan kovuşturmanın bir parçasıdır.

Dava boyunca, avukatların adil yargılanma hakları sürekli ihlal edilmiş ve dava dosyası gizli tanık beyanı ya da cezaevinde bulunan müvekkillerine yaptıkları ziyaretler benzeri “delillere” dayandırılmıştır. Bir hafta süren duruşmaların ardından 14 Eylül 2018 tarihinde, tutuklu 17 avukatın tamamı İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakılmıştır. Ne var ki aynı mahkeme heyeti, Savcının karara itirazı üzerine, ilk kararlarının üzerinden henüz 24 saat geçmeden 12 avukatın tekrar tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Sonrasında ise serbest bırakılmaları kararını alan mahkeme heyeti, davadan alınarak başka mahkemelerde görevlendirilmişlerdir.

20 Mart 2019 tarihinde, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi yukarıda adları geçen 18 avukat hakkında 3 yıl 1 ay 15 gün ile 18 yıl 9 ay arasında değişen sürelerle hapis cezasına hükmetmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi bu karara yapılan itirazları 8 Ekim 2019 tarihinde reddetmiştir ve dava temyiz incelemesi için Yargıtay’ın önünde bulunmaktadır. Davada yargılanmakta olan diğer bir avukat Oya Aslan’ın dosyası ise ayrılmıştır.

Şu anda, Aycan Çiçek, Ebru Timtik, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Engin Gökoğlu ve Selçuk Kozağaçlı’dan oluşan 7 avukatın tutukluluğu devam ederken 18 avukat hakkında hapis cezasına hükmedilmiştir. Cezalarının Yargıtay tarafından onanması halinde hükümlü tüm avukatlar için hapis cezalarının infazı başlayacaktır. Oya Aslan hakkında açılan dava ise devam etmekte ve Oya Aslan tutuklu yargılanmaktadır.

3 Şubat 2020 tarihinde, yukarıda adları geçen sekiz avukat gerek müvekkilleri gerekse kendileri için adil yargılanma talebiyle cezaevinde açlık grevine başlamıştır. Bu avukatlardan altısı süreç içinde sağlık nedeniyle açlık grevlerine son vermiş, ancak Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal açlık grevine devam etmiştir. İki avukat, aynı zamanda Avukatlar günü olan 5 Nisan 2020 tarihinde açlık grevlerini sınırsız ölüm orucuna çevirmiştir ve o günden bu yana ölüm orucuna devam etmektedir.

Gözlemevi, ÇHD üyesi avukatlara karşı uygulanan keyfi tutuklama ve adli tacizi, insan hakları avukatları olarak yürüttükleri meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırmak amacıyla gerçekleştirildiklerinin görülmesi nedeniyle, şiddetle kınamaktadır. Gözlemevi, Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın devam eden ve hayati tehlike oluşturan ölüm oruçları konusunda ciddi endişelerini ifade etmektedir. Gözlemevi, Türkiye yetkililerine, söz konusu avukatlarla birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz dahil her türlü tacize derhal son vermeleri konusunda çağrıda bulunmaktadır.

Talep edilen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Aycan Çiçek, Ebru Timtik, Oya Aslan, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Engin Gökoğlu ve Selçuk Kozağaçlı ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularının bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasının her koşulda teminat altına alınması;

ii. Tutukluluklarının tamamıyla insan hakları faaliyetlerine yaptırım getirme amacıyla kullanıldığı görüldüğünden keyfi olarak tutuklu bulundurulan Aycan Çiçek, Ebru Timtik, Oya Aslan, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Engin Gökoğlu ve Selçuk Kozağaçlı ile Türkiye’de keyfi olarak tutuklu bulunan tüm insan hakları savunucularının koşulsuz ve derhal salıverilmesi;

iii. Aycan Çiçek, Ayşegül Çağatay, Didem Baydar Ünsal, Ebru Timtik, Ezgi Çakır, Naciye Demir, Oya Aslan, Şükriye Erden, Yağmur Ereren, Yaprak Türkmen, Zehra Özdemir, Ahmet Mandacı, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Engin Gökoğlu, Özgür Yılmaz, Selçuk Kozağaçlı ve Süleyman Gökten ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi;

iv. Yargıtay önündeki dosyalarının adil yargılanma hakları korunarak ve halihazırda ilk derece ve istinaf aşamalarında bu haklarının ağır şekilde ihlal edildiği dikkate alınarak incelenmesinin sağlanması;

v. Artan Kovid-19 tehdidi karşısında, başta ölüm orucunda olan Aytaç Ünsal ve Ebru Timtik olmak üzere, Aycan Çiçek, Oya Aslan, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Engin Gökoğlu ve Selçuk Kozağaçlı’nın ve tutuklu diğer tüm insan hakları savunucularınınderhal serbest bırakılmaları da dahil olmak üzere sağlık ve güvenliklerinin korunması için gerekli tüm tedbirlerin alınmasının değerlendirilmesi;

vi. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12. Maddelerine uyulması;

vii. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr-delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Paris-Cenevre, 8 Haziran 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.
.
Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
• E-posta: Appeals@fidh-omct.org
• FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
• OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

Türkiye: Eren Keskin’in evine kimliği belirsiz kişilerce zorla girildi

Yeni bilgi:

Gözlemevi’nin güvenilir kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre insan hakları avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) eş başkanı Eren Keskin’in[1] evine zorla girilmiştir. Eren Keskin, barış ve insan hakları çalışmaları nedeniyle aralarında 2018 Helsinki Sivil Toplum Ödülü’nün[2] de bulunduğu çok sayıda uluslararası ödül almış ve ayrıca 2018 Martin Ennals İnsan Hakları Savunucuları Ödülü[3] finalisti olmuştur.

Elde edilen bilgilere göre, 20 Haziran 2020 tarihinde kimliği bilinmeyen kişiler evde kimse yokken Eren Keskin’in evine zorla girmiştir. Apartmandan herhangi bir şey çalınmamıştır. Ancak failler Eren Keskin’in çekmecelerini boşaltarak eşyalarını etrafa dağıtmıştır. Ayrıca, mücevherleri odasında bulunan büyük masa üzerine özellikle bırakılmıştır. Olay polise bildirilmiştir ve halihazırda soruşturma yürütülmektedir.

Gözlemevi, saldırıdan dört gün önce 12 Haziran 2020 tarihinde Eren Keskin’in 2015 yılında Türkiye’nin güneydoğusunda uygulanan sokağa çıkma yasağı ve Kürt meselesi hakkında sosyal medyada paylaştığı mesajları ile bağlantılı olarak “terör propagandası” yaptığı iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifade vermek üzere çağrıldığını hatırlatır. Gözlemevi, yukarıda bahsedilen olayın Eren Keskin’i insan hakları faaliyetleri nedeniyle hedef alan bir tehdit ve gözdağı verme amaçlı bir saldırı olduğu endişesini taşımaktadır.

Gözlemevi, Eren Keskin’e karşı tehditlerden dolayı derin endişelerini ifade etmekte ve Türkiye’deki yetkililere, yukarıda bahsi geçen fiillere karşı şeffaf, tarafsız, acil ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmesi ve Eren Keskin ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz dahil her türlü tacize derhal son verilmesi çağrısında bulunmaktadır. Gözlemevi, son olarak, Türkiye’deki yetkililere gazetecileri, insan hakları savunucularını ve siyasi aktivistleri damgalamayı amaçlayan kamusal bir söylem kullanmaktan kaçınarak bu kişilerin faaliyetlerine elverişli bir ortam sağlamaları çağrısı yapmaktadır.

Arka plan bilgisi:

2013 yılından 2016 yılına kadar Eren Keskin, Özgür Gündem gazetesinin genel yayın yönetmenliği unvanını taşımış ve ayrıca 2016 yılının Mayıs ve Ağustos ayları arasında gazetenin cezaevindeki çalışanlarına destek verme amacıyla düzenlenen “nöbetçi genel yayın yönetmeni” kampanyasına katılmıştır. Özgür Gündem gazetesi, 29 Ekim 2016 tarihinde 675 sayılı KHK ile kapatılmıştır.

Dayanışma kampanyasının ardından Özgür Gündem’de eş genel yayın yönetmenliği yapan 49 kişi hakkında ceza soruşturması yürütülmüş ve bunlardan 38’i hakkında ceza davası açılmıştır. Ayrıca çok sayıda köşe yazarı hakkında da gazetede yayınlanan yazıları nedeniyle ceza davası açılmıştır. Gazetedeki yayın yönetmenliği nedeniyle Eren Keskin hakkında bir kısmı daha sonra birleştirilen toplam 143 dava açılmıştır.

Bunlara ek olarak, gazetenin beş danışma kurulu üyesi ile birlikte dört genel yayın yönetmeninin Özgür Gündem’de yayınlanan yazılar nedeniyle “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “suç işlemeye tahrik”, “terör örgütü üyeliği”, “terör örgütü propagandası yapma” ve “terör örgütlerinin açıklamalarını yayma ve nakletme” ile suçlandığı ve Özgür Gündem ana davası olarak bilinen dava, Aralık 2016’da başlamıştır. 10 Ekim 2018’de, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi Eren Keskin’in yurtdışına çıkış yasağını kaldırmıştır. Ne var ki, Keskin hakkındaki diğer dava ve soruşturmalar nedeniyle yurtdışına çıkış yasağı devam etmektedir.

13 Ocak 2020 tarihinde Özgür Gündem ana davasının 15. duruşması İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştür. Savcı mütalaasında, Eren Keskin ve diğer sanıkların ”terör örgütü üyeliği” (TCK Madde 342/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu Madde 5/1) suçlamasıyla cezalandırılmalarını talep etmiştir. Savcı, Eren Keskin’in gazetede yayınlanan yazıları ve gazetenin yayın yönetmenliğini yaptığı dönemde yayınlanan diğer yazılar ile terör örgütünün amaçlarını benimsediğini ve yaydığını iddia etmiştir. Bu davada üç sanık beraat etmiş ve Eren Keskin’in dosyası diğer sanıklarla birlikte ayrılmıştır.

Bugüne kadar, Eren Keskin toplamda 17,5 yıl hapis cezasına ve 400.000 TL (yaklaşık 60.000 Avro) üzerinde para cezasına çarptırılmıştır. Keskin’e verilen para cezaları ile ilgili dosyalardan, yaklaşık 300.000 TL (yaklaşık 45.000 Avro) tutarındaki ceza için istinaf ve temyiz yolları tükenmiş olduğundan Keskin söz konusu tutarı ulusal ve uluslararası dayanışma ile ödemeye başlamıştır. Hapis cezaları ve kalan para cezası için dosyalar halen İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay’da incelenmektedir.

Bunlara ek olarak, Eren Keskin’in insan hakları avukatı olarak devam eden çalışmaları da engellenmektedir: Ağustos 2018’de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı hukuk ekibi Keskin’in barodan çıkartılması ile sonuçlanabilecek bir disiplin soruşturmasının başlatılması talebiyle İstanbul Barosu’na başvuruda bulunmuştur. Soruşturma halen devam etmektedir.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Eren Keskin ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularının fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunmasının her koşulda teminat altına alınması;

ii. Yukarıda bahsedilen fillerin sorumlularının belirlenmesi, bağımsız bir mahkemede yargılanması ve kanun uyarınca cezalandırılması için tarafsız, şeffaf, acil ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmesi ve soruşturma sonucunun kamuya duyurulmasının sağlanması;

iii. Eren Keskin ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi ve herhangi bir engelleme olmaksızın insan hakları faaliyetlerine devam edebilmelerinin sağlanması;
iv. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle 1. ve 12. Maddelerine uyulması;

v. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr- delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. E-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***

Cenevre-Paris, 22 Haziran 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
◦ E-posta: Appeals@fidh-omct.org
◦ FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
◦ OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

[1] Eren Keskin, yaklaşık otuz sene boyunca azınlık haklarının korunması, kadına karşı şiddetin önlenmesi ile militarizm ve işkenceye karşı kampanya yürütülmesi gibi alanlarda çalıştı. Eren Kesin ayrıca trans bireylere ve kadınlara gönüllü olarak hizmet sağlayan Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu’nun da kurucusudur.
[2] Bkz. https://www.nhc.nl/helsinki-civil-society-award-2018-goes-to-eren-keskin/
[3] Bkz. 13 Mayıs 2019 tarihinde FIDH tarafından yayınlanan basın açıklaması: https://www.fidh.org/en/region/europe-central-asia/turkey/turkey-fidh-supports-the-human-rights-activist-eren-keskin

Türkiye: Diyarbakır’da gerçekleştirilen keyfi tutuklamalar

Durum açıklaması:

Gözlemevi, güvenilir kaynaklar tarafından Rosa Kadın Derneği yöneticisi Rojda Barış, KESK Genel Meclis üyesi Ayten Tekeş, Diyarbakır Barış Anneleri İnisiyatifi üyesi Makbule Özbek, Makine Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Arin Zümrüt ve Rosa Kadın Derneği üyesi Jiyan Taş’ın keyfi olarak tutuklanmalarının yanı sıra Özgür Kadın Hareketi (TJA - Tevgera Jinen Azad) üyesi ve gazeteci Ayşe Kara, Diyarbakır Tabip Odası üyesi Ferhat Erkuş, TTB Tıp Öğrencileri Kolu üyesi Azad Can ve Özgürlükçü Hukukçular Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi ve avukat Berdan Acun’a uygulanan adli taciz hakkında bilgilendirilmiştir.

Elde edilen bilgilere göre, 26 Haziran 2020 tarihinde aralarında Rojda Barış, Ayten Tekeş, Arin Zümrüt, Makbule Özbek, Jiyan Taş, Berdan Acun, Ferhat Erkuş, Azad Can ile birlikte Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) belediye meclisi üyeleri, belediye başkanları ve yöneticilerinin de olduğu 45 kişi, Diyarbakır Başsavcılığı tarafından başlatılan bir soruşturma kapsamında polis tarafından Diyarbakır’da gözaltına alınmıştır. Bu soruşturma, Ekim 2018’de Demokratik Toplum Kongresi’ne[1] düzenlenen baskında elde edilen bilgi ve belgelere dayandırılmaktadır. Başlangıçta, 64 kişi hakkında yakalama emri çıkarılmış, ancak bu acil eylem çağrısının yayınlandığı tarih itibarıyla bu emirlerden 45’i yerine getirilmiştir.

28 Haziran 2020’de, savcı gözaltında bulunan kişilerden 14’ünün tutuklanmasını, 2’sinin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasını talep etmiştir.

Aynı gün, mahkeme “silahlı örgüte üyelik” suçlamasıyla aralarında Rojda Barış, Ayten Tekeş ve Arin Zümrüt’ün bulunduğu sekiz kişinin tutuklanmasına karar vermiştir. Berdan Acun’un da dahil olduğu kalan sekiz kişi ise adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştır.

29 Haziran 2020 tarihinde, kalan 29 kişi Diyarbakır’daki çeşitli Sulh Ceza Hakimliklerine çıkarılmıştır. Savcı, Ferhat Erkuş ile birlikte dokuz kişinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasını ve aralarında Jiyan Taş, Ayşe Kara ve 70 yaşındaki Makbule Özbek’in de olduğu 20 kişinin tutuklanmasını talep etmiştir. Hakimler, Ferhat Erkuş ve Azad Can’ın dahil dokuz kişinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasını onaylamıştır. Tutuklanmaları talep edilen kalan 20 kişiden, aralarında Jiyan Taş ve Makbule Özbek’in yer aldığı 15 kişi tutuklanmış ve Ayşe Kara dahil beş kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Tutuklular, Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ve Diyarbakır D tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunmaktadır.

Yukarıda bahsi geçen insan hakları savunucularına, Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi’nde ve mahkemelerde ifade verdikleri sırada, 8 Mart 2020 tarihindeki kadın buluşması ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı gösteriler dahil, yaptıkları gösteriler, toplantılar ve basın açıklamalarına katılımları hakkında sorular sorulmuştur. Savcının aralarından bazılarının tutuklanmasını talep etmiş olmasına rağmen, bu kişilerin ifadeleri savcı tarafından alınmamıştır. Savcılık tarafından 45 kişi hakkında yürütülen soruşturma devam etmektedir ve haklarında kamu davası açılıp açılmayacağına ilişkin karar önümüzdeki günlerde verilecektir. Dosyalar üzerinde kısıtlılık kararı olması nedeniyle soruşturmanın ayrıntıları hala bilinmemektedir.

Gözlemevi, Rojda Barış, Ayten Tekeş, Makbule Özbek, Arin Zümrüt ve Jiyan Taş’ın keyfi olarak tutuklanmalarının yanı sıra Ayşe Kara, Ferhat Erkuş, Azad Can ve Berdan Acun’a karşı uygulanan adli tacizi, meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırmak amacıyla gerçekleştirildiklerinin görülmesi nedeniyle, şiddetle kınamaktadır.

Gözlemevi, Türkiye yetkililerine, bu kişilerle birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz dahil her türlü tacize derhal son vermeleri konusunda çağrıda bulunmaktadır.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Rojda Barış, Ayten Tekeş, Makbule Özbek, Arin Zümrüt, Jiyan Taş, Ayşe Kara, Ferhat Erkuş, Azad Can, Berdan Acun ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularının fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunmasının her koşulda teminat altına alınması;
ii. Tutuklamaların meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırmak amacıyla gerçekleştirildiğinin görülmesi nedeniyle, Rojda Barış, Ayten Tekeş, Makbule Özbek, Arin Zümrüt ve Jiyan Taş ile birlikte keyfi olarak tutuklu bulundurulan diğer tüm insan hakları savunucularının derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmaları;
iii. Rojda Barış, Ayten Tekeş, Makbule Özbek, Arin Zümrüt, Jiyan Taş, Ayşe Kara, Ferhat Erkuş, Azad Can ve Berdan Acun ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi;
iv. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle Madde 1, 6(a), 9, 11 ve 12.2’ye uyulması;
v. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr- delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. E-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Paris-Cenevre, 30 Haziran 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
◦ E-posta: Appeals@fidh-omct.org
◦ FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
◦ OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29


[1] Türkiye’nin demokratikleşmesinin yanı sıra Kürt meselesinin çözülmesi ve devam eden silahlı çatışmanın sona ermesi konularına odaklanan sivil toplum örgütleri ile siyasi örgütlenmelerden oluşan bir kongre.

Türkiye: Sevil Rojbin’e uygulanan insanlık dışı muamele ve keyfi gözaltı

Durum açıklaması:

Gözlemevi, güvenilir kaynaklar tarafından, bir kadın hakları girişimi olan Özgür Kadın Hareketi (TJA - Tevgera Jinen Azad) üyesi ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyesi olan Sevil Rojbin’e uygulanan keyfi tutuklama hakkında bilgilendirilmiştir.

Elde edilen bilgilere göre, Sevil Rojbin, TJA ile birlikte kadın hakları üzerine faaliyetleri ve HDP Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu’na üyeliği ile ilgili olarak Mardin Başsavcılığı tarafından başlatılan bir soruşturma kapsamında, 26 Haziran 2020 tarihinde polis tarafından Diyarbakır’da gözaltına alınmış ve evine baskın düzenlenmiştir.

Sevil Rojbin’in, evine düzenlenen baskın sırasında ve Diyarbakır’da alıkonulduğu süre boyunca işkence olarak nitelendirilebilecek insanlık dışı muameleye maruz bırakıldığı bildirilmiştir. Diğer şiddet türlerinin yanı sıra cinsel tacize maruz kaldığı belirtilmiştir. Adli tıp raporuna göre, bacaklarında polis köpeklerinin ısırık izleri, karın bölgesinde ayakkabı izi ve vücudunda diğer darp izleri tespit edilmiştir. Resmi şikayette bulunmak üzere Rojbin’in vücudundaki izleri gösterir fotoğraflarını çeken avukatı daha sonra ifade vermek üzere savcılığa çağrılmıştır. Bu acil eylem çağrısın yapıldığı tarihte, bahsedilen suistimallerle suçlanan polis memurları hakkında herhangi bir tedbir alınmamıştır.

Sevil Rojbin 27 Haziran 2020 tarihinde, soruşturmanın yürütüldüğü Mardin’deki Terörle Mücadele Şubesi’ne gönderilmiştir.

30 Haziran 2020 tarihinde, savcının “incelemenin devam etmesine” dayandırdığı süre uzatım talebi üzerine, mahkeme Sevil Rojbin’in gözaltı süresini dört gün daha uzatmıştır. Bu acil eylem çağrısın yayınlandığı tarih itibarıyla, Sevil Rojbin hala Mardin’de gözaltında tutulmaktadır. Sevil Rojbin ileri derecede kanser hastasıdır ve alıkonulması nedeniyle sağlığı tehdit altındadır.

Gözlemevi, insanlık dışı muamelenin yasaklandığını ve sorumluların cezalandırılmalarını sağlayacak şekilde insanlık dışı muamele iddialarının kapsamlı bir soruşturmaya tabi tutulması gerektiğini hatırlatır.

Gözlemevi, Sevil Rojbin’in keyfi olarak alıkonulmasını ve maruz kaldığı iddia edilen insanlık dışı muameleyi, meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırmak amacıyla gerçekleştirildiklerinin görülmesi nedeniyle, kınamaktadır. Gözlemevi, Türkiye yetkililerine, Sevil Rojbin birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz dahil her türlü tacize derhal son vermeleri konusunda çağrıda bulunmaktadır.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Sevil Rojbin ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularının fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunmasının her koşulda teminat altına alınması;
ii. Alıkonulmalarının meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırmak amacıyla gerçekleştirildiğinin görülmesi nedeniyle, Sevil Rojbin’in yanı sıra keyfi olarak alıkonulan diğer tüm insan hakları savunucularının derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmaları;
iii. Sevil Rojbin ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli taciz dahil her türlü tacize son verilmesi;
iv. Sevil Rojbin’in gördüğü iddia edilen insanlık dışı muamelenin sorumlularının belirlenmesi, bağımsız bir mahkemede yargılanması ve kanun uyarınca cezalandırılması için tarafsız, şeffaf, acil ve kapsamlı bir soruşturmanın yürütülmesi;
v. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle Madde 1, 6(a), 9, 11 ve 12.2’ye uyulması;
vi. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Mardin Valiliği. e-posta: mardin@icisleri.gov.tr
• Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü. e-posta: diyarbakir155@egm.gov.tr
• Kamu Denetçiliği Kurumu, Kamu Başdenetçisi Şeref MALKOÇ. e-posta: iletisim@ombudsman.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr- delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. e-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Paris-Cenevre, 30 Haziran 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
◦ E-posta: Appeals@fidh-omct.org
◦ FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
◦ OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

Türkiye: Büyükada davasında dört hak savunucusu terör suçlamları ile hapis cezasına mahkum edildi

Yeni bilgi:

Gözlemevi, güvenilir kaynaklar tarafından Uluslararası Af Örgütü Türkiye kurucu üyesi ve Onursal Başkanı Taner Kılıç, İnsan Hakları Gündemi Derneği eski başkanı ve avukat Günal Kurşun, Yurttaşlık Derneği üyesi Özlem Dalkıran, Uluslararası Af Örgütü Türkiye eski yöneticisi İdil Eser’e hapis cezası verilmesi ve İnsan Hakları Gündemi Derneği üyesi Veli Acu, güvenlik danışmanları Ali Gharawi ve Peter Steudtner, Eşit Haklar için İzleme Derneği üyesi Nejat Taştan, Hak İnisiyatifi üyesi ve stajyer avukat Şeyhmus Özbekli, Yurttaşlık Derneği üyesi ve avukat Nalan Erkem ve Kadın Koalisyonu üyesi İlknur Üstün’ün beraati hakkında bilgilendirilmiştir.

Elde edilen bilgilere göre, on bir insan hakları savunucusu aleyhinde acılan davanın 3 Temmuz 2020 tarihindeki son duruşmasında, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Taner Kılıç’a “terör örgütü üyeliği” suçundan altı yıl ve üç ay hapis cezası ve Özlem Dalkıran, İdil Eser ile Günal Kurşun’a “terör örgütüne yardım” suçundan bir yıl on üç ay hapis cezası verilmesine karar vermiştir. Aynı dosyada kovuşturulan diğer yedi insan hakları savunucusunun tamamı, yani Veli Acu, Ali Gharawi, Peter Steudtner, Nejat Taştan, Şeyhmus Özbekli, Nalan Erkem ve İlknur Üstün, beraat etmiştir. Ceza verilen insan hakları savunucuları karara itiraz edeceklerini beyan etmiştir. Cezalarının istinaf mahkemesi tarafından onaylanması halinde, hapis cezası riski ile karşı karşıya geleceklerdir.

Gözlemevi, meşru insan hakları faaliyetleri nedeniyle cezalandırıldığı düşünüldüğünden, Taner Kılıç, Günal Kurşun, Özlem Dalkıran ve İdil Eser’e verilen cezaları şiddetle kınamaktadır.

Gözlemevi, Veli Acu, Ali Gharawi, Peter Steudtner, Nejat Taştan, Şeyhmus Özbekli, Nalan Erkem ve İlknur Üstün’ün beraatlerini memnuniyetle karşılamakta, ancak kendilerine uygulanan adli tacizin ve keyfi olarak tutuklanmalarının sadece meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırmayı amaçlaması, aslında hiç alıkonulmamış ve kovuşturulmamış olmaları gerektiğini hatırlatmaktadır.

Arka plan bilgisi:

5 Temmuz 2017 tarihinde Büyükada’da İnsan Hakları Ortak Platformu tarafından düzenlenen bir dijital güvenlik ve bilgi yönetimi çalıştayı sırasında yapılan bir polis baskının ardından Nalan Erkem, Özlem Dalkıran, İlknur Üstün, İdil Eser, Günal Kurşun, Veli Acu, Nejat Taştan, Şeyhmus Özbekli, Ali Gharawi ve Peter Steudtner yakalanarak İstanbul Büyükada’da bulunan farklı polis karakollarında gözaltına alınmıştır. Çalıştayın düzenlendiği otelin sahibi de gözaltına alınmış ve daha sonra 6 Temmuz 2017’de serbest bırakılmıştır. Türkiye’de ilan edilmiş olan olağanüstü hal kapsamında en az 24 saat boyunca avukatlarına ve ailelerine erişimlerine izin verilmemiştir. 6 Temmuz 2017’de, 24 saat sonra, gözaltı süreleri yedi gün uzatılmıştır.

10 ve 11 Temmuz 2017 tarihlerinde, Nalan Erkem, Özlem Dalkıran, İlknur Üstün, İdil Eser, Günal Kurşun, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli’nin evlerine polis tarafından baskın yapılmış ve arama sonucunda flaş diskler, harici diskler, CD’ler ve sim kartları dahil elektronik ekipmanlara el konulmuştur. Arama emirlerine göre polis, savcının terör faaliyeti şüphesi ile toplantı yaptıkları iddiasını temellendirecek deliller arıyordu. Soruşturmanın gizliliği nedeniyle arama emirlerinin veya el konulan materyallerin listesinin kopyaları avukatlarına verilmemiştir. Nalan Erkem’in dairesinin aranması ertesi sabah İstanbul Barosu’ndan bir temsilcinin hazır olması sağlanana kadar ertelenmiştir. Benzer şekilde, Nejat Taştan, polis araması için evinin kapısını açmak üzere kısa süreliğine gözaltına alındığı yerden çıkarılmıştır. Arama, Taştan’ın itirazlarına rağmen avukatı olmaksızın yapılmıştır.

11 Temmuz 2017 tarihinde, Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu soruşturmasını tamamlamak üzere on insan hakları savunucusunun gözaltı süresini yedi gün daha uzatmıştır. Savcı aynı zamanda soruşturmanın gizli olduğunu ilan ederek avukatların dosyalara erişimini engellemiştir.

18 Temmuz 2017 tarihinde, Çağlayan Adliyesi’ndeki Cumhuriyet Savcısı on insan hakları savunucusunu “üye olmamakla beraber terör örgütü adına suç işlemekle” suçlamıştır. Ne var ki, ne savcı ne de hakim belirli bir örgüt ya da belirli bir suçla ilgili hükme işaret etmiştir. Ayrıca soruşturma bir süre daha gizli tutulduğundan, bu süre boyunca avukatlar müvekkillerinin dosyalarına erişememiştir.

Savcının on insan hakları savunucusunun tamamı hakkında suçlamada bulunmasına ve tutuklanmalarını talep etmesine rağmen, Mahkeme, 17 Temmuz 2017 tarihinde Nalan Erkem, İlknur Üstün, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli’nin adli kontrol ile serbest bırakılmalarına karar vermiştir. Ancak 21 Temmuz 2017 tarihinde, Çağlayan Adliyesi’nde bulunan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine mahkeme yeniden yakalanmalarına karar vermiştir. Nalan Erkem ve İlknur Üstün, 22 Temmuz 2017 tarihinde gece yarısı tekrar tutuklanmıştır.

24 Temmuz 2017 tarihinde, Nejat Taştan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gitmiş ve 25 Temmuz 2017 günü saat 03.00’e kadar İstanbul Adliyesi’nde beklemek zorunda kalmış ve ardından mahkeme adli kontrol talebi ile serbest bırakılmasına karar vermiştir.

25 Temmuz 2017 tarihinde, Şeyhmus Özbekli Diyarbakır Adliyesi’ne gitmiştir ve hakim onun için de adli kontrol şartı ile serbest bırakılmasına karar vermiştir. İki insan hakları savunucusu için de haftada iki kez karakola gitme ve seyahat yasağına uyma zorunluluğu getirilmiştir.

1 Ağustos 2017 tarihinde, İstanbul Sulh Ceza hakimliği Ali Gharavi, Peter Steudtner, Günal Kurşun, Veli Acu, Özlem Dalkıran ve İdil Eser’in serbest bırakılmasını reddetmiştir.

Ardından sırasıyla 18 Temmuz 2017 tarihinde Veli Acu ve Günal Kurşun, 31 Temmuz 2017 tarihinde İdil Eser, Özlem Dalkıran ve Nalan Erkem, ve 1 Ağustos 2017 tarihinde Ali Gharawi ile Peter Steudtner İstanbul’da bulunan Silivri Ceza İnfaz Kurumu’na nakledilmiştir.

16 Ekim 2017 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, daha önce 4 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından on insan hakları savunucusu aleyhinde hazırlanan iddianameyi kabul etmiştir. On insan hakları savunucusu, Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 314.2, 314.3, 220.6, 53.1 ve 58.9 ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Madde 3 ve 5 kapsamında “silahlı terör örgütüne yardım” ile suçlanmış ve haklarında 15 yıla kadar hapis cezası istenmiştir.

16 Ekim 2017 tarihinde, yukarıda bahsedilen ilk grup suçlamalara ek olarak TCK Madde 314.2, 314.3, 63.1 ve 53.1, ile 3713 sayılı TMK Madde 3 ve 5 kapsamında “silahlı terör örgütüne üyelik” ile suçlanan Taner Kılıç’ın dosyası bu iddianame ile birleştirilmiştir.

Konuyu ilk defa 8 Ekim 2017 tarihinde medyadan öğrenen insan hakları savunucuları ve avukatları iddianameye hemen ulaşamamıştır. İddianame, avukatlara 16 Ekim 2017 tarihinde verilmiştir.

25 Ekim 2017 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi; Veli Acu, İdil Eser, Özlem Dalkıran Günal Kurşun, Ali Gharawi, Peter Steudtner, Nalan Erkem ve İlknur Üstün’ün adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ancak mahkeme Özlem Dalkıran, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli’ye seyahat yasağı getirmiştir. Ayrıca mahkeme Özlem Dalkıran ve Veli Acu için adli kontrol kararı vermiştir. Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli hakkındaki adli kontrol 25 Ekim 2017 tarihinde kaldırmıştır.

26 Ekim 2017 tarihinde, İzmir’de bir mahkeme hakkındaki soruşturmanın devam etmesi nedeniyle Taner Kılıç’ın tutuklu yargılanmasına devam edilmesi kararı vermiştir.

31 Ocak 2018 tarihinde, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi Taner Kılıç’ın seyahat yasağı şartı ile serbest bırakılmasına karar vermiştir. Ne var ki, mahkeme kararına savcının İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz etmesi üzerine 36. Ağır Ceza Mahkemesi Taner Kılıç hakkında yeni bir yakalama kararı almıştır. Süreç sonunda, Taner Kılıç 15 Ağustos 2018’de İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla serbest bırakılmıştır.

27 Kasım 2019 tarihinde, davanın onuncu duruşmasında, savcı İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Günal Kurşun, Veli Acu, Nejat Taştan, İdil Eser ve Özlem Dalkıran’a TCK Madde 220/7 ve 314/2 ile 3713 sayılı TMK Madde 5/1’e dayanarak “silahlı terör örgütüne yardım suçundan” ceza verilmesini talep etmiştir. Taner Kılıç’a ise, bunlara ek olarak, TCK 314/1 ve TMK Madde 5/1’e dayanarak “terör örgütüne üyelik” suçundan ceza verilmesi istenmiştir. Duruşmada avukatları, savcı mütalaasının suçlamaları gerekçelendirecek bir temelinin bulunmadığını ve terör örgütüne ait olduğu iddia edilen bir bankaya para yatırma, terör örgütleri ile bağlantılı oldukları iddia edilen kişilerle banka havaleleri yapma ve temasta olma benzeri olaylara dayandırıldığını belirtmişlerdir. Örneğin, söz konusu banka havalelerinden biri avukatlık ücretlerinin ödenmesi içindir. Avukatları ayrıca, iddianamenin hazırlanmasının ardından, savcı mütalaasında terör örgütleri ile bağlantılı oldukları iddia edilen kişilerin kendilerine yönelik bu suçlamalardan beraat etmiş olmaları benzeri Mahkeme’ye sunulan hiç bir delili dikkate alınmadığını vurgulamıştır. Öte yandan, Savcı Ali Gharawi, Peter Steudtner, Şeyhmus Özbekli, Nalan Erkem ve İlknur Üstün’ün beraatı yönünde tavsiyede bulunmuştur.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız

i. Taner Kılıç, Günal Kurşun, Veli Acu, Ali Gharawi, Peter Steudtner, Nejat Taştan, Şeyhmus
Özbekli, Özlem Dalkıran, İdil Eser, Nalan Erkem ve İlknur Üstün ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi;
ii. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle Madde 1, 6(a), 9, 11 ve 12.2’ye uyulması;
iii. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr- delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. E-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Paris-Cenevre, 6 Temmuz 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
◦ E-posta: Appeals@fidh-omct.org
◦ FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
◦ OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

Türkiye (rapor): Toplantı ve Gösteri Özgürlüğüne Yapılan Saldırılar İnsan Hakları Savunucularının Faaliyetlerine Zarar Veriyor

“Sürekli OHAL: Türkiye’de Toplantı ve Gösteri Özgürlüğüne Yönelik Saldırılar ve Sivil Topluma Yansımaları” (A Perpetual Emergency: Attacks on Freedom of Assembly in Turkey and Repercussions for Civil Society,) isimli rapor, Türkiye’de sivil toplumun ve insan hakları savunucularının içinde bulunduğu durum ile toplantı ve gösteri özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve son dönemde yaşanan gelişmelerin bir özetini sunuyor. Rapor bir yandan çeşitli aktörlerin beyanları ve verdiği bilgilere dayanarak çıkarımlar yaparken bir yandan da toplantı özgürlüğünün korunması ve sivil toplum ile insan hakları savunucularına elverişli bir alan sağlanması bakımından yaşanan eksikliklerin giderilmesi adına ulusal ve uluslararası aktörlere öneriler sunuyor.

FIDH Genel Başkan Yardımcısı ve İHD temsilcisi Reyhan Yalçındağ, “Türkiye’de toplantı ve gösteri hakkı kullanılarak dile getirilenler de dahil olmak üzere her türlü muhalif ifade, yetkililer tarafından sistematik olarak hedef alınıyor ve bastırılıyor,” dedi.

“Bunun sonucu olarak, bireyler ve kurumların insan haklarını savunabilme ve hükümetin uygulamalarını eleştirebilme kapasitesi çarpıcı bir şekilde azaldı. Yetkililer, toplantı özgürlüğünü kısıtlamak yerine özgürlükleri savunmalı ve saygı göstermeli ki demokratik bir tartışma ortamı sağlanabilsin ve sivil toplum da yaşamsal öneme sahip faaliyetlerini sürdürebilsin.”

Reyhan Yalçındağ, FIDH Genel Başkan Yardımcısı ve İHD temsilcisi

Hükümetin sivil topluma yönelik baskıları, 2013 yılındaki Gezi Parkı eylemleri, 2015 yılında barış sürecinin sona ermesi ve 2016 yılındaki darbe girişimiyle gitgide yoğunlaşarak son yıllarda her alanda kendini hissettirmeye başladı. Bu durum, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü de dahil olmak üzere medeni haklara ilişkin durumun gerilemesinide beraberinde getirdi. Rapor kapsamında görüşülen bir sivil toplum temsilcisi bu durumu “iktidarın meşruiyetini sorgulatma kapasitesi olan her şey hedef alınıyor” sözleriyle ifade etti.

OMCT Genel Sekreteri, Gerald Staberock, “Darbe girişiminden bu yana, Türkiye’de toplantı ve gösteri özgürlüğü ihlalleri endişe verici bir seviyeye ulaştı ve insan hakları grupları ve bireyleri baskılayan bu uygulamalar yakın zamanda sona erecek gibi görünmüyor,” dedi.

“Sivil alanın giderek daraldığı ve yetkililerle yapıcı bir diyalog ihtimalinin masadan kalkmış gibi göründüğü bu koşullarda, uluslararası kuruluşlar, toplantı özgürlüğünün korunmasına yardımcı olmak ve daha fazla aşınmasının önüne geçme adına somut adımlar atmalıdır.”

Gerald Staberock, OMCT Genel Sekreteri

Türkiye hükümetine sunulan önerilere ek olarak, rapor ayrıca Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Güvenlik ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın dahil olduğu uluslararası kuruluşlara yönelik detaylı eylem önerileri de sunuyor. Bu aktörler, durumun izlenmesi, barışçıl toplantı özgürlüğüne getirilen kısıtlamaların sivil topluma yansımalarını değerlendirmek amacıyla Türkiye’ye ziyaretlerin düzenlenmesi, basın açıklamaları veya ikili ve çoklu görüşmeler esnasında diplomatik kanallar yoluyla endişelerin dile getirilmesi ve öneriler sunulması da dahil olmak üzere çeşitli adımlar atmaya davet ediliyor.

Bu rapor, AB tarafından fonlanan ‘Türkiye’deki Hak Savunucularına Kapsamlı Destek’ programı kapsamında, Türkiye’de daralan sivil alan konusunda yayınlancak olan iki rapordan oluşan serinin ilkidir. Bu program, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ile Dünya İşkenceyle Mücadele Örgütü (OMCT)’nün de aralarında bulunduğu STK’lardan oluşan Konsorsiyum tarafından yürütülmektedir. Program, Türkiye’deki insan hakları savunucularına ve sivil topluma, karşılaşılan güçlüklerin raporlanması da dahil olmak üzere, çeşitli yollarla destek sunmayı ve onların kapasitesini geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Sürekli Olağanüstü Hal Uygulamaları

2016’da darbe girişimi ardından ilan edilen olağanüstü hal, valilere tanınan eylem ve etkinlikleri yasaklama yetkisinin önünü açtı ve bu yetki keyfi bir şekilde uygulanmaya devam ederken pek çok kez meşru dayanaktan yoksun yasaklar ilan edildi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından yapılan araştırmaya göre, 1 Ocak 2019 ile 31 Ocak 2020 tarihleri arasında, süreleri 2 gün ile 395 gün arasında değişen, eylem ve etkinliklere yönelik toplam 25 ilde en az 147 kez yasaklama kararı alındı.

Temmuz 2018’de olağanüstü halin sona ermesine rağmen sınırlamalar ve hak ihlalleri sona ermedi. Gerçekten de baskıların azaldığına yönelik hiçbir belirti olmaksızın toplantı özgürlüğüne yönelik sınırlamalar devam ediyor. Yasaklara rağmen toplantı ve gösteri özgürlüklerini kullanmak isteyen protestocular, gösterilerin güç kullanılarak dağıtılması da dahil, polis şiddeti ve adli tacize maruz kalırken orantısız güç uygulayan polis memurları çoğu zaman cezasızlık zırhı ile korunuyor. TİHV tarafından paylaşılan güncel verilere göre 2019 yılında polis en az 1.215 gösteriye müdahale ederken bu gösterilerde en az 3.980 kişi gözaltına alındı, 95 kişi yaralandı, 37 kişi tutuklandı ve 43 kişi adli kontrol, yurtdışı yasağı, ev hapsi ve karakolda imza verme gibi tedbirlere maruz bırakıldı. Barışçıl bir şekilde karşıt görüşleri açıklama özgürlüğüne getirilen bu kısıtlamalar Türkiye’nin anayasal ve uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı. Tüm bu uygulamalar, protestocuları ve sivil toplum aktörlerini karalamaya ve terörle bir arada anarak yasadışı bir görüntü çizmeye yönelik olumsuz kamusal söylemlerle bir araya gelince, sivil toplum aktörleri üzerinde caydırıcı bir etki yaratıyor. Kendilerini köşeye sıkıştırılmış hisseden sivil toplum aktörleri, insan hakları konusunda ses çıkarmaktan ve harekete geçmekten mahrum bırakılmaya çalışılıyor.

Olağanüstü halin sona ermesinden bu yana iki yıl geçmesine rağmen, olağanüstü hal KHK’ları ile olağan dönem hukukunda çeşitli değişiklikler yapılarak temel haklara ve hukuk devletine ilişkin, olağanüstü hal koşullarını aşan, sınırlamalar getirildi. Bu sebeple, pek çok sivil toplum aktivisti Türkiye’nin pratikte hala olağanüstü hal düzeni yaşadığını düşünüyor. Bunun yanı sıra, mahkemeler çoğu zaman hak ihlallerini engellemek veya gidermek için zamanında ve etkili müdahalede bulunmayarak yetkililerin kendilerine verilen yetkileri sınırsızca kullanmasının önünü açıyor. Bu durum, sivil toplumu keyfi uygulamalara karşı onarım yollarından mahrum bırakıyor. Rapor kapsamında görüşme yapılan bir sivil toplum temsilcisi bu durumu “mahkemeler isteseler de toplantı ve gösteri özgürlüğünü savunabilecek konumda değiller; çok güvencesizler,” sözleriyle ifade etti.

Orantısız olarak etkilenen gruplar

Bazı sivil toplum kuruluşları ve insan hakları savunucuları barışçıl toplantı özgürlüğüne getirilen kısıtlamalardan ciddi bir biçimde etkilendi ve baskılardan orantısız olarak etkilendi. İktidar tarafından siyasi olarak hassas addedilen konularda yapılan gösteriler daha fazla yasaklamayla karşılaşıyor ve daha sık kriminalize ediliyor. Kamuoyunu ilgilendiren her türlü mesele, yetkililer tarafından bu yönde değerlendirilerek kısıtlamalara maruz bırakılabiliyor; LGBTİ+ ve kadın hakları bu konular içinde değerlendirilebildiği gibi Kürt sorunu, Türkiye’nin sınır dışı askeri politikası, ve terör örgütleriyle iltisaklı olmak iddiasıyla KHK ile işlerinden atılan kamu çalışanlarının hakları da bu kapsamda değerlendirilerek yoğun baskılara maruz bırakılıyor. Olağanüstü halden en ciddi etkilenen gruplardan biri de LGBTİ+ hak savunucuları; özellikle de Ankara’da ilan edilen genel eylem ve etkinlik yasağı durumun ciddiyetini ortaya koyan örneklerden biri.

Onur Yürüyüşleri Türkiye’nin her yerinde yasaklanırken, LGBTİ+ hareketi de bir yandan kamusal alandan uzaklaştırılıyor, yetkililer ve kamu tarafından düşmanlaştırılıyor ve bugüne kadar herhangi bir problem yaşamadan düzenledikleri eylem ve etkinlikler birer birer yasaklanıyor. Bu duruma paralel olarak, kadın hakları savunucuları da olağanüstü hal ilan edilmesinden bir süre sonra hedef tahtasına oturtuldu. Hükümetin otoriter ve erkek egemen politikalarına karşı eleştirilerini açıkça ifade eden son gruplardan biri olarak, kadın hakları savunuları da sivil alana yapılan saldırılardan ve barışçıl toplantı özgürlüğüne getirilen kısıtlamalardan muaf olmadı.

Türkiye: Diyarbakır’da kadın hakları savunucularının keyfi olarak tutuklanması ve adli tacizi

Durum açıklaması:

Gözlemevi, güvenilir kaynaklar tarafından Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) Eş Başkanı Elif Haran ile Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinen Azad – TJA) üyesi kadın hakları aktivistleri Hasret Alp, Bahar Akyapı ve Figen Ekti’nin devam eden keyfi tutukluluğu ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu sözcüsü ve Jinnews editörü Ayşe Güney, TJA sözcüsü Ayşe Gökkan, TJA kadın hakları aktivistleri Zekiye Güler, Emine Kaya, Selma Metin, Ruken Şehir, Şükran Tamir, Gülseren Akkum, Tekoşin Tekin ve Hatice Şen, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Diyarbakır Şubesi Yöneticisi Rozerin Çatak, Büro Emekçileri Sendikası (BES) eski yöneticileri Dilan Yakut ve Güneş Özel’in aralarında bulunduğu kadın hakları savunucularına karşı devam eden adli taciz hakkında bilgilendirilmiştir.

Elde edilen bilgilere göre, 14 Temmuz 2020 tarihinde, Diyarbakır’da, polis memurları yukarıda bahsedilen 17 kadın hakları aktivisti dahil 23 kadının evlerine baskın düzenlemiş ve bu kişileri gözaltına alarak Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürmüştür. Sonraki günlerde, aynı soruşturma kapsamında aralarında yetmiş yaşının üzerinde olan Barış Anneleri Girişimi üyesi Hayriye Türkekul ve Aklime Hanas’ın da bulunduğu beş kadın daha gözaltına alınmıştır. Emniyet Müdürlüğü’nde ifadeleri vermelerinin ardından, kısa süre önce gözaltına alınan beş kadın serbest bırakılmış ve kalan 23 kadın ise daha sonra Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermiştir.

Kadın hakları savunucuları, kadın hakları girişimi olan TJA’ya üyelikleri, TJA tarafından düzenlenen toplantı ve basın açıklamalarına katılmaları, toplumsal cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi ve diğer kadın hakları meseleleri hakkındaki toplantı, gösteri ve basın açıklamalarına katılmaları, Kürt siyasetçilerin açlık grevleri hakkındaki basın açıklamalarına katılmaları ve TUHAD-FED kongresine gitmeleri nedeniyle “terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla karşı karşıya bulunmaktadır.

17 Temmuz 2020 tarihinde aralarında kadın hakları savunucuları Ayşe Güney, Ayşe Gökkan, Zekiye Güler, Emine Kaya, Selma Metin, Ruken Şehir, Şükran Tamir, Gülseren Akkum, Tekoşin Tekin, Hatice Şen, Rozerin Çatak, Dilan Yakut ve Güneş Özel’in bulunduğu toplam 18 kadın adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılırken, mahkeme Elif Haran, Hasret Alp, Bahar Akyapı ve Figen Ekti dahil beş kadının tutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklanan dört kadın hakları savunucusu Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulmaktadır.
Gözlemevi, Diyarbakır’da Rosa Kadın Derneği ve TJA hakkında kısa süre önce açılan soruşturmaları ve onlarca kadın hakları savunucusunun insan hakları faaliyetleri nedeniyle keyfi olarak alıkonulduklarını hatırlatmaktadır.[1]

Gözlemevi, meşru insan hakları faaliyetleri nedeniyle cezalandırılmalarının amaçlandığı tespit edildiğinden, Elif Haran, Hasret Alp, Bahar Akyapı ve Figen Ekti’nin keyfi tutuklanmasını ve ayrıca Ayşe Güney, Ayşe Gökkan, Zekiye Güler, Emine Kaya, Selma Metin, Ruken Şehir, Şükran Tamir, Gülseren Akkum, Tekoşin Tekin, Hatice Şen, Rozerin Çatak, Dilan Yakut ve Güneş Özel’e uygulanan adli tacizi kınamaktadır.

Gözlemevi, Türkiye yetkililerine, bu kişilerle birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz dahil her türlü tacize derhal son vermeleri konusunda çağrıda bulunmaktadır.

İstenen eylemler:

Lütfen aşağıdaki talepler doğrultusunda Türkiye yetkililerine yazınız:

i. Elif Haran, Hasret Alp, Bahar Akyapı ve Figen Ekti ve Türkiye’deki diğer tüm insan hakları savunucularının bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasının her koşulda teminat altına alınması;
ii. Tutuklamaların meşru insan hakları faaliyetlerini cezalandırmak amacıyla gerçekleştirildiğinin görülmesi nedeniyle Elif Haran, Hasret Alp, Bahar Akyapı ve Figen Ekti ile birlikte keyfi olarak tutuklu bulundurulan diğer tüm insan hakları savunucularının derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmaları;
iii. Elif Haran, Hasret Alp, Bahar Akyapı, Figen Ekti, Ayşe Güney, Ayşe Gökkan, Zekiye Güler, Emine Kaya, Selma Metin, Ruken Şehir, Şükran Tamir, Gülseren Akkum, Tekoşin Tekin, Hatice Şen, Rozerin Çatak, Dilan Yakut ve Güneş Özel ile birlikte Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına karşı gerçekleştirilen adli tacizler dahil her türlü tacize son verilmesi;
iv. Kürt kadın hakları savunucularına karşı uygulanan adli taciz ve keyfi tutuklama uygulamalarına son verilmesi ve kadınların haklarını savunmak için meşru faaliyetlerine devam ettirmelerine elverişli bir ortamın sağlanması;
v. 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve özellikle Madde 1, 6(a), 9, 11 ve 12.2’ye uyulması;
vi. Türkiye tarafından kabul edilen uluslararası sözleşmeler ve uluslararası insan hakları standartları uyarınca insan hakları ve temel özgürlüklere saygının her koşulda sağlanması.

Adresler:

• Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Faks: +90 (312) 525 58 31. e-posta: contact@tccb.gov.tr
• Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. e-posta: info@adalet.gov.tr. Faks: +90 (0312) 419 33 70
• İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. e-posta: diab@icisleri.gov.tr; sti@icisleri.gov.tr
• Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği, Brüksel, Belçika. Faks: + 32 2 511 04 50. e-posta: info@turkdeleg.org; tr- delegation.eu@mfa.gov.tr
• Büyükelçi Sadık Arslan, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, İsviçre. E-posta: turkey.unog@mfa.gov.tr

Lütfen ülkenizdeki Türkiye büyükelçiliği ya da diplomatik misyonlarına da yazınız.

***
Paris-Cenevre, 24 Temmuz 2020

Yanıtınızda atılan adımlar hakkında bu başvurunun kodunu belirterek bizi bilgilendirmenizi rica ederiz.

İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (Gözlemevi) 1997’de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Müdahale Örgütü (OMCT) tarafından kurulmuştur. Bu programın amacı, insan hakları savunucularına karşı baskıyı engellemek veya bu durumlara çözüm üretmek üzere müdahale etmektir. FIDH ve OMCT, uluslararası sivil toplum tarafından hayata geçirilen bir Avrupa Birliği İnsan Hakları Savunucuları Mekanizması olan ProtectDefenders.eu üyesidir.

Gözlemevi ile irtibata geçmek için acil durum hattını arayınız:
◦ E-posta: Appeals@fidh-omct.org
◦ FIDH Telefon ve faksı: + 33 1 43 55 25 18 / +33 1 43 55 18 80
◦ OMCT Telefon ve faksı: + 41 22 809 49 39 / + 41 22 809 49 29

___

[1]Bkz. Gözlemevi Acil Eylem çağrısı TUR 005 / 0520 / OBS 058